Yaşanmışlık

31 Ağustos 2008

Bugün var yarın yok arasındaki zamanı yaşıyorum.

Bugün var yarın yok.

Küçük bir kızken annemin şapkalarını denerdim. Büyüdüm, mağazalarda yine aynılarını deniyorum.

İnsanlar ömrü zamanla ölçüyorlar.

Ömrün yaşanmışlıkla ölçülmesi gerek.

Bugün var ve yarın yok arasındaki yaşanmışlık benim için sonsuz mutluluk.

Hayat akıp giderken bana hep cömert davrandı.

Tuhaf talihsizlikler yanlarında hep çok büyük şanslar getirdi.

Yarın yok sınırına ne zaman gelirim bilinmez ama yaşanmışlıkla ölçülmesi gereken bir ömüre çok fazla sevgi ve mutluluk sığdırabildiğim için şanslıyım.

Ortak Düşünce Havuzu

28 Ağustos 2008

Dizilelim şöyle yanyana sıkış tıkış duralım.

Aynı olalım.

Kendimiz olmayalım. Hiç aramayalım o kıymetli kişiliği.

O hiç kimseye benzemeyeni.

Aynı olalım.

Aynı düşünce havuzundan beslenelim. Biz sadece bizden bekleneni yapalım.

Kim olduğumuzu bilmeden yaşayalım.

Hiç kaybolmayalım.

Sıkı sıkı tutalım birbirimizi.

Boğazından.

Nefes aldırmayalım.

Şöyle bir adım başka yönde durana parmak sallayıp kınayalım.

Yok, daha iyisi küçümseyelim.

Ortak düşünce havuzuna ters olanı küçümseyip utandıralım.

Ve aynı duruma düşmekten korkarak yaşayalım.

Pembe Camlı Güneş Gözlüğü

27 Ağustos 2008

Ver hadi takayım dedi.

Verdim taktı.

Aaa pembe camlarla hayat toz pembe dedi.

Güldüm.

Senin ihtiyacın yok ama dedi.

Var dedim. Bazen herkesin var.

**********

İlginç bir tatil oldu.

Arel pek beğendi doğayla içiçe geçirilen bu tatili.

Gezmek istediğimiz yerlere gittik. Arkadaşlarımızla piknik yaptık. Aylardır film seyredecek vaktimiz olmamıştı. Kütüphaneden bir kaç sanat filmi alıp seyrettik.

Tatilden önce kütüphaneden aşağıdaki kitapları aldım ve tatilde zevkle onları okudum.

The red queen - Margaret Drabble : İki yüzyıl önce yaşamış bir Kore kraliçesinin hayatından esinlenerek yazılmış çok güzel bir kitap.

İznik- Walter B. Denny : Osmanlı seramik sanatı üzerine yazılmış harika bir kitap. Bu kitabı hamile kalmadan önce seramik çalışırken okumuştum biraz. Sonra hamile kalıp seramikten uzaklaşmak zorunda kalınca üzülüp uzun zaman yanına yanaşmamıştım. Osmanlı ve Türk tarihiyle ilgili okuduğum onca kitaptan sonra bu kitapta yazılanların benim için yeni olduğunu söyleyemem ama fotoğraflar insanı büyülüyor. Uzun saatler fotoğraflara bakıp hayaller kurdum ve çizimler yaptım.

Saha-  Greg & Lucy Malouf : İki şef aşçının Lübnan’dan Suriye’ye doğru yaptıkları lezzet yolculuğunun sonunda ortaya çıkmış bir kitap. Ortadoğu ve akdeniz mutfağından çok güzel tarifler ve muhteşem fotoğraflar var.

Sonra,

Güzel sofralar hazırladık, yedik, güldük ve  uzanıp mavi gökyüzünü seyrettik.

Ama,

Her akşam eve dönüp düzenli olarak çalıştık.

Bu beni ya da onu rahatsız etmedi.

Sadece biraz şaşırdım.

İşlerimizden bir gece bile olsun kopamadık.

İkimizinde kanına girmiş işlerimiz. Ara veremedik çalışmaya.

Arel Onbeş Aylık

24 Ağustos 2008

Üçümüz birlikte çok güzel bir yaz geçirdik. Baban ve ben hayat boyu unutmayacağız ama malesef sen hiç hatırlamayacaksın.

Her sabah seninle güne başlayıp yapacak yeni şeyler keşfetmek çok keyifli. Bizimle oynadığın oyunlar gün geçtikçe çeşitleniyor. Artık futbol bile oynamaya başladın, ortalıkta koşuşturup birlikte oynuyoruz.

İçiçe geçen, üst üste dizilen kaplar, küpler ve kutularla çok güzel oynuyorsun. Sen kendi kendine ya da başka çocuklarla oynarken işimiz olsa bile oyununun bitmesini bekliyoruz. Davranışlarından çok belli oluyor o sırada birşeyler öğrendiğin.

