Geçen ay ne kadar çok şey yaşadık! Bazı günler üç yetişkin insan gibi birlikte yemeğe çıktık, gezdik dolaştık. Sanki bizim evde bir bebek yaşamıyordu. Ama bazı günler o kadar zordu ki anlatmak mümkün değil. Bütün bu zorlukları çıkaran küçük insanın bizim bebeğimiz olduğuna inanmakta zorlandım.
Bu zorluklar yaşanırken bize en çok yardımcı olan şeyler kitaplar, oyuncaklar ve bebekler için hazırlanmış oyun alanları oldu.
Oyuncaklarla nasıl oynanacağını onunla birlikte oynayarak öğrettiğimiz için uzun uzun kendi başına da oynuyor. En favori oyuncağı da çok fonksiyonel oyuncak dolabı. Bütün gün başında bir oyuncağı alıyor öbürünü koyuyor, oynuyor ve hepsini salonun her tarafına saçıyor. Gece o yattıktan sonra bazen oyuncaklarını topluyorum. Gülümsediğimi farkediyorum toplarken. Bazen de salonun o halini görünce çalışma odama kaçıyorum toplasam da ertesi gün aynı dağınıklık olacak diye :)
Kendi odasını, oyun odasından çok huzur odası olarak düzenledik. Odada yeşil renk hakim duvarlarda benim akrilikle yaptığım birkaç hayvan resmi var. Odanın içinde üçten fazla oyuncak yok, ses yok ve bütün gün güneş görüyor. Arel huysuzlanmaya başladığında bu odaya geliyoruz ve derli toplu odada biraz sakin zaman geçiriyoruz. Davranışları değişiyor, sakinleşiyor. Eğer hala sakinleşmezse dışarı çıkıp şehirdeki aktivitelere dahil oluyoruz.
Saçları gözünün önüne inmişti. Bir ilk daha yaşadık, önlerinden kestim biraz.
Dokuz aylık doktor kontrolümüze dokuz buçuk aylıkken gittik. Hemşire hanım geldi Arel’in boyunu ölçtü, çok uzamış boyu çok dedi ve odadan çıktı. Bir kaç dakika sonra döndü ve ben yanlış ölçtüm galiba deyip tekrar ölçtü ve hayretle üç buçuk ayda 8.9 cm uzamış olduğunu söyledi.
Biz bir hayret gösterisinde bulunamadık. Onu ilk gördüğümde karnımdaydı ve fasulye büyüklüğündeydi. Küçük mucizemiz hergün gözümüzün önünde biraz daha büyürken, yeni şeyler öğrenirken ve öğrendiklerini bize gösterirken ve biz yaşadıklarımız karşısında söyleyecek kelime bulamazken 8.9 cm yaşananların arasında eriyip gitti.
* Üç boyutlu dizayn dersi bana üç boyutlu düşünebilme (!) yeteneğinin yanısıra yeni teknikler öğrenme şansı da sağladı.
Yukarıdaki çalışmaya tünel kitap (tunnel book) deniyor. Değişik katlardan oluşan bu çalışmada çizimler, fotoğraflar vb… şeyler kullanılarak kağıtla üç boyutlu ve derinliği olan kitapçıklar elde edilebilyor. Fotoğraftakini derste öğrenmek amacıyla yapmıştım. Sevgilim çok beğenip el koydu. Şimdi üzerinde çalıştığım bir tane daha var bitince onu da yayınlayacağım.
* Bu aralar hayatımı yine yapılacaklar listesine çentik şeklinde yaşıyorum.
Dönem sonu yaklaştıkça ödevler ve projeler zorlaşmaya başladı. Bir projeyi hazırlamak günlerce üzerinde çalışmayı gerektiriyor. Yoğunluktan biraz da şaşkınlaştım galiba.
Sevgilim benim okula gittiğim günler zamansızlıktan aç kalmayayım diye sabahları tost yapar. Geçen gün evden çıkarken tostlarla birlikte kahve de verdi. Ben aldım termos bardakta sıcaklığından hiçbirşey kaybetmeyen kahvemi, gittim kütüphanede çalışırken yarısını içtim. Sonra zamanın nasıl geçtiğini anlamayıp aaa derse geç kalıyorum diye kitapları, notları ve kapağını sıkıştırmayı unuttuğum kahve kupasını çantama attım.
Kahvenin yarısını içmiş olduğum halde kupa kocaman olduğu için çantamın içindeki kitaplar, çizim defterlerim, notlarım ve süper cep telefonum kahvenin içinde yüzüyordu. Yüzenlerin hepsi sizlere ömür. ipodumu kurtarmış olduğuma inanamıyorum. Bütün gün içten içe sevgilime kızdım durdum. Yoğunluktan şaşkına dönmüş bir insana içi sıvı dolu bir kap verilir mi diye. Neyse yüzüne karşı böyle saçma bir suçlamada bulunmadım tabi.
