Süper Baba

15 Haziran 2008

_mg_6979.jpg

Anneler gününde Arel’in parmak boyalarıyla yaptığı şaheserler o günden beri buzdolabımızda asılı. (yukarıdaki bunlardan biri)

Babalar gününde babasına hediye edilmek üzere bu resimlerden birinin fotoğrafını çektim. Kumaş baskısı için özel kağıtlardan aldım. Sevgilime güzel bir T-shirt alıp sonra bu fotoğrafı kumaşa ütüyle baskı yaptım.

T-shirt çok şık oldu bence. Sevgilim hediyesini büyük bir mutlulukla giydi.

Bu hediyeyi hazırlarken aklımda hep onun ne kadar iyi bir baba olduğu vardı.

Sen süper bir babasın,

Son bir yıldır benim Arel’e baktığım kadar sen de baktın.

Bütün sorumlulukları benimle eşit paylaştın.

Bütün güzellikleri ve zorlukları birlikte yaşadık.

Benim araştırma görevlisi olarak çalışmam gereken bir işim var demedin.

Aynı zamanda doktora yapıyorum nasıl hepsine yetişirim demedin.

Ben önemli bir adamım benim doktora yaptığım konu sıradan bir konu değil demedin.

Toplantılarını kaçırdın Arel’in doktor randevularını kaçırmadın.

Ben bütün yaz evde oturacağım sen istersen işlerine zaman ayır dediğimde ısrarla yarım gün bebeğimize bakmaya devam ettin.

Daha sayamayacağım uzun bir liste var.

Sen süper bir babasın Arel çok şanslı.

Ben çok şanslı bir kadınım, Arel’in senin gibi bir babası var :)

Salon Erkeği

8 Haziran 2008

baby_bath.jpg

Bizim evde gün sabah 6:30 da başlar.

Arel uyanır beni de uyandırır. Odasına girdiğimde beni gördüğü için hemen gülümser. Ben yatağına doğru adımlar atarken de yatağına tutunup sevinçle hoplamaya başlar.

Kucağıma alınca boynuma sarılır, ben onu öper koklar aşağı kata indiririm. Bir süre öyle sarmaş dolaş otururken onu nasıl sevdiğimden bahsederim, ben konuşurken o da anlamı olmayan çeşitli sesler çıkartarak bana karşılık verir.

Kahvaltımızı yaptıktan sonra üstümüzü değiştirir dışarı çıkarız. Çevrede birçok küçük küçük park var önce onlara gideriz. Sonra ben onu vagonuna bindirir beş dakika uzaktaki büyük parka götürürüm o parkta da oynar.

O oynarken biraz onunla oynarım, biraz kitap okurum, eğer arkadaşlarım parktaysa onlarla konuşuruz. Özgür Arel oyun oynarken dönüp yakınlardamısın diye bile bakmaz, ilgi istemez. Hatta yürürken elinden tutmak kucağa almak imkansızdır. Bu nedenle tehlikeli birşeyler yaptığında başka şeylere dikkatini çekmeye çalışmak en kolayıdır.

Çevresinde başka çocuklar varsa onları izler yanlarına gider onlarla oynamaya çalışır. Hiçbir bebekle ve çocukla itişmez. Hatta gidip kafalarını okşar. İnsanları ne kadar çok seviyor.

Dışarı çıkarken yanıma atıştıracağı yiyecekler alırım. Acıktıkça yanıma gelir. Biraz yer biraz kendini sevdirir tekrar oynamaya gider.

Öğleye doğru eve döndüğümüzde kum havuzunda oynamaktan üzerinden inşaat yapılacak kadar kum çıkar. Yorgunluktan adım atacak hali kalmamıştır artık. Her yeri çizik ve morluk içindedir. Ben ellerini yüzünü ayaklarını temizlerken morluklarını çiziklerini öperim.

Arel bir salon beyefendisidir aynı zamanda, yemeğini yerken müzik dinlemekten hoşlanır. Aslında sadece yemek yerken değil, uyumak istediğinde, huysuzlandığında, sıkıldığında hep müzik dinlemek ister.

Yemeğini yedikten sonra sütünü içer saat 11:00-13:00 arasi uyur (Artık günde bir defa uyuyor). Bu arada ben ya kitap okurum ya da uyurum.

Uyanır bir saat birlikte oynar meyve atıştırırız.

Sonra Arel’le babası ilgilenmeye başlar. Ben çizim yaparım, arkadaşlarımla buluşurum ya da kütüphaneye giderim. Yaptıklarım o günün programına göre bu üç şeyden biridir.

Hergün yatmadan banyo yapar bebeğimiz. Suyu ve küvette oyuncaklarıyla oynamayı çok seven Arel son enerjisini de banyoda harcadıktan sonra onu öpüp saat sekizde yatağına yatırır, müziğini açar uyumaya bırakırız.

O bir süre yatağında kendi kendine konuşur ve uyur. Telsizinden duyduğumuz o anlamlı anlamsız sesler tarifi olmayan mutluluk kaynağıdır bizim için.

Arel Özgür Olsun

2 Haziran 2008

baloon.jpg

Üç aylık hamileyken bütün hamilelere yapılan bir test yaptırmıştım. Test bebekte down sendromu olup olmadığını belirleyecekti.

Laboratuardan kaynaklı gecikmeler yüzünden testin sonucunu öğrendiğimde dört aylık hamileydim. Arel artık karnımda kıpırdıyordu.
O ay içinde sevgilimle oturup konuştuk ya down sendromu olursa ne yapacağız diye.

O ay karar verdik Arel’i hayatımızda koşulsuz istediğimize. Onu hayatımızın sonuna kadar koşulsuz sevmeye karar verdik.

Doktor müjdeyle test sonuçlarını söyediğinde sonuçlar artık umurumuzda değildi.

Ben kaderci değilimdir ama kendi kaderimizi yönlendirebilsek bile tümüyle yönetemediğimize, hele başkalarının kaderinde sadece figüran olduğumuza inanıyorum.

Eh şartlar böyleyken doğacak bebeğin zekası standartlarımıza uymadı diye hayatın en güzel mucizesini geri çevirirsek çok büyük bir aptallık yapmış olacağımızı düşündük.

Onunla geçirdiğimiz bir yıl bize çok şey öğretti. Anne baba olmak dışında insan olma ve kendini bulma yolunda ilerlediğimizi hissediyorum.

Bebeğimizi anlamaya ve tanımaya çalışırken, aslında insanları anlamaya ve tanımaya başlıyoruz.

Düşünce seviyemizin yükseldiğini görüyorum.

Amacımız, Arel’in kendini gerçekleştirebileceği imkanları ona sunmaktan başka birşey değil. Bebek şekillenmemiş bir hamur değil. Tamamıyla kendi kişiliği ve yetenekleriyle doğan bir insan. İlk bir yılda bile temel özellikleri ortaya çıkıyor.

Mesela vücut yapısı. Rahatça anlıyorsun neyi yapar neyi yapamaz. Yapabileceği şeylere yönlendirip yüreklendiriyorsun.

Yani akış yönü bazı konularda çok belirgin oluyor. Önünde durmamak bile yeterli.

Gelecekte de kendimizi kontrol edelim istiyorum. Karışmayalım nerede okuyacağına, ne okuyacağına, kimi sevip, kiminle evleneceğine. Nerede yaşayıp, neleri doğru bulacağına. Koşul olmasın onunla ilişkimizde.

Biz sadece onun kendini tanıması ve kendi mutlu olacağı seçimleri yapması için olanakları sunalım.