27 Nisan 2008

Geçtiğimiz ay hava ısındı ve Arel küçük bebek olmaktan çıkıp büyük bebek olmaya başladı. Bizim için en heyecan verici gelişme ilk adımları oldu. Mart ayının ortalarından itibaren küçük yürüme denemeleri yapan bebeğimiz Nisan’ın onbeşinde annesiyle babası arasında dört beş adımlık hamlelerle yürümeye ne kadar istekli olduğunu bize ispatladı.
O günden beridir kucağımızı açtık mı kıkırdayarak hızlı hızlı bize gelip boynumuza sarılıveriyor. Gelip boynuma sarılınca onun heyecanı bana da geçiyor inanılmaz mutlu hissediyorum.

Ayakta duruyor olmasıyla birçok şey değişti; parklar, bahçeler, oyun alanları bizim oldu. Hergün neredeyse günün yarısını dışarıda geçiriyoruz eve girerken çok yorgun bile olsa içeri girmemek için sızlanıyor. Sokak çocuğu oldu oğlumuz.

Artık sekiz dişi var ve özellikle havuç, kereviz, elma, armut vb. sebze ve meyveleri kemirmeye bayılıyor.
Boyu çok uzadı. Masanın tezgahların üzerindekilere ulaşabiliyor ve bizim yeni güvenlik önlemleri almamız gerekiyor.
İnanılmaz gayretli bir bebek. İstediği bir şey oldumu yapana kadar deniyor, hiç yılmıyor. Uğraşıyor da uğraşıyor. Bu nedenle ona artık Gayrettin diyoruz :)
Hatta ismini Gayrettin koysak yeriymiş.

Bilmiyorum acaba sürekli hareket halinde olduğunu yazmaya gerek var mı? Bir dakika başka tarafa bakmaya gelmiyor. Ama yaramazlık yaptığını söyleyemem. Sadece sürekli hareket halinde.
Altıncı ayda baba demeye başlamıştı. Yedinci ayda baba dede derken şimdi çıkardığı ses çeşitlemesinin haddi ve hesabı yok. Artık babasına bakıp baba diyor. Baba, genel kullanımlı bir kelime olmaktan çıktı.
Çok merak ediyorum, hiç susmayan bir anneyle bayramdan bayrama konuşan bir babanın çocukları ne zaman konuşur?
Hiç beklemediğimiz gelişmeyse hafıza gelişimi oldu. Eskiden oynamaması gereken birşey oldumu onu elinden alır başka birşey verirdik. Şimdi öyle değil, unutmuyor. Bu nedenle de herşeyi daha kolay öğreniyor. Malesef zararlı olanları da.
Mesela halının altında marka etiketi vardı günlerce unutturamadık sonunda gayret etti ve sökmeyi başardı. Evimizin ısıtma sistemi hava üflemeli. Arel her gün gidip o ızgaraları yerinden sökmeyi deniyor. Havalandırmanın içine oyuncak atacak sanırım :) Üzerini örtüyoruz, ağırlık koyuyoruz ama hiç birşey onun unutmasına ve pes etmesine yetmiyor.
Ya da iyi şeyleri unutmuyor; şekilleri (yuvarlak, kare gibi) şekil kutusuna atmayı becerebiliyor. Sürekli yeni şeyler öğreniyor .

Yürümeye başlayınca ona bir vagon aldık. İlk görüşte aşık oldu ona. Her gün birlikte yürüyüşlere çıkıyoruz.
Vagonunu iterek kendi ilerletiyor, sonra beğendiği birşey olursa alıp inceleyip sepetine atıyor. Yukarıda elindeki kuru yaprak ve kozalağı incelerken çektim fotoğrafını.
Önce uzun uzun inceledi sonra ben ona onların isimlerini söyledim, doğaya ait olduklarıyla ilgili bir açıklama yaptım. İnceledi ve attı sepetine. Artık o kozalak ve yaprak onun :)
18 Nisan 2008

Sanat eğitimi alırken nasıl çizeceğini öğrenirsin ama nasıl göreceğini kimse sana öğretemez.
Aslında bir bakıma ne güzellikte çizdiğin ya da yaptığından çok ne gördüğün ve ne amaçla yaptığın çok büyük bir önem kazanıyor.
Sanat, yeteneğin ortaya çıkardığı bir güzellikten çok beynin ortaya koyduğu nedeni ve sonuçları olan bir düşünce biçimi.
Okumak, düşünmek ve kendi sanatını ortaya çıkarabilmek uzun süren çalışmalar gerektiriyor. Çalışmalarsa genellikle bütün etkisi altında kalınanların bir sentezi oluyorlar.
Sanat eğitimi almış almamış herkese açıyorsun çalışmalarını. Eleştirileri ve beğenileri kabul edip yoluna devam ediyorsun.
Çok erdemli gibi görünse de kendisine sanatçıyım diyemeyen sanatçıların gelecekte bu işi yapmayacaklarını biliyorsun.
Sadece kendi sanatına güvenemeyenin kendisine sanatçıyım diyemediğinin altı çiziliyor her ortamda.
Kendine sanatçı diyemeyenlerin bu işi yapmaması tavsiye ediliyor. Zaman kaybetmemeleri açısından.
10 Nisan 2008