* Haftada üç gün (cuma, cumartesi, pazar) spor salonuna koşmaya gidiyorum. Bugün de gittim, kırkbeş dakika koştum sonra soyunma odasına indim. Soyunma odasında aseton kokusu vardı önce bir hapşuruk kirizi, arkasından hapşurukla karışık bir boğuluyorum galiba şoku yaşadığımdan beri burnum durmadan akıyor. Ben de aseton kullanıyorum ama ne oldu bilmiyorum şimdi bile nefes alırken zorluk çekiyorum ve sürekli burnum akıyor.
Şimdi ben birden bire asetona alerji olduysam bir daha hiç oje süremeyecek miyim? Eğer süremeyeceksem “ayın karanlık yüzü” diye bir adı olan ve hayran olduğum rengi en ünlü markalarda bile bulunmadığı için onlardan bile pahalı olan ojemi nasıl süreceğim? Hadi diyelim sürdüm nasıl temizleyeceğim ?
Akrilik ve mürekkeple yaptığım okyanus dibi resmi düşüncelerimin derinlik öçüsüdür.
Benim için hırpalanmanın tanımı, ne kadar eskiye dayandığını bilmediğim bir görüntü olan tırmalanmış, aç kalmış, kenelenmiş, bakımsızlıktan ve açlıktan tüyleri yer yer dökülmüş artık yemek arayacak hali de kalmamış yeni yetişkin olmuş cılız bir kedidir.
Yedi canına rağmen gözümüzün önünde hayatın ucunda yürür.
Aynı olmak
Hayat boyu aynı olmaya zorlanmak çok korkunç. Ya da sürekli tuhaf karşılamak, beğenilmemek, yazılı olmayan kurallara uymaya çalışmak.
İnsanlar yaşadıkları dönemlerde hep aynı doğruları uygulamaya çalışıyorlar. Kulağa en doğru gelen her uygulamada aynı doğru sonuca ulaşıyormuş gibi.
Ben şöyle yaptım sen de yap. Sanki aynı insanlarız ve aynı sonuçlara ulaşacağız. Eğer herşey bu kadar basit olsaydı yemek tarifleri gibi hayat tarifleri de olabilirdi. Bir tarif ne kadar çok denenmiş ve ne kadar iyiyse biz de öyle iyi sonuçlar elde ederdik ama farklıyız işte o tarifler işe yarasa bile sonucun vereceği mutluluk herkes için farklı olurdu. Hatta bazıları için sonuç felaket bir saçmalık bile olabilirdi.
Ama işte farklı olarak kendini çok büyük bir tehlikeye atar insan, istenmeyenler köyüne tayini çıkartılır hemen. Herkes gıcık olur bu şahsa, bir iki saldırsak gardı düşer mi diye yoklanır. Zehirli kelimeler şekerle kaplanıp sunulur aptal olduğu varsayılarak.
Farklı davranma cesaretine sahip olanın da kendine göre savunma kalkanları vardır tabi. Çocukluğundan beri bu hırpalanmaya maruz kaldığı için umursamaz insanların davranışlarını. Onu tek üzen şey hayal kırıklığını tedavi eden bir hapın geliştirilmemiş olmasıdır. Alınca sakinleştiren haplardan değil de mesela içince bir kaç gün içinde hayal kırıklığını yok edecek ilaç ister.
Zaten hayatın yeterince karmaşık ve zor olması yetmiyormuş gibi bir de yemek tarifi gibi hayat tarif ederler. Uygulama çok pratiktir! denemiyorsun diye önce sinir olur, sonra sinir ederler.
Florida’da ağaçların altına uzanıp istediğim herşeyi düşleyebilirim. Ağaçlar kulaklarıma masallar fısıldarken ben onların büyülü görüntülerini seyredip hayatın gerçekliğini sorgularım.
Amerika’ya ilk geldiğimizde bir yıl Florida’da yaşadık. Küçük bir üniversite şehrinde yaşayıp gezip tozup güzel havaların tadını çıkartıyorduk. Üniversitenin içinde sebze bahçesi kiralamıştım. Kendi organik sebzelerimi yetiştiriyordum. Gittiğim her yere ya yürüyerek ya da bisikletle gidiyordum. Çok şirin bir sitede oturuyorduk, güzel bir yüzme havuzu vardı. Ayrıca yüzmeye okyanusa gidiyorduk (Beyaz kumsallara). Bu kendimi TAM hissettiren hayatı çok seviyordum.
Sonra Michigan’a taşınınca hayat tamamen değişti tabi. Hava soğuk olduğu için şehirdeki aktiviteler önem kazandı. Sonbaharda başlayıp yaza kadar süren ve hızına yetişmekte zorlandığım sosyal hayat ve canlılık soğukların üzerimde bıraktığı kötü etkiyi unutturdu.
