29 Haziran 2008

Bugün çok büyük bir heyecan yaşadım. Arel bana anne dedi! Hem de üç defa!
İlk önce boynuma sarılıp dedi, ben her zaman çıkardığı seslerin arasından anne dediğini duyar gibi oldum ama pek heveslenmedim. Babasıda aa anne dedi duydun mu dedi, sonra Arel tekrar boynuma sarılıp anne deyince çok heyecanlandım. Hiç beklemiyordum sürpriz oldu. Akşam üzeri parkta babasıyla oynarken yorulup acıkınca anne deyip eve doğru yürümeye başlamış :)
————————————
Geçen gün oturduğumuz siteden arkadaşlarımızla bebeklerimizi alıp çilek toplamaya gittik. Giderken Arel’in çilek toplamak için küçük olduğunu düşünüyordum. Neyse en azından çileğin nerede yetiştiğini görmüş olur diye düşünüyorduk.
Yanılmışız!

Bizim çilek zararlısı bebeğimiz çileği dalında görür görmez tanıdı. Hemen tarlaya girip birer ikişer kopartıp yemeye başladı.
Biz o sırada dur yıkayalım diye çırpınıyorduk ama nafile.Yetiştirdikleri yerde toprağın üzerini küçük tahta parçalarıyla kapattıkları için çilekler çamurlu olmasa da kumluydu.
Baktım herkesin çocuğu böyle yiyor, bir biz kaygılanıyoruz aman dedim tadını çıkar çileklerin.
Abartmıyorum en az ama en az yarım kilo yemiştir. Yedi yedi yedi.
O yedikçe ben ooofff bütün sindirim sistemi bozulacak diye sıkıldım ama karışmadım.
Arel’in sindirim sistemi bozulmadı ve çok mutlu bir gün geçirdi. Fotoğraf çekilirken bile durmadı. Dalından yeni koparılmış çilekler de çok güzel kokuyorlardı.

24 Haziran 2008

Merdivenleri tırmanıyorum.
Bebeklerle ilgili az çok bilgisi olan herkes bize şöyle diyordu; oooo bu birşey değil, yürümeye başlasın da görün!
Başlarda öyle oldu. İki üç hafta kadar bebeğimiz heyecanla hareket özgürlüğünü keşfetti ve biz de kedisine zarar verecek endişesiyle paniğe kapıldık.
Ama sonraki haftalar hiç öyle geçmedi. Hatta son iki aydır rahat içinde yüzüyoruz. Meğer ne zormuş yürüyemeyen, sürekli canı sıkılan bir bebeği oyalamaya çalışmak.

Şimdi Oturacağım.
Şimdi o kendini oyalıyor. Götürüyoruz parka, kaydırakta kendi kayıyor. Kum havuzunda kürekle kovalara kum dolduruyor, birlikte kale yapıyoruz. Gerçi bunları biz öğrettik ona ama o kadar hevesliydik ki çok kolay oldu. Salıncak istedi mi salıncağı işaret ediyor. Büyük arabalarla bisikletlerle oynuyor. Evin yolunu biliyor, yoruldu mu eve doğru yürümeye başlıyor.

Böyle oturunca biraz kendini öne doğru çekmek gerekiyor.
Son üç aydır geceleri 7:30-8:00 de yatıyor sabah 6:30- 7:00 ye kadar kesintisiz uyuyor. En büyük yenilikse artık emzik emmiyor olması. Ortodontistlere göre iki yaşına kadar emzik ağız yapısını bozmuyor ama iki yaşından sonra da emzik emmeye devam ederse dişlerinin ileride düzeltilmesi gerekiyormuş.
Emzik bıraktırma konusunda olaylar şöyle gelişti; Arel emziği ağzından 24 saat çıkartmıyordu. Babasıyla karar verdik en azından oynarken ağzından çıkartalım diye. Çıkarttık, bir yandan da üzülüyoruz ay yazık çok zorlanmasa bari diye. Emziği bir günde bıraktı aslında hazırmış ama hiç çaktırmadı bize. Sanki çok bağımlıymış gibi davranıyordu. Artık emzik hayatımızdan tamamen çıktı.
Şimdilik günler böyle geçiyor. Giydiriyoruz bebeğimize şortunu parmak arası terliklerini, hala bahar havasında geçen günleri parkta oynayarak değerlendiriyor. Biraz hava ısınınca havuzlu günler başlayacak.

Kayarken kollarımı bile açabiliyorum.
15 Haziran 2008

Anneler gününde Arel’in parmak boyalarıyla yaptığı şaheserler o günden beri buzdolabımızda asılı. (yukarıdaki bