Sanatsal Strateji

1 Aralık 2006

cizim.jpg

Birkaç gündür bahar havası taklidi yapan doğa bir Aralık itibariyle aslında ayları karıştırmamış olduğunu çok güzel hatırlattı. Dışarıdaki soğuk gri havayı ,ağaçların yapraksız dallarını izlerken sıcak çikolata ve Mozart’ın piano sonatları kalbimi ısıtıyorlar.
Grip aşısı olduğum için ateşim çıktı ve korkunç başım arıyor. Aslında bana kalsa aşı olmayacaktım, savsaklayıp duruyordum zaten. Yıllardır grip olmamış ve hatta hasta olmaya karşı allerjisi olan ben, doktorum tarafından ikna edildim. Hamilelikte ateş on dakikadan fazla otuzdokuz derecenin üzerine çıkarsa bebek için hiç iyi olmaz diye korkuttu beni. Risk almak istemedim ve kendi ellerimle hafta sonumu yaktım. Artık evde oturur hikayeler okurum ne yapalım.

Geçenlerde okuduğum kitabın (story of painting) bir bölümünü çok ilgi çekici buldum. Mağara dönemindeki duvar resimlerinden bahsediyordu. Eğer lisede sanat tarihi dersi aldıysanız belki aklınızda kalmıştır. Duvarlardaki av resimlerini insanlar birbirlerine o gün nasıl avlandıklarını anlatmak için çizerlerdi. Konuşamadıkları için bu onların iletişim şekilleriydi diye anlatılırdı. Yani en azından benim öğrenciliğimde bu böyleydi. Okuduğum kitapta yazarlar bu duruma başka bir şekilde yaklaşmışlar. Onların düşüncesi şöyle;

Av resimleri mağaranın hemen girişine yapılıyormuş. Çizerler bu resimleri avcılar ava gitmeden önce hangi hayvanın avlanacağı belirlendikten sonra çizerlermiş. Avcılar mağaraya girip çıktıkça bu resimlere bakarlarmış. Sonra o hayvanı avlamaya giderlermiş. Bir şekilde kendilerini ava hazırlıyorlar yani. O avın başarılı olabilimesi, duvardaki çizimin ne kadar başarılı olduğuyla ilişkilendirildiği için çizerleri ava götürmeyip mağrada çizimini geliştirmesi için bırakırlarmış. Av başarılı geçerse çizere et verirlermiş. Geçmezse yeni bir hayvan çizilir çizer de herkes gibi o akşamı aç geçirimiş. Yazar konuyu şöyle bağlamış onbinlerce yıl önce bile yeteneğin karşılığı vardı.

Ben iki yaklaşımı da mantıklı buluyorum. Ama biraz insan psikolojisi dersleriyle birleştirince bu ikinci yaklaşım bana daha gerçekçi geliyor.

Psikolojide rüyalarla ilgili açıklamalar arasında avcıların yani insan, kaplan vb. et yiyen canlıların ot yiyen canlılardan farklı rüyalar gördükleri belirlenmiş. Avcılar, rüyalarında bir iki sahne de olsa avlandıklarını görüyorlar. Böylelikle kendilerini bir sonraki ava hazırlamış oluyorlar. Mağara duvarına çizilen hayvan gibi. Eğer durumu güncelleştirirsek şirketlerin yaptıkları stratejilerin ya da maça çıkmadan önceki taktiklerin atası bu çizimler.

Tabi rüyalardaki konular da yaptığımız işlerle ilgili olarak değişmiş. Yeni bir şeyler öğrenirken rüyalarımızda bununla ilgili şeyler görmemizin sebebi avcı olmamızla ilgili.

Yorumlar (4):


  • morkoyun, 3 Aralık 2006:

    simdi anlasildi ruyada kazanlardan yarasa cikarmalarim, avciliga fazla kaptirmisim kendimi:) ilk defa duymama ragmen, cizerek gaza getirme teorisini daha mantikli buldum ben. ayrica, bu gulumseyen dudak kenari kivriminin hepimizde surekli olmasi dilegiyle, gecmis olsun.

  • Meltem Sözer, 4 Aralık 2006:

    Morkoyun, bu rüyayı cadılar bayramında mı gördün? :) O dönemde heryerde kazanlar yarasalar satıyorlardı.
    Ben de kendi mağaramın duvarına gülümseyen yüzler çiziyorum. Bakıp gaza gelelim diye :)

  • aslı, 31 Aralık 2007:

    umarım yeniyıl herkes için mutlu geçer

  • ejderr boolm, 1 Ocak 2008:

    arkadaşlar yeni yılınız kutlu olsun