Arel Yirmi Yedi Aylık
Bir haftadır Arel’e poz verdirtip fotoğrafını çekmeye çalışıyorum ama başarılı olamadım. Bir çocuk nasıl bu kadar hareketli olabilir aklım almıyor. Artık bulanık olmayan bir iki kare pozunu yakalayabiliyorum. Onlar bile yine hareket halindeyken çekilmiş oluyor :)
Onu ancak geceleri uyurken hareketsiz görebildiğim için bunu yirmi yedi aydır her gece aksatmadan yapıyorum. Uzun uzun seyrediyorum onu seviyorum.
Bu ay yazabileceğim en önemli değişim onun bir ay içinde ne kadar çok Türkçe ve ingilizce kelime öğrendiği olacak. Bir ayda bir çok çeşit yeni hayvan ismi öğrendi, buna tropikal olanlar da dahil. Bir sürü sebze ve eşya ismi de dahil etti buna. Özellikle adını bildiği şeyleri görünce ya da eline alınca hemen ismini söylüyor. Bilmiyorsa soruyor.
Hayvanları ve insanları çok seviyor. Özellikle de köpekleri, köpek gördümü bir de tanıdığımız birinin köpeğiyse yanından ayırmak mümkün değil. Cici cici diye seviyor.
İnsanlarla da arası çok iyi. Bir ortama girdi mi hi diyor. Sonra bin tane şirinlik yapıp kendini sevdirmeye başlıyor :) Yeni huy olarak da sevdiği insanlara sarılıp öpüyor. Birini sevme süresi beş dakika.
En çok ilgi ve sevgiyi babası ve ben görüyoruz tabi. Bize günde kaç defa sarılıp öptüğünü saymak mümkün değil.. Ayrıca sanki bakımı bir çok konuda gün geçtikçe kolaylaşıyor. Biz onu alışverişe, mutfak alışverişine, restorana, davetlere yani hayatımızdaki bütün aktivitelere dahil ettiğimiz için artık nerede nasıl davranması gerektiğini çok iyi biliyor.
Öğlen uykularına tekrar dönüş yaptık. Artık gece dokuz-dokuzbuçuk gibi yatırıyoruz, öğlen uyumaya ihityaç duyuyor.
Bu ay yeni şarkılar öğrendi. Alfabeyi bildiği için yazılı herşey dikkatini çekiyor. Bir yerde yazı gördüğü zaman hemen tektek harflerini söylemeye başlıyor.
Daha çok çizim yapıyor. Birşeyleri yapıştırıcıyla yaıştırmayı, pom pomlarla ve hobi malzemeleriyle oynamayı seviyor.
Yukarıdaki fotoğrafta oynadığı oyuncağı geçen gün aldım. Şu anda Arel’in en sevdiği oyuncak bu. Bu oyuncağı şehir merkezinde Afrika, Nepal, Endonezya gibi ülkelerin köylerinde yaşayan insanların el sanatlarını satıp onların kültürel değerlerini kaybetmesini önlemek ve ekonomik imkan sağlamak için satış yapan bir dükkandan aldım.
Arel’in oynadığı oyuncağı Afrika’lı çocuklar altı yedi yaşlarına gelince çevrede buldukları atılacak malzemelerle yapıyorlarmış. Teller, kumaşlar vb … Yani bu oyuncak onların yerel değerlerinden basit bir oyuncak. Telden yapılmış, itince bisiklete binen kuklanın ayakları pedal çeviriyor ve tekerler dönüyor. Bu kadar basit bir oyuncağın oğlumu nasıl mutlu ettiğini anlatamam. Bu nedenle günlüğüme eklemeden edemedim.
Kategoriler: Bebeğimiz














nice yaşlara minik,tatlı kuzu.Meltem teyzesi benim oğluşumu da anlatmışsın sanki.oğlum koşup boynuma sarılıyor,öpüyor ve benim gözler derhal yaşarıyor.nomal mi acaba:)oyuncağın çizgili tişörtü tim burton u hatırlattı:)
Canım nice nice aylara, her ay söylediğim gibi sağlıkla huzurla :)) sevgilerr
Resmi gorur gormez ne kadar guzel bir oyuncak, acaba nerden aldilar diye gecirdimdi aklimdan :) El emegi olmasi ne hos; insan boyle urunler aldiginda kendini sanki cok buyuk bir ailenin parcasi gibi hissediyor. Hani buyuk ailelerde oyuncaklar buyuk cocuklardan kucuklere gecer ve nice guzel yasanmisliklar uzerlerine siner ya.
