Hadi Boyalarla Oynayalım

12 May 2008

Anneler gününüz kutlu olsun…

annelergunu.jpg

Sabah uyandığımdan beri yağmur yağıyor.

Anneler gününü dışarıda koşa oynaya kutlarız diye düşünüyordum ama hava muhalif oldu :)

Hava muhalefeti, Türk dilinde kendine özgü yerini ve konumunu her daim koruyacaktır. Umuyorum ki bana olan tutumunu bu istikrarla korumaz.

Neyse biz de Arel’e bebeklerin oynayabileceği boyalardan aldık. Anne oğul boyalarla oynadık.

Onun parmaklarıyla boyadığı ilk şaheserleri bana anneler günü hediyesi oldu.

Satılık Yazlık

07 May 2008

 Kutup Yıldızı Nerede? başlıklı yazıyı yazalı iki yıl olmuş! 

balkon-manzarasi.jpg

Benim vazgeçilmez Akdeniz’im şimdi çok uzaklarda.

Sevgilimle orada tanışmıştık. Havuz kenarında.

Akdeniz gecelerinde kumsalda bana ud çalardı. Kumlara uzanıp yıldızları izlerdik. 

Denizden havuzdan çıkmazdık. Her yıl giderdik yazlığa çocuk olurduk, özgür olurduk yazlıkta.

ev2.jpg

Geçen gün annemle konuştuk, Alanya’daki evi satmak istediklerinden bahsetti.

Artık siz de gelmiyorsunuz ne yapalım biz yazlığı dedi. Üzülmedim desem yalan olur. İnsanın yaşadığı güzel günleri arkasında bırakması zor oluyor.

ev1.jpg

Bu fotoğraflar evimizin bulunduğu siteye ait.

arka-balkon-manzarasi.jpg

Evimiz Alanya, Afsallar’da, iki oda bir salon, klimalı, yarı olimpik havuzu ve bir de çocuk havuzu var. Kumsala bir kaç dakika uzaklıkta.

Ayrıntılı bilgi için, 0535 426 2805

Tünel Kitaplar II

04 May 2008

tunnel.jpg

İlk yaptığım tünel kitabımı sevgilim ele geçirince ben de yukarıdaki tünel kitabı kendime yaptım.

Kitabın yapımı zevkliydi de çok zamanımı aldı. Hatta yaparken fotoğraflayıp yapılışını anlatmayı deneyecektim ama bir iki fotoğraftan sonra zaten uzun süren çalışmayı hiç bitirememekten korktum.

Bu kitabı yaparken bir gün gelecek Arel’le birlikte resimler, kitaplar yapacağız diye çok heyecanlandım.

Pazartesi günü okul bitiyor. Bütün derslerden A aldım. Aslında notları kafama takmazdım ama bu notların maddi getirileri olacağı için kendimi A almaya zorladım.

Afferin bana :)

Yaz döneminde de ders alacaktım ama bu tempoyla yaşamaya devam edemeyeceğime karar verip yazı Arel’le geçirmenin keyfini çıkarmaya karar verdim.

Bu günlerde bebeğimle birlikte bahar gezintileri yapıyoruz. Havalar harika. Fırsat buldukça fotoğraf çekiyorum. Arel’le hergün parklara gidiyoruz oturduğumuz sitede yeni bir çok arkadaşım oldu.

Bu sitede herkesin en az iki üç çocuğu olduğu için Arel’le aynı aylarda bir çok bebek var. Yani anne oğul baharın tadını çıkarıp yeni arkadaşlar ediniyoruz.

Malesef birkaç gün önce Arel’i sütten kesmek zorunda kaldım. Aslında iki yıl emzirmeyi planlıyordum ama uzun süre ilaç kullanmamı gerektiren bir rahatsızlığım olduğu için doktor daha fazla ertelemememi istedi. Neyse bu rahatsızlık daha önce de ortaya çıkabilirdi hiç değilse bir yıl emzirebildiğim için mutluyum.

Arel Onbir Aylık

27 Apr 2008

034.JPG

Geçtiğimiz ay hava ısındı ve Arel küçük bebek olmaktan çıkıp büyük bebek olmaya başladı. Bizim için en heyecan verici gelişme ilk adımları oldu. Mart ayının ortalarından itibaren küçük yürüme denemeleri yapan bebeğimiz Nisan’ın onbeşinde annesiyle babası arasında dört beş adımlık hamlelerle yürümeye ne kadar istekli olduğunu bize ispatladı.

