24 Kasım 2007

Arel uyudu uyandı yedi oynadı güldü oturdu derken altı ay geçti. Hayatımızda yeri doldurulmaz, geri gelmez bir zaman dilimi daha geride kaldı.
Bu altı ay bize en çok aile olmayı öğretti. Üç kişinin mutluluğunu hedeflemeyi. En doğru olanın hepimiz için en uygun olan olduğunu anladık. Sevginin hiç bilmediğimiz bir boyutunu keşfettik.
Bir bebeğe verebileceğiniz en önemli şeylerin sevgi ve ilgi olduğunu anladık. Birlikte geçirdiğimiz zamanın bilinçli olarak tadını çıkardık.
Bebeğimiz sayesinde yeni arkadaşlarımız oldu; bloglardan, oturduğumuz siteden. Eski arkadaşlarımızın bebekleri oldu, onlarla yeni konularımız oldu mama nasıl yapılır, bebek nasıl bakılır gibi :)
Eğer hayatta Arel için üç dilek hakkım olsaydı; hayatı boyunca, sağlıklı, mutlu ve şanslı olmasını dilerdim. Gerisi boş. İyi eğitim alması, başarılı olması ve bunun gibi teknik konularla biz ilgileniriz :)
Veee yaşasın! bir kaç güne kadar Türkiye’ye gidiyoruz. Arel’in Türkiye’yi ve akrabalarını tanıyarak büyümesini çok istiyorum.
18 Kasım 2007

Ne haftaydı.
Hafta bitmiş sonu gelmiş ben farketmemişim.
Dünya üzerindeki işlerini evden yürütmek zorunda kalan bütün anneler gibi. Gün içinde Arel ve ev işleriyle ilgilenip geceleri bilgisayarın başında iş kadınına dönüşen ben, günlük üç beş saatlik uykularla zıplamışım hayatın sırtına dıgıdık dıgıdık gidiyorum.
Kaldırabileceğimden fazla sorumluluk aldığım için bu zaman darlığı, bu hiçbir şeye yetişememe durumları ama biliyorum ki geçen yıl da böyleydim bebeğimiz doğmadan önce. O zaman da başka koşuşturmalarım vardı.
Anladım ki ben ancak böyle yaşayabiliyorum.
Kendimle derdim varmış gibi.
Geçen hafta ne yemekler yaptım, evi kaç defa topladım temizledim, kaç çizim yaptım, kaç defa kütüphaneye gittim hatırlayamayacağım. Her gün tekrar tekrar yapılanlar hatırlanmıyor.
Hatırladığım uykusuzluk ve yorgunluk.
Bebeğimize birlikte baktığımız, işlerimizi evden yürüttüğümüz ve yardım almadan bütün işlerimizi kendimiz yaptığımız için yoruluyoruz. Ama bunlar seçtiklerimizi yaşamanın verdiği mutluluğa değer.
Bunlardan sevgilime bahsettim. Cuma günü beni romantik bir akşam yemeğine çıkardı. Cumartesi bütün gün Arel’le o ilgilendi. Baba oğul dışarı çıkıp gezdiler.
Yorgun anne ayaklarını uzatıp film seyretti, sevdiklerini yapıp sevmediklerine dokunmadı. Şimdi oturmuş ilgi bekleyen günlüğüne yazı yazıyor.
Yarın yorgun baba günü. Ben Arel’i oyuncakçıya, kütüphaneye ve alışveriş merkezine götüreceğim. Yorgun baba canı ne istiyorsa onu yapacak.
9 Kasım 2007

Geçen gün bir yemek davetindeydik. Eğer davetler bizim yaşımızdaki insanlar arasındaysa gürültülü ve eğlenceli olur. Ama profesörler ve eşlerinin verdiği bir davetse steril sosyalliğimizi yaşar dilimiz şişene kadar konuşmayız :)
Yani en azından ben anne oluncaya kadar öyleydi. Şimdi birden bire değişti herşey. Ne zaman bir davete gitsem profesörlerden birinin eşi ya da bayan bir profesör Arel’i sevmek için yanıma geliyor. Sonra kendimi onun özel hayatını dinlerken buluyorum. Bu ilk başıma geldiğinde çok şaşırdım. O kadar içten ve itiraf dolu bir konuşmaydı ki bunun o güne ve o kişiye özel olduğunu düşündüm. Ama değilmiş.
Daha sonraki davetlerde de bu durum tekrarlanınca anladım artık beni bir kadın ve bir anne olarak görüyorlar. Bazen bu itiraflara nasihatler eşlik ediyor.
İşte özetle bir tanesi;
İlk eşiyle ilişkileri yürümeyince boşanmışlar. Bir tane çocukları varmış boşandıklarında. Bana “Sadece doğru kişi değildi en iyisi ayrılmaktı” dedi. Çok kırılgan bir şekilde söyledi bunu. Suçluluk gördüm gözlerinde. Hemen arkasından çocuğunun bu boşanmadan kötü etkilendiğinden bahsedince suçluluğunun sebebini anladım.
Şimdi evli olduğu eşinin de başından bir boşanma geçtiğini ve onun da önceki evliliğinden bir çocuğu olduğunu söyledi. Eşinin evliliğinin de onun doktora yaptığı sırada yıpranıp bittiğinden bahsetti.
Neyse evlenip iki çocukta kendileri yapınca olmuş dört çocuklu büyük ve sıcak bir aile. Çocuklar birbirleriyle iyi anlaşmışlar ve mutlu mesut yaşayıp gitmişler. Hepsi şu anda en iyi ünivesitelerde okuyormuş.
“Artık eşimle başbaşa kaldık ve asıl şimdi birbirimize daha çok ihtiyacımız var. İnsan gençlikte bir çok arkadaş buluyor da olgunluk yaşlarında onu anlayacak ve destek olacak birine ihtiyaç duyuyor.” dedi.
Mutlaka birbirimiz için zaman yaratmamız gerektiğini bunu nasıl yapabileceğimizi anlattı.
Sonra üstü kapalı bir şekilde benim eşiminde doktora yaptığını ve doktorayla evliliğin çok kolay olmadığını, bir iki sonu kötü biten hikayeyle örneklendirdi.
Bu arada ben sohbet ettiğim kişinin benim yaşadıklarımı anlayacak yaşamışlık düzeyinde olmasından dolayı mutlu mutlu onu dinliyordum.
***
Sevgilimle yıllardır resmi olarak evli olduğumuz halde hala evde, telefonda facebookta ve her durumda flört etmemiz boşa değil.
Karşılaştık mı heyecanlanıp flört ediyoruz.
Zor bizim işimiz zor, ancak yaşayan bilir.