8 Şubat 2010

Bu ay yapmak istediklerimin arasında, yukarıda fotoğrafı olan kitapta ki bütün boyama tekniklerini denemek var.
Hatta bir tanesine sevgilimi de dahil edip salonun bir duvarını süslemek istiyorum.

Pazar günü gezdik yine. Biz yürüdük oğlumuz bisiklete bindi. Günlerdir rejimdi kiloydu umursamayıp canım ne istiyorsa yiyorum. Yakında başlar vicdan azabı.

Ve Şubat ayında bahar geldi. Her yerde çiçekler açtı. Bugün benim yaşgünüm ama okul olduğu için asıl kutlamayı salı günü yapacağız. Bu ay kışın en güzel ayı benim için.
5 Şubat 2010

Eskiden hayatımda yokluğunu en çok hissettiren şey huzurdu. Hayatında benim kadar sözlü şiddete uğramış bir insan varmıdır bilmiyorum. Bu nedenle sakin ve huzurlu bir hayatım olabilmesi için çok çaba harcadım.
Arkadaşlarımı saygı duyduğum insanların arasından seçtim onlar da bana saygı gösterdiler. Aramızda yanlış anlaşılmalar ya da düşünce ayrılıkları çıktığında birbirimize neler düşündüğümüzü söyledik, bazen yollarımız da ayrıldı ama hiç hakaret etmedik.
Bence ne düşündüğünü söylemek önemlidir. Ben katılsam da katılmasam da herkesin düşüncelerini duymayı severim. Eğer düşünceleriniz hakaret ederek dile getirmek gibi bir eğilimizi varsa kaybedersiniz. Çünkü hakaret bir şiddet çeşididir. Ne kadar zeki olduğunuz, ne kadar haklı ve yerinde konuştuğunuz değerini kaybeder ve hakaretin gölgesi altında kalır.
Ne kadar haklı olursanız olun, hakaret şiddettir ve kelimeler tokat atmak kadar şiddet içerir.
Dört yıldır Crebro’ya yazıyorum. Beşbinden fazla yorum aldım. Bu yorumların çoğunluğu destekleyici ve güzel yorumlardı çok teşekkür ederim.
Bazıları gizliden ya da açıktan iğneleyici mesajlar içeriyordu ve bazıları açık açık eleştiriydi. Onlarara da teşekkür ederim.
Bana istediğiniz herşeyi hakaret etmeden yazarsanız okurum.
Ama bazıları bana hakaret ettiler. Onlara hiç teşekkür etmedim. Yazdıklarını sildim. Hatta hakaretle başlayıp uzun yazanların, yazılarını okumadan sildim.
Bu yazıyı yazmamın sebebi aşağıdaki yorum. Yorum Frontal Cortex yazısına gelmiş. Eğer o yoruma cevap gelmeden önce ben görmüş olsaydım silecektim. Ama geç kaldım. Deniz ve Ebruli günlerdeyim cevap vermişler, size destekleriniz için teşekkür ederim.
Sadece üst paragrafı yazıp yollasaydı yorumunu ciddiye alıp yazıyı düzeltecektim ama ikinci paragrafta hakaret olduğu için düzeltmiyorum.
Eğer Crebro’da böyle bir yorum görürseniz lütfen ciddiye alıp cevap vermeyin. Genelde yorumların benim onayıma gerek kalmadan atılabilmesinin sebebi herkesin düşüncelerini söyleyebilme şansı olması. Eleştirebilirsiniz ama bana hakaret edemezsiniz.
Çok yazım hataları yaptığımı düşüneneler için de şunu söyleyeyim. Crebro bir gazete ya da dergi değil. Bir günlük. Amerika’da yaşayıp günün büyük bölümünü ingilizce konuşup, yazıp, okuyarak geçirdiğim halde elimden geldiğince okunabilir yazılar yazmaya çalışıyorum. Gün içinde okula gidiyor, ödev, ev işleri yapıyor, çalışıyor , çocuğuma bakıyor ve haftada bir iki defa Crebro’ya yazıyorum. Bütün bunlara yetişebildiğim için çok şanslıyım.
Ben her konuda herşeyi bilen kusursuz bir insan olduğumu düşünmüyorum. Eğer rahatsız olduğunuz şeyler varsa yazın düzelteyim. Ama hakaretlerinizi sileceğimi ve ciddiye almayacağımı bilmenizi isterim.
3 Şubat 2010

Yine güne beş civarlarında başladık. Arel bir haftadır sabah dört buçuk, beş gibi uyanıyor. Gece saat birden önce uyumayan bir anne olarak biraz zorlanıyorum tabi.
Yorgunluk ve yoğunluktan çok, günün yirmi saati uyanık olmanın en sıkıcı tarafı kafamın dolması. Hatta en büyük yorgunluk sebebi bu bence, kafam doluyor şişiyor :)
Aslında kafama ne gireceği, ne göreceğim ve neler okuyacağım konusunda seçici davranıyorum. Beynimi gereksiz bilgi trafiğine açmıyorum mesela. İnterne bakmak, gazete okumak gibi konularda sınırlarım var. Bu sınırları kaldırıp kendime gereksiz bilgilerle de ilgilenme fırsatı verdiğimde erkenden yoruluyorum zaten.
İnsan vücudunda iki organına çöplük görevi veriyor. Biri çok bilindiği üzere miğdesi diğeri de beyni.
Neyse bunlar benim düşüncelerimdi. Gelelim Jonah Lehrer‘ın neler düşündüğüne ve yazdığına. Kendisi nasıl karar veririz diye bir kitap yazmış. Kitabı okumadım ama kitabın içieriğindeki araştırmalardan birini okudum.
Araştırmanın amacı, nasıl karar verdiğimizi aydınlatmak.
Deney şöyle :
İki farklı grup oluşturyorlar. Birinci gruba iki haneli bir rakam veriyorlar. İkinci gruba da yedi haneli bir rakam veriyorlar. İki gruba da bu rakamları yemekten sonraya kadar akıllarında tutmalarını söyleyip, onları açık büfeye yönlendiriyorlar. Açık büfede iki türde yemek var. Fazla kalorili tamamen zararlı yiyecekler ve az kalorili sağlıklı yiyecekler.
Kendisine iki haneli rakam verilmiş grup içeri girince sağlıklı yiyecekleri seçiyor. Yedi haneli rakam verilenler de en zararlılarını.
Araştırmanın sonucu: Kararlarımızı beynimizin ön kısmında bulunan cortexten veriyormuşuz. Hafısa kapasitesi zayıf ve her türlü bilgiyi toparlayıp beynin gerekli yerlerine gönderen yer (frontal cortex). Eğer orayı fazla meşgul edersek, günlük kararlarımızın olumsuz etkilenmesine neden oluyormuş.
Beynin nasıl çalıştığıyla ilgili bilgiler edinmek isteyenler, internet sitesini ve kitabı okusun. Konuyu ilginç bulmayanlar cortexlerini gereksiz yere yormasınlar :)
Yukarıdaki fotoğrafı ödev olarak çektim.
1 Şubat 2010

Ayça beni hakkımda bilinmeyen 7 enteresan şey konulu sobesine dahil etmiş. Yazmadığım şey kalmadı ama bir kaç birşey daha var tabi :)
İlk defa ondört yaşımda aşık oldum. Hem de nasıl tutkulu ve derin bir aşktı. Yıllarca sürdü aşkım(ız). Soğuk, kibirli ve gururlu Mr Darcy ‘e aşık olduğum için kendime kızdığım zamanlar oldu. Ama ne zaman hayal kırklığına neden olan bir flört yaşasam Mr Darcy’e döndüm. Kimse onun yerini tutamazdı zaten! Yıllar sonra gördüm ki dünya üzerinde binlerce kadın aynı benim gibi düşünüyormuş :)
Hayatımda önemli birşey olmadan önce onun sonucunu rüyamda görürüm. Hayatımızda önü görünmeyen birşey oldu mu genel olarak onun ne zaman olacağını bilemem ama olup olamayacağını bilirim. Uzun zamandır görüşmediğim biri arayacağı ya da mail atacağı zaman mutlaka gece onu rüyamda görürüm ve mutlaka sabah rüyayı hatırlarım. Sevgilim bu nedenle benden biraz ürker :)
Son yıllarda en nefret ettiğim şey üzüldüğümün anlaşılması. Üzüntümden geberiyor olsam kimseye göstermem. Hatta beni üzen kişi beni bu halde gördüyse onunla hayat boyu bir daha karşılaşmamayı tercih edebilirim.
İyi bir insan olabilmek için bilinçli olarak çok çaba harcarım. Bu nedenle bir yere kadar iyi niyetimin kullanılmasına ve saf yerine konmaya göz yumarım. Ama bir yerden sonra hala suistimal söz konusuysa, bu gidişi nazikçe durdurum.
Pantolonu daha sık giyesem de her geçen yıl dolabımdaki etek ve elbise sayısı artmakta ve eskiye göre daha çok kullanılmaktadır.
Yukarıdaki fotoğraf ben üç buçuk yaşımdayken çekilmiş. O günleri hatırlamıyorum ama kafamda neden mavi havlu olduğunu çok biliyorum. Çünkü kısa saçlarımdan nefret ederdim ve uzun saçlarım varmış gibi hissetmek için kafamda havluyla dolaşırdım :) Oniki yaşınmdan sonra sadece bir kere daha çok kısa kestirdim saçımı ve hayatımın sonuna kadar da bir daha asla kısa kestirmek zorunda kalmak istemiyorum.
Bir de, yıllardır hafta da en az üç gün kırkbeşer dakika koşarım.
29 Ocak 2010

No one’s got it all
Power to the people
We don’t want it
We want pleasure
And the T.V.s try to rape us
And I guess that they’re succeeding
And we’re going to these meetings
But we’re not doin’ any meetin’
And we’re trying to be faithful but we’re cheatin’, cheatin’, cheatin’
I’m the hero of the story
Don’t need to be saved
It’s al-right, it’s al-right, it’s al-right, it’s al-right
It’s al-right, it’s al-right, it’s al-right
It’s al-right, it’s al-right, it’s al-right
It’s al-right, it’s al-right, it’s al-right
Hero – Regina Spektor
Hero