Karşılıklı

14 Temmuz 2008

Arel beni kitap okurken görünce kendi kitaplığına gidiyor, bir tane kitap seçiyor. Oturuyor tam karşıma yüzünde ciddi bir ifadeyle küçük dudaklarını büzüp kitabına bakıyor.

Bazen birlikte bakıyoruz kitaplarına. Ben ona resimlerde gördüklerinin hikayelerini anlatıyorum. Çok seviyor dinlemeyi ama ben kendi kitabımı okurken o da kendi kitabına bakıyor.

Herkesin kitabı ayrı.

Bu aralar anne oğul karşılıklı oturup kendi kitaplarımızı okuyoruz.

İki Gözüm İki Çeşme Elimde Mendil

11 Temmuz 2008


Hayatta herşeyin bir hikayesi vardır.
Hikayesini bilmediklerimiz bizim için sıradan, hatta sıkıcıdır.
Zaman kaybıdır.
Müze gezmek büyük ve etkiliyici bir şehre gittiğinizde yapılacaklar listesindeki çentiklerden biridir.
Öyledir.
Gitmemek eksikliktir. Mutlaka zaman ayırmak gerekir.
Müzede dolaşmaya başladığınız anda kendinizi hikayesini bilmediğiniz bir dolu sanat eserine bakarken bulursunuz.
Gördüklerinizin ne kadar etkileyici olduğu farketmez bir süre sonra.
Sıkılırsınız.
Ama gitmezseniz olmaz!
O şehirle ilgili her sohbetin içine dahil olabilir o müze.
Ne diyeceksiniz ? Gitmedim mi ?(!)
En iyisi geziden önce biraz hazırlık yapmak.
Müzenin internet sitesine girip sergilenen önemli eserlerin isimlerini, sanatçılarını öğrenmek ve bunların hakkında biraz araştırma yapıp okumak.
Yapıldıkları tarihi, neden önemli olduklarını vb…
Yani hikayelerini öğrenmek.
Hikayelerini biraz öğrenince onları gördüğünüzde mutlu olursunuz. Sonra müze sohbetlerinizin içine girerse sohbetten zevk bile alabilirsiniz.
Ama kendinizi, sanatçıların hayatlarına, eserlerin yapıldıkları tarihlere, o dönemin eserlerinin özelliklerine, bu eserlerin sonraki dönemleri nasıl etkilediklerine, o eserlerin neler olduklarına vb.. kaptırırsanız;
Müzeden içeri girip o eserleri gördüğünüzde iki gözünüz iki çeşme ağlayabilirsiniz. Mutluluktan ağzınızdan kelime çıkmaz, anlamsız mırıltılar çıkarır konuşmaya çalışırsınız.
Müze takıntınız olur. Şehire yeniden gidip gelebilmek için anlamsız bahaneler yaratırsınız.

Arka Bahçe Piknikleri

8 Temmuz 2008

Oturduğumuz sitede bahar aylarında başlayan çocuklarla güzel zaman geçirelim etkinliklerinde hemen hergün değişik birşeyler yapıyoruz.

Bazen arka bahçelerimizde piknik yapıp çocuklarımızı bir araya getiriyoruz.

Ben, o gün canım ne atıştırmak istiyorsa onu yapıyorum, fotoğraftaki poğaça gibi. Sıcak sıcak sepete koyduğum gibi Arel’i de alıp doğru pikniğe gidiyorum.

Biz sohbet edip atıştırırken çocuklar küçük havuzlara girip çıkıyor ve su fıskiyelerinin altında koşuşturuyorlar.

Onları böyle mutlu görmek çok keyifli.

Amerika’ya gelmeden önce burada insanların yanlızlık çektiklerini duymuştum. Amerikalı’ların sosyal hayatlarının kısıtlı olduğunu söylüyorlardı. Oysa tam tersi.

Sosyal hayatları çok canlı. Ben bir gün içinde hangi aktiviteye katılacağımı şaşırıyorum bazen.

Son zamanlarda farkettim ki bu davetlere çağırılan tek yabancı biziz. Üniversitenin kampüsünde yaşadığımız için yabancı aile çok. Bazı aktiviteler yazılı olarak duyuruluyor, onlara herkes katılıyor. Ama bazılarını arkadaşlarım arayıp birkaç gün önceden haber veriyor. Gidince görüyorum ki sadece Amerika’lı aileler var.

Sanırım bizi dışlamamalarının nedeni çok iyi arkadaş olmamız. Çağırmayınca suçluluk hissediyor olmalılar.

Biz

5 Temmuz 2008

“Ben”

Hayatta tek başınadır.

ve

“Biz”

Olmak zordur.

Çizimlerini ben yaptım, teknik destek sevgilime ait.

Tasarımını birlikte yaptık ve Crebro’yu yeniledik.

Birlikte çalışırken çok eğlendik ama ara sıra biri beğenmedi diğerinin yaptıklarını, sinirlendik.

Birbirimizi takdir ettik, sonra deli ettik.

Bolca güldük ve küstük.

Sonunda Crebro istediğimiz şekline girdi.

Pişman değiliz yine yaparız.

Bilgisayarınızın Ayarlarıyla Oynamayın!

2 Temmuz 2008

Bilgisayarınızın ayarlarıyla oynamayın! :)

Çünkü Crebro yenileniyor ve hala çalışmalar sürüyor…