Şubat’ın sonunda Florida’ya gitmek gibi bir fırsat çıkınca hiç sorgulamadık, direk üzerine atladık. İlk gün Orlanda’ya Universal Studios’a gittik. Üzerimde şort ve askılıyla güneşin yakıcılığını farketmeden sevgilim, bebeğimiz ve beş arkadaşımızla birlikte çok güzel bir gün geçirdik.
Günün sonunda güzel havanın da etkisiyle sevgilime, bana bir kez daha anlat neden Micigan’da yaşıyoruz dedim.
Daha sonraki günler Gainesville’deydik. Babası bütün günü toplantılarda geçirdiği için ben Arel’le dolaşıp güzel günlerin tadını çıkardım. Bu kadar zaman anne kuzusu yapamadığım bebeğim o hafta hergün sabahtan akşama kadar benimle olduğu için sonunda biraz olsun anne kuzusu oldu (Tatil dönüşünde yine normale döndü tabi).
Geziden aklımda; Orlando’da geçirdiğimiz güzel gün, bir kaç arkadaşımızla görüşmüş olmanın mutluluğu, eski günler, Dragon Fly’da yediğimiz harika sushiler, nemli güneşli hava, bebekle uçak yolculuğu yapmamak için edilen yeminler kaldı :)
Gezerken aklımda, aslında sosyal aktivitelerin de hava kadar önemli olduğu, bir daha Florida’da yaşarsak sıkılabileceğim, Florida nüfusunun neredeyse yarısının lise mezunu olmadığı, ileri derecede hıristiyan ve cumhuriyetçi olmaları vardı.
Eve döndüğümüzde lapa lapa kar yağıyordu. Evden içeri adım atınca evim evim senden güzeli yok dedim. Çayımı alıp pencerenin karşısında manzaranın tadını çıkarırken bahardan çaldığım bir haftanın heyecanı beni mutlu ediyordu.
Bizim bir dakika durmaz oturmaz bebeğimiz dokuz aylık oldu. Arel’in büyüdüğünü kabullenmek biraz zor geliyor. Ve aslında onun hakkında ne yazarsam yazayım ona karşı olan duygularımı anlatmak imkansız.
Şipşirin küçük bir insan oldu. Ona bakmaya doyamıyorum.
Hayatımın en güzel dokuz ayını yaşadım. Anne olmaya hazır olduğumda anne olduğum ve bebeğime kendim bakabilecek zamanı bulduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Eğer bebeğimin yanında olamasaydım hayatım boyunca bu yaşadıklarımı yaşayamamış olmanın eksikliğini hissederdim.
Anne olmayı istemekle çocuk sahibi olmayı istemek arasındaki uçurumu şimdi daha iyi anlıyorum.
Arel geçen ay sıralıyordu (cruising). Bu ay ona yürümesi için aldığımız arabaya tutunup yürüyor. Ya da bizim onu ellerinden tutup yürütmemizi istiyor. O kadar çok yoruluyor ki, daha uzun ve derin uykular uyuyor.
Artık dugularını daha çok gösteriyor. Mesela yorulunca bana doğru emekleyip onu kucağıma almamı istiyor. Kucağıma alınca da boynuma sarılıyor. Daha önceki aylarda da sarılırdı ama bu başka, bunlarda daha fazla duygu ve anlam var. Zaten gözlerimin içine baktığında neyi anlayıp neyi anlamadığını biliyorum. Bu ay ne kadar çok şey anlıyor olduğuna hayret ediyorum.
Son üç ayda altı diş çıkardı!
Bir kaç aydır istediği her şeye bağırıyor olmasını, sesini tanıyor ve kendini bu şekilde ifade ediyor diye onaylıyorduk. Bu ay hiç susmadığını farkettim. Surekli baba dede dada… gibi sesler çıkarmasının yanısıra bu sesleri çıkarmadığında bağırıyor, eğer susarsa mutlaka yapmaması gereken bir şey yapıyor olduğundan susuyor.
Florida’ya gittiğimde arkadaşım Arzu kendi bebeği Karan’a işaret dili (sign language for babies) öğrettiğinden ve bunun iletişimlerini daha da kolaylaştırdığından bahsetti. Gerçekten de annesi Karan’a çok iyi bakıp büyütmüş. Sağlıklı mutlu ve akıllı bir bebek olmuş Karan.
Bu ay ilk iş kitabı alacağım ve Arel’e işaret dili öğreteceğim.
Yukarıdaki fotoğraf Florida’dan. Kışa soğuğa alışık olan bebeğimiz Florida da Turist Ömer gibi gezdi tozdu fotoğraf makinasına da böyle pozlar verdi.