O günden beridir kucağımızı açtık mı kıkırdayarak hızlı hızlı bize gelip boynumuza sarılıveriyor. Gelip boynuma sarılınca onun heyecanı bana da geçiyor inanılmaz mutlu hissediyorum.

015.JPG

Ayakta duruyor olmasıyla birçok şey değişti; parklar, bahçeler, oyun alanları bizim oldu. Hergün neredeyse günün yarısını dışarıda geçiriyoruz eve girerken çok yorgun bile olsa içeri girmemek için sızlanıyor. Sokak çocuğu oldu oğlumuz.

havuc.jpg

Artık sekiz dişi var ve özellikle havuç, kereviz, elma, armut vb. sebze ve meyveleri kemirmeye bayılıyor.

Boyu çok uzadı. Masanın tezgahların üzerindekilere ulaşabiliyor ve bizim yeni güvenlik önlemleri almamız gerekiyor.

İnanılmaz gayretli bir bebek. İstediği bir şey oldumu yapana kadar deniyor, hiç yılmıyor. Uğraşıyor da uğraşıyor. Bu nedenle ona artık Gayrettin diyoruz :)

Hatta ismini Gayrettin koysak yeriymiş.

ayakta1.JPG

Bilmiyorum acaba sürekli hareket halinde olduğunu yazmaya gerek var mı? Bir dakika başka tarafa bakmaya gelmiyor. Ama yaramazlık yaptığını söyleyemem. Sadece sürekli hareket halinde.

Altıncı ayda baba demeye başlamıştı. Yedinci ayda baba dede derken şimdi çıkardığı ses çeşitlemesinin haddi ve hesabı yok. Artık babasına bakıp baba diyor. Baba, genel kullanımlı bir kelime olmaktan çıktı.

Çok merak ediyorum, hiç susmayan bir anneyle bayramdan bayrama konuşan bir babanın çocukları ne zaman konuşur?

Hiç beklemediğimiz gelişmeyse hafıza gelişimi oldu. Eskiden oynamaması gereken birşey oldumu onu elinden alır başka birşey verirdik. Şimdi öyle değil, unutmuyor. Bu nedenle de herşeyi daha kolay öğreniyor. Malesef zararlı olanları da.

Mesela halının altında marka etiketi vardı günlerce unutturamadık sonunda gayret etti ve sökmeyi başardı. Evimizin ısıtma sistemi hava üflemeli. Arel her gün gidip o ızgaraları yerinden sökmeyi deniyor. Havalandırmanın içine oyuncak atacak sanırım :) Üzerini örtüyoruz, ağırlık koyuyoruz ama hiç birşey onun unutmasına ve pes etmesine yetmiyor. 

Ya da iyi şeyleri unutmuyor; şekilleri (yuvarlak, kare gibi) şekil kutusuna atmayı becerebiliyor. Sürekli yeni şeyler öğreniyor .

013.JPG

Yürümeye başlayınca ona bir vagon aldık. İlk görüşte aşık oldu ona. Her gün birlikte yürüyüşlere çıkıyoruz.

Vagonunu iterek kendi ilerletiyor, sonra beğendiği birşey olursa alıp inceleyip sepetine atıyor. Yukarıda elindeki kuru yaprak ve kozalağı incelerken çektim fotoğrafını.

Önce uzun uzun inceledi sonra ben ona onların isimlerini söyledim, doğaya ait olduklarıyla ilgili bir açıklama yaptım. İnceledi ve attı sepetine. Artık o kozalak ve yaprak onun :)

Sanat-ÇI

18 Apr 2008

kapi2.jpg

Sanat eğitimi alırken nasıl çizeceğini öğrenirsin ama nasıl göreceğini kimse sana öğretemez.

Aslında bir bakıma ne güzellikte çizdiğin ya da yaptığından çok ne gördüğün ve ne amaçla yaptığın çok büyük bir önem kazanıyor.

Sanat, yeteneğin ortaya çıkardığı bir güzellikten çok beynin ortaya koyduğu nedeni ve sonuçları olan bir düşünce biçimi.

Okumak, düşünmek ve kendi sanatını ortaya çıkarabilmek uzun süren çalışmalar gerektiriyor. Çalışmalarsa genellikle bütün etkisi altında kalınanların bir sentezi oluyorlar.

Sanat eğitimi almış almamış herkese açıyorsun çalışmalarını. Eleştirileri ve beğenileri kabul edip yoluna devam ediyorsun.

Çok erdemli gibi görünse de kendisine sanatçıyım diyemeyen sanatçıların gelecekte bu işi yapmayacaklarını biliyorsun.