Arel hep cok tatliydi ama buyudukce tadindan yenmez oluyor galiba Meltemcim. Firsatini bulursan benim yerime de opuver o kahkullu alnindan :)
Sevgiler,
Ayse Sule
O oyuncaklardan burda da var ama tabi o kadar kıymetlilerinden değil. Muhtemelen çin malıdır.
Bu arada bloglarda yeni bir ödül dolaşıyor ben de sana gönderdim bu sayede seni ne kadar yaratıcı bulduğumu bir kez daha söylemiş olayım:) Arel’i de seni de buralardan sevdiğimi bil.
Sevgiler.
Ayse Sule’ye katiliyorum, o saclar, o gulus:) nasil seker nasil masallah :))
Cocuklar aslinda cok basit seylerle mutlu olmasini biliyorlar. Henuz tatminsizligi ogrenmedikleri icin olsa gerek :)
Sevgili Meltem,
Herşeyin bu kadar güzel,pozitif ve derli toplu olmasına çok sevindim…
Sana araştırdığını ve tecrübe ettiğini düşünerek bir şey sanışmak istiyorum.
Demişsin ya; her ortamda nasıl davranacağını biliyor diye Arel için.
Ben 3 aylık hamileyim ve benim en büyük kabusum bu bir yere gidildiğinde zapdedilemeyen, ağlayan, bağıran, şımaran çocuk.
Şimdiden korkulu rüya benim için çünkü çok çirkin bir görüntü bana göre.
Ki bu ülke restorantta,alışveriş merkezinde,sokakta abuk subuk davranan,annesine babasına vuran,deyim yerindeyse anıran çocuklar cenneti…
Amerika’da geçirdiğim 10 sene boyunca ne sokakta,ne yemekte, ne de üniversitedeyken part-time bakıcılığını yaptığım 3 çocukta böyle anormal davranışlarla karşılamadım.
Burada ise gördüğümde çok üzülüyorum.
Hala çözebilmiş değilim.
Ne yapıyorlarda Türkiye’deki çocuklar böyle anormal oluyor,orada ne yapıyorduk ki oturmasını,yemek yemesini,insan içine girmesini biliyor çocuklar???
Vaktin ve fikrin varsa bir yazı da bunun için yazar mısın???
Yoksa ben daha doğurmadan burada kanser olacağım.
Sevgiler {{Arel’i de öperim}}
nihan, ne güzel değil mi böyle sevigi görüyor olmak.
nehircce, ben de size güzel aylar yıllar diliyorum.
Ayse Sule, ben de sizi öpüyorum. Eminim Ali’de büyümüş ve çok yakışıklı olmuştur.
Prima Donna, canım çok teşekkür ederim hemde birinci sıradan beğenilmişim çok mutlu oldum.
annevebebisi, Mk’da çok tatlı annesi. Gerçekten de en çok basit oyuncakları seviyorlar ve ben elimden geldiğince basit şeyler alıyorum ya da yapıyorum.
simgetugce, Arel’in de kendini yere atıp debelendiği dönemler oldu hatta ben bu konuda yazı bile yazdım. http://www.crebro.net/2009/06/psikolog-yardimi/
Çocuklar doğduklarından itibaren bir çok zorlu dönemden geçiyorlar. Bu dönemleri yaşarken öğreniyorlar. Önemli olan bu durumları yaşamak değil olumsuzlukların tekrarlanmaması için ona doğru olanı öğretebilmek. Bazen insan kendi deneyimlerinden yola çıkarak rahatlıkla üstesinden geliyor. Bazen kitaplar okumak, araştırmak gerekiyor. Bazen de bir uzmana bir bilene danışıyorsun. Öğreniyorsun sonra öğretiyorsun.
Zaman alıyor çaba gerektiriyor ama sonucu görmek çok keyifli oluyor.
Kendini böyle şeyler için üzme, sen çocuğunun dünyadaki ilk eğitimcisisin sen öğretmekten sıkılmadığın ve kaçmadığın sürece o öğrenecektir.
Evet bu yazıyı okumuş ve çok beğenmiştim yaklaşımınızı,bir de arelin evin içinde arabacılık oynadığı bir yazı vardı,kitaplardan dikkatini başka yöne nasıl çekeceğinizi öğrenip yaralanma riskini azaltmıştınız o da çok dikkat çekiciydi.
http://www.crebro.net/2008/05/yeni-deneyimler/
Tavsiyen için sağ ol…
Ama bu garip bir mesai;annelik.Daha 6 ay içeride benim kontrolümde hadi ayaklanana kadar bir 6-7 ay daha ama ben şimdiden derdine düştüm.
Becerebilirliğimi, ne kadar başarılı olacağımı sorgulamaya başladım,elde değil.
Umarım sade,sakin ve yalın bir bebek-anne oluruz.
Sevgiler; prensine de sana da…