13 Ekim 2008

Belki de bu şehirde yaşadığım son sonbaharın fotoğraflarını çekiyorum.
Oğlum yanımda oynarken ben son sonbaharın güneşine göz kırpıştıran yaprakları izliyorum.
Artık hiçbir güzel anı kafama kazımıyorum.
Özgürce salınıyorlar zihnimde sonra uçup gidiyorlar.
Arel’le yaşadıklarım hariç.

Arel şarkılar söyleyerek kaldırım tebeşirleriyle oynuyor.

Bu günlerde en çok tebeşirlerle oynamayı seviyor.

Haftasonu nehir kenarına gittiğimizde,
Nehir kazları ihtiyar heyeti gelen kış için hazırlık toplantısı yapıyorlardı.
Bence güneye gitseler iyi olacak ama onlar bütün kışı donan nehirin üzerinde geçiriyorlar.
9 Ekim 2008
Sonbahar iki gün yağmurlu iki gün güneşli devam ediyor.

Biz güneşli günlerde futbol oynuyoruz. Arel topla birlikte koşup paslaşıyor çok eğleniyoruz.

Biraz büyüyünce hala futbol oynamayı severse onu küçükler ligine göndermeyi düşünüyoruz. Küçükler liginde kızlar ve erkekler bir arada oynuyor. Takım sporlarının kişiliği çok geliştirdiğine inanıyorum. Kızlarla birlikte oynamaları da bence büyük avantaj.

27 Eylül 2008

Artık yeni bir dönem başladı hayatımızda.
Doktorun son randevuda artık felaket iki (terrible two) dönemine girdiğinden bahsetti.
Farkettin ki sen de bir bireysin ve hakların var. Gün boyunca o hakların ne olduğunu öğrenmeye çalışıyorsun.
Her olmayacak şeyi sonuna kadar zorluyorsun.
Normal her çocuk gibi.
Bazen parkta bile zor anlar yaşıyoruz. Çocuklar sallanırken seni salıncaklardan uzak tutmak ya da aylardır oturarak kaydığın kaydıraktan koşarak inemeyeceğini anlatmak çok güç.
Yemek masasının üzerinde neden ayakta durulmayacağını anlatmak da öyle.
Bazen seni senden korumak çok zor olabiliyor.
Bağımsız kişiliğin nedeniyle biz zaten elinden tutamamaya, dizimizin dibinde oturup oynamamana ve herşeyi kendi keşfetme isteğine alışığız.
Bütün fiziksel özelliklerini babandan almış olsan da kişiliğinin tamamen annene benzemesi nedeniyle senin hiçbir davranışın bana yabancı değil.
Bazen sana bakarken aynada ruhuma bakıyormuşum gibi hissediyorum.
Bu ayın en önemli değişimi, babanın yemek masası sandalyesini kendinin ilan edip yemeklerini orda yemeye başlaman oldu.
Küçücük bir erkek yemek saatleri masaya gelip sandalyede yerini alıyor ve yetişkinler gibi yemeğini yiyor. İnanamazsın ne kadar şeker olduğuna. İlk fırsatta sandalyeye bir ek alıp senin de sofranın boyuna gelmeni sağlayacağız.
Tırmanma yeteneğini abarttın, artık normal yatağa geçme zamanın geliyor. Bebek yatağı tehlikeli olmaya başladı.
Bir azı dişin daha çıktı. Diğerleri önümüzdeki aya kadar çıkacak gibi.
Daha yazılacak çok şey var ama bazı şeyler yaşanırken güzel yazmak aynı tadı vermiyor.

22 Eylül 2008

Arel ikinci azı dişini çıkarıyor.
Son günlerde sabah uyanıyor ve akşama kadar sızlanıyor, ağlıyor ve huysuzluk yapıyor.
Pazar günü hem Arel’i heyecanlandırır, hemde diş sıkıntısını unutturur diye onu çiftliğe götürmeye karar verdik.
Orada arkadaşlarımızla da buluştuk. Onların da Arel’den beş ay büyük bir oğulları var.
Çiflikte köpekler, koyunlar, keçiler, inekler, atlar, midilliler, tavşanlar, tavuklar, horozlar, domuzlar ve ördekler vardı.
Ben hep birlikte güzel zaman geçiririz diye düşünüyordum ama oğlumuzu mutlu edemedik. Artık ne kadar acı çekiyorsa hiç durmadan ağladı ve sızlandı.
Sonra bir baktım ateşi de var, geziyi kısa kesip eve döndük. Eve gidince ateş düşürücü verdim. Hemen toparlandı ve günün geri kalanını Cem’le oynayarak geçirdi.
Biz de arkadaşlarımızla biraz sohbet ettik.
Bu çiflik ziyaretinden hiç birşey anlamadık. Havalar kötüleşmeden bir daha gitmek gerekiyor.
12 Eylül 2008

Biten hafta için yaptığım programların hep gerisinde kaldım. Hiç hesapta olmayanlar da birden bire programa dahil oluverdi.
Ahududu toplamak gibi :)
Arel’le sürekli yapacak değişik aktiviteler bulmaya çalışan ben, çarşamba akşam saat altı gibi sevgilimi ve arkadaşlarımı da alarak Ahududu toplamaya gittim.
Yine çok güzel zaman geçirdik. Yaban mersininden yaptığım reçel çok güzel olmuştu. Şimdi bir de ahududulu denemek gerekiyor.