Sadece kendi sanatına güvenemeyenin kendisine sanatçıyım diyemediğinin altı çiziliyor her ortamda.

Kendine sanatçı diyemeyenlerin bu işi yapmaması tavsiye ediliyor. Zaman kaybetmemeleri açısından.

Hırsız Var!

10 Apr 2008

 hirsiz1.jpg

Ben ille de yazacağım.

Yazmadıysam çizeceğim. Ya da ikisini birden yapacağım.

Olmadı gidip üç boyutlu birşey yapıp fotoğrafını çekeceğim.

Bütün bu yaptıklarımı, düşündüklerimin ve yaşadıklarımın dönüşüp kendilerine şekil bulmaları olarak görüyorum. Sonunda kendilerine başka bir boyut bulup benim olmaktan çıkıyorlar.

Zaten istesem de engelleyemiyorum. Onlar özgür olmak istiyorlar. Benden bir parçalar ama bana ait değiller. Aynı bebeğim gibi.

Arel’e istemediği birşeyi yaptırmak nasıl imkansızsa onları da zaptetmek öyle imkansız.

Günlüğüme yazmaya başladığımdan beri insanlar yazılarımı, çizimlerimi, polimerkil projelerimi izin alarak ya da almadan kullandılar.

İzin alanlara teşekkürler, izin almadan kullananların canları sağolsun. 

Kişisel kullanımlar beni hiçbir zaman rahatsız etmedi.

Beni ticari amaçlı kullanımlar ve büyük şirketler çok sinirlendirdi. Elemanlarını köle gibi çalıştıran, kimsenin yaptıklarına saygıları olmayan ve bu nedenle kendi yaptıkları da saygı uyandırmayanlar.

Sosyal sorumluluklar üstlenip prestij ve güvenilirlik kazanmak yerine HIRSIZLIK yapanların başarılarının sürekli olacağına inanmıyorum.

Özellikle de başarı süreklilik gerektirirken.

Yukarıdaki çizimi bu tür hırsızlıkları durdurmak amacıyla yaptım. Yakında sitenin bir köşesinde konuşlanacak.

Bakalım ne kadar işe yarayacak?

Biomimicry

04 Apr 2008

ifly1.jpg 

İnsanların doğayı taklit etmesine biomimicry deniyor. Doğanın, sanatın, bilimin kesişme noktası biomimicry.

Doğanın başarısı karşısında sanatçılar, mühendisler, mimarlar  ve bunun gibi bir çok meslekten insan bir araya geliyor. Tasarımlarını doğadan esinlenerek yapmak ve bunları hayata geçirebilmek için birbirlerinin fikirlerini dinliyorlar.

Doğadan gelen tasarımların en önemli hedefi dünyanın korunması. Doğanın daha fazla kirlenmesinin önlenmesi ve bundan sonra doğaya zarar veren ürünlerin üretilmemesi.

Janine Benyus‘un anlattığı biyolojiden 12 büyük fikir sunuşunda ve Ross Lovegrove‘un doğayı taklit ederek yaptığı tasarımlarını anlattığı videolarda inanılmaz güzel tasarımlar ve fikirler var.

Bu hafta sonu yapmam gereken ödev yukarıdaki posterdi. Doğadan esinlenip bir fikir üretmek. Sonra insanları bu tasarımın güzel ve iyi bir tasarım olduğuna inandırabilmek için posterini hazırlamak.

Bu ödevin amacı, fikirlerini ve çalışmalarını doğru sunabilmek.

Bütün herşeyi bir posterde anlatmaya çalışıyorsun. Doğru ve gerekli açıklamaları yapmazsan, güzel olmazsa ya da dikkat çekmezse fikirlerin doğruca çöpe gidiyor. Ne yaptığımız ya da ne düşündüğümüz kadar bunu nasıl sunmamız gerektiğinin önemini öğreniyormuşuz. Gelecekte fikirlerimiz çöpe gitmesin diyeymiş bu çalışmalar.

Neyse benim fikrim havacılık mühendislerinin üzerinde çalıştıkları (flapping flight) kanat çırparak uçma fikriydi. Doğanın taklit edildiği kanatlar dragonfly’a ait. Bu fikri benim fikrim yapan kısım bunun kişiye özel olması yönünde oldu.

Önce uçak ve helikopterin neden tek kişilik, evin önüne parkedilen, hergün kullanılamayacak yapılarda olduğundan bahsettim. Sonra doğadan taklit edilen dragonfly’ı (Türkçesi nedir bilmiyorum) çizdim. Tam ortada benim tasarımımın çizimi var. Onun altında makinanın yapısını ve özelliklerini anlattım. Bu proje için sevgilimden teknik destek aldım.