Ama tabi en büyük aşkın trenler, bisikletler ve arabalar. Her sabah kalktığında ben sana sütünü hazırlarken koşup trenine sarılıyorsun. Nasıl büyük bir aşksa.

Sana bakmak gün geçtikçe kolaylaştı. Biz biraz da şanslıyız herhalde iştahsız değilsin, uyku düzenin çok kolay oturdu, emziği kolay bıraktın. Şimdi biberon da çıktı hayatımızdan su kabından içiyorsun sütünü. Suyunu da normal bardakta içmeye başladın.

Acıkınca mama diyorsun. Yemek önüne gelinceye kadar mama mama dolanıyorsun peşimizde.  Ayrıca anne, baba, adda, gel, kaka, bye bye diyorsun.

Yanında olmak, büyümeni seyretmek, akşamları sen uyuyunca senden konuşmak babanı ve beni çok mutlu ediyor. Bazen dayanamayıp sen uyurken tepene dikilip seni seyrediyoruz. Sen doğduğundan beri bu konuda kendimizi engelleyemiyoruz.

Sevgini ne tatlı gösteriyorsun, bütün gün gelip gidip boynumuza sarılıyorsun. Öpüşüp koklaşıp duruyoruz. Biz sana sarılıyoruz, sen bize sarılıyorsun…

Haftada bir kütüphaneye gidiyoruz. Geçtiğimiz kış çok gittik. O zaman da oynuyordun ama şimdi çok farklı.

Kütüphanenin çocuk alanı çok büyük. Önce uzun uzun koşuyorsun içeride, her oyuncakla tek tek oynuyorsun.

Biraz yorulunca seni kucağıma alıp kitap okuyorum ne kadar çok ilgileniyorsun. Uzun uzun dinliyorsun anlatılanları, resimlere bakıyoruz. Bebekler için hazırlanmış bulmacalarla oynuyoruz.

Her hafta sana  yeni müzik CDleri alıyoruz kütüphaneden. Çocuk müzikleri, klasik müzikler ve operalar senin favorilerin. Yeni müzikler seni yeni oyuncaklardan daha uzun oyalıyor. Zaten sen doğmadan önce bile böyleydin.

Her gün birlikte ormanın kenarındaki yolda yürüyüşe çıkıyoruz seninle. Koşanları, bisikletlileri, patenle yanımızdan geçenleri seyretmeyi çok seviyorsun. Ağaçları, hayvanları, gökyüzünü de.

Sabah yürüyüşlerimizden birinde sen bisikletle geçenlere bakarken çektim bu fotoğrafını.

Korsan Pikniği

12 Ağustos 2008

Yaklaşık üç ay önce Amerika’da bir ajansla çalışmaya başladım.

Benim gözümü diktiğim ajanslardan biri olmadığı için bana çıkaracağı işlerden de pek umutlu değildim. Ama işler beklediğimden daha büyük ve beklemediğim sıklıkta gelmeye başlayınca Crebro için çizemez oldum.

Hafta sonu oturduğumuz sitede korsan pikniği vardı. Bu piknikleri üç yaş ve üzerindeki çocuklar için yaptıklarından Arel’i götürmeyi düşünmemiştim. Arkadaşlarım piknik çok eğlenceli oluyor mutlaka gidelim deyince gitmeye karar verdik.

Gerçekten de çok eğlenceliydi. Bütün çocuklar ve bazı büyükler korsan gibi giyinmişlerdi. Büyük parkın çeşitli yerlerine defineler gömmüşler çocuklara haritalar ve ip uçları verip defineleri bulmalarını istiyorlar.

Üzerlerinde korsan kıyafetleri olan büyük çocuklar bir oraya bir buraya koşuşturuyorlardı.Tabi küçükler de peşlerinden. Defineleri buldukça çığlıklar yükseliyor ellerini havaya kaldırıp korsanlar gibi ARRRR diyorlardı.

Bu ARRRlara Arel’de eşlik ediyordu. Çok komikti.

Piknik için herkes kendi birşeyler hazırlayıp getirmişti. Yaklaşık yirmi ailenin olduğu bir piknik olduğu için  upuzun bir masa kurulmuştu. Ben o akşam hayatımda yediğim en güzel meyve salatasını yemiş oldum.

Sonra eve dönünce Arel’e küçük bir korsan hikayesi uydurdum. Gözlerimi kısa aça sesimi yükselte alçalta arada bir onu kucağıma alıp gemi gibi dalgalarda yükselip alçala hikayemi anlattım.

Sonra yukarıdaki çizimi yaptım Crebro için.

****

Yarından itibaren tatil yapmaya karar verdik. Deniz büyüklüğündeki Michigan gölünün plajlarına gideceğiz. Bir kaç nehir, orman gezeceğiz, doğayı içimize çekip üstümüze ve giysilerimize tatil kokusu sinmeden dönmeyeceğiz.