Ben ille de yazacağım.
Yazmadıysam çizeceğim. Ya da ikisini birden yapacağım.
Olmadı gidip üç boyutlu birşey yapıp fotoğrafını çekeceğim.
Bütün bu yaptıklarımı, düşündüklerimin ve yaşadıklarımın dönüşüp kendilerine şekil bulmaları olarak görüyorum. Sonunda kendilerine başka bir boyut bulup benim olmaktan çıkıyorlar.
Zaten istesem de engelleyemiyorum. Onlar özgür olmak istiyorlar. Benden bir parçalar ama bana ait değiller. Aynı bebeğim gibi.
Arel’e istemediği birşeyi yaptırmak nasıl imkansızsa onları da zaptetmek öyle imkansız.
Günlüğüme yazmaya başladığımdan beri insanlar yazılarımı, çizimlerimi, polimerkil projelerimi izin alarak ya da almadan kullandılar.
İzin alanlara teşekkürler, izin almadan kullananların canları sağolsun.
Kişisel kullanımlar beni hiçbir zaman rahatsız etmedi.
Beni ticari amaçlı kullanımlar ve büyük şirketler çok sinirlendirdi. Elemanlarını köle gibi çalıştıran, kimsenin yaptıklarına saygıları olmayan ve bu nedenle kendi yaptıkları da saygı uyandırmayanlar.
Sosyal sorumluluklar üstlenip prestij ve güvenilirlik kazanmak yerine HIRSIZLIK yapanların başarılarının sürekli olacağına inanmıyorum.
Özellikle de başarı süreklilik gerektirirken.
Yukarıdaki çizimi bu tür hırsızlıkları durdurmak amacıyla yaptım. Yakında sitenin bir köşesinde konuşlanacak.
Bakalım ne kadar işe yarayacak?
4 Nisan 2008

İnsanların doğayı taklit etmesine biomimicry deniyor. Doğanın, sanatın, bilimin kesişme noktası biomimicry.
Doğanın başarısı karşısında sanatçılar, mühendisler, mimarlar ve bunun gibi bir çok meslekten insan bir araya geliyor. Tasarımlarını doğadan esinlenerek yapmak ve bunları hayata geçirebilmek için birbirlerinin fikirlerini dinliyorlar.
Doğadan gelen tasarımların en önemli hedefi dünyanın korunması. Doğanın daha fazla kirlenmesinin önlenmesi ve bundan sonra doğaya zarar veren ürünlerin üretilmemesi.
Janine Benyus‘un anlattığı biyolojiden 12 büyük fikir sunuşunda ve Ross Lovegrove‘un doğayı taklit ederek yaptığı tasarımlarını anlattığı videolarda inanılmaz güzel tasarımlar ve fikirler var.
Bu hafta sonu yapmam gereken ödev yukarıdaki posterdi. Doğadan esinlenip bir fikir üretmek. Sonra insanları bu tasarımın güzel ve iyi bir tasarım olduğuna inandırabilmek için posterini hazırlamak.
Bu ödevin amacı, fikirlerini ve çalışmalarını doğru sunabilmek.
Bütün herşeyi bir posterde anlatmaya çalışıyorsun. Doğru ve gerekli açıklamaları yapmazsan, güzel olmazsa ya da dikkat çekmezse fikirlerin doğruca çöpe gidiyor. Ne yaptığımız ya da ne düşündüğümüz kadar bunu nasıl sunmamız gerektiğinin önemini öğreniyormuşuz. Gelecekte fikirlerimiz çöpe gitmesin diyeymiş bu çalışmalar.
Neyse benim fikrim havacılık mühendislerinin üzerinde çalıştıkları (flapping flight) kanat çırparak uçma fikriydi. Doğanın taklit edildiği kanatlar dragonfly’a ait. Bu fikri benim fikrim yapan kısım bunun kişiye özel olması yönünde oldu.
Önce uçak ve helikopterin neden tek kişilik, evin önüne parkedilen, hergün kullanılamayacak yapılarda olduğundan bahsettim. Sonra doğadan taklit edilen dragonfly’ı (Türkçesi nedir bilmiyorum) çizdim. Tam ortada benim tasarımımın çizimi var. Onun altında makinanın yapısını ve özelliklerini anlattım. Bu proje için sevgilimden teknik destek aldım.
Çok zevkli bir çalışma olduğu için günlüğüme yazmadan geçmek istemedim. Poster baskısı harika oldu derste gösterdikten sonra sevgilimin isteği üzerine salona asmaya karar verdik. Yine bir bakımlık bir şeye saatler harcadım ama sonuç beni çok mutlu etti.