Çok zevkli bir çalışma olduğu için günlüğüme yazmadan geçmek istemedim. Poster baskısı harika oldu derste gösterdikten sonra sevgilimin isteği üzerine salona asmaya karar verdik. Yine bir bakımlık bir şeye saatler harcadım ama sonuç beni çok mutlu etti.

Arel On Aylık

29 Mar 2008

Geçen ay ne kadar çok şey yaşadık! Bazı günler üç yetişkin insan gibi birlikte yemeğe çıktık, gezdik dolaştık. Sanki bizim evde bir bebek yaşamıyordu. Ama bazı günler o kadar zordu ki anlatmak mümkün değil. Bütün bu zorlukları çıkaran küçük insanın bizim bebeğimiz olduğuna inanmakta zorlandım.

Bu zorluklar yaşanırken bize en çok yardımcı olan şeyler kitaplar, oyuncaklar ve bebekler için hazırlanmış oyun alanları oldu.

Oyuncaklarla nasıl oynanacağını onunla birlikte oynayarak öğrettiğimiz için uzun uzun kendi başına da oynuyor. En favori oyuncağı da çok fonksiyonel oyuncak dolabı. Bütün gün başında bir oyuncağı alıyor öbürünü koyuyor, oynuyor ve hepsini salonun her tarafına saçıyor. Gece o yattıktan sonra bazen oyuncaklarını topluyorum. Gülümsediğimi farkediyorum toplarken. Bazen de salonun o halini görünce çalışma odama kaçıyorum toplasam da ertesi gün aynı dağınıklık olacak diye :)

Kendi odasını, oyun odasından çok huzur odası olarak düzenledik. Odada yeşil renk hakim duvarlarda benim akrilikle yaptığım birkaç hayvan resmi var. Odanın içinde üçten fazla oyuncak yok, ses yok ve bütün gün güneş görüyor. Arel huysuzlanmaya başladığında bu odaya geliyoruz ve derli toplu odada biraz sakin zaman geçiriyoruz. Davranışları değişiyor, sakinleşiyor. Eğer hala sakinleşmezse dışarı çıkıp şehirdeki aktivitelere dahil oluyoruz.

Saçları gözünün önüne inmişti. Bir ilk daha yaşadık, önlerinden kestim biraz.

Dokuz aylık doktor kontrolümüze dokuz buçuk aylıkken gittik. Hemşire hanım geldi Arel’in boyunu ölçtü, çok uzamış boyu çok dedi ve odadan çıktı. Bir kaç dakika sonra döndü ve ben yanlış ölçtüm galiba deyip tekrar ölçtü ve hayretle üç buçuk ayda 8.9 cm uzamış olduğunu söyledi.

Biz bir hayret gösterisinde bulunamadık. Onu ilk gördüğümde karnımdaydı ve fasulye büyüklüğündeydi. Küçük mucizemiz hergün gözümüzün önünde biraz daha büyürken, yeni şeyler öğrenirken ve öğrendiklerini bize gösterirken ve biz yaşadıklarımız karşısında söyleyecek  kelime bulamazken 8.9 cm yaşananların arasında eriyip gitti.

Tünel Kitaplar I

21 Mar 2008

tunnel_book.jpg

* Üç boyutlu dizayn dersi bana üç boyutlu düşünebilme (!) yeteneğinin yanısıra yeni teknikler öğrenme şansı da sağladı.

Yukarıdaki çalışmaya tünel kitap (tunnel book) deniyor. Değişik katlardan oluşan bu çalışmada çizimler, fotoğraflar vb… şeyler  kullanılarak kağıtla üç boyutlu ve derinliği olan kitapçıklar elde edilebilyor. Fotoğraftakini derste öğrenmek amacıyla yapmıştım. Sevgilim çok beğenip el koydu. Şimdi üzerinde çalıştığım bir tane daha var bitince onu da yayınlayacağım.

* Bu aralar hayatımı yine yapılacaklar listesine çentik  şeklinde yaşıyorum.

Dönem sonu yaklaştıkça ödevler ve projeler zorlaşmaya başladı. Bir projeyi hazırlamak günlerce üzerinde çalışmayı gerektiriyor. Yoğunluktan biraz da şaşkınlaştım galiba.

Sevgilim benim okula gittiğim günler zamansızlıktan aç kalmayayım diye sabahları tost yapar. Geçen gün evden çıkarken tostlarla birlikte kahve de verdi.  Ben aldım termos bardakta sıcaklığından hiçbirşey kaybetmeyen kahvemi, gittim kütüphanede çalışırken yarısını içtim. Sonra zamanın nasıl geçtiğini anlamayıp aaa derse geç kalıyorum diye kitapları, notları ve kapağını sıkıştırmayı unuttuğum kahve kupasını çantama attım.

Kahvenin yarısını içmiş olduğum halde kupa kocaman olduğu için çantamın içindeki kitaplar, çizim defterlerim, notlarım ve süper cep telefonum kahvenin içinde yüzüyordu. Yüzenlerin hepsi sizlere ömür.  ipodumu kurtarmış olduğuma inanamıyorum. Bütün gün içten içe sevgilime kızdım durdum. Yoğunluktan şaşkına dönmüş bir insana içi sıvı dolu bir kap verilir mi diye. Neyse yüzüne karşı böyle saçma bir suçlamada bulunmadım tabi.

* Haftada üç gün (cuma, cumartesi, pazar) spor salonuna koşmaya gidiyorum. Bugün de gittim, kırkbeş dakika koştum sonra soyunma odasına indim. Soyunma odasında aseton kokusu vardı önce bir hapşuruk kirizi, arkasından hapşurukla karışık bir boğuluyorum galiba şoku yaşadığımdan beri burnum durmadan akıyor. Ben de aseton kullanıyorum ama ne oldu bilmiyorum şimdi bile nefes alırken zorluk çekiyorum ve sürekli burnum akıyor.

Şimdi ben birden bire asetona alerji olduysam bir daha hiç oje süremeyecek miyim? Eğer süremeyeceksem “ayın karanlık yüzü” diye bir adı olan ve hayran olduğum rengi en ünlü markalarda bile bulunmadığı için onlardan bile pahalı olan ojemi nasıl süreceğim? Hadi diyelim sürdüm nasıl temizleyeceğim ?

Derinlemesine Düşünceler

14 Mar 2008

baliklar.JPG

Akrilik ve mürekkeple yaptığım okyanus dibi resmi düşüncelerimin derinlik öçüsüdür.

Benim için hırpalanmanın tanımı, ne kadar eskiye dayandığını bilmediğim bir görüntü olan  tırmalanmış, aç kalmış, kenelenmiş, bakımsızlıktan ve açlıktan tüyleri yer yer dökülmüş artık yemek arayacak hali de kalmamış yeni yetişkin olmuş cılız bir kedidir.

Yedi canına rağmen gözümüzün önünde hayatın ucunda yürür. 

Aynı olmak

Hayat boyu aynı olmaya zorlanmak çok korkunç. Ya da sürekli tuhaf karşılamak, beğenilmemek, yazılı olmayan kurallara uymaya çalışmak.  

İnsanlar yaşadıkları dönemlerde hep aynı doğruları uygulamaya çalışıyorlar. Kulağa en doğru gelen her uygulamada aynı doğru sonuca ulaşıyormuş gibi.

Ben şöyle yaptım sen de yap. Sanki aynı insanlarız ve aynı sonuçlara ulaşacağız. Eğer herşey bu kadar basit olsaydı yemek tarifleri gibi hayat tarifleri de olabilirdi. Bir tarif ne kadar çok denenmiş ve ne kadar iyiyse biz de öyle iyi sonuçlar elde ederdik ama farklıyız işte o tarifler işe yarasa bile sonucun vereceği mutluluk herkes için farklı olurdu. Hatta bazıları için sonuç felaket bir saçmalık bile olabilirdi.

Ama işte farklı olarak kendini çok büyük bir tehlikeye atar insan, istenmeyenler köyüne tayini çıkartılır hemen. Herkes gıcık olur bu şahsa, bir iki saldırsak gardı düşer mi diye yoklanır. Zehirli kelimeler şekerle kaplanıp sunulur aptal olduğu varsayılarak.

Farklı davranma cesaretine sahip olanın da kendine göre savunma kalkanları vardır tabi. Çocukluğundan beri bu hırpalanmaya maruz kaldığı için umursamaz insanların davranışlarını. Onu tek üzen şey hayal kırıklığını tedavi eden bir hapın geliştirilmemiş olmasıdır. Alınca sakinleştiren haplardan değil de mesela içince bir kaç gün içinde hayal kırıklığını yok edecek ilaç ister.

Zaten hayatın yeterince karmaşık ve zor olması yetmiyormuş gibi bir de yemek tarifi gibi hayat tarif ederler. Uygulama çok pratiktir! denemiyorsun diye önce sinir olur, sonra sinir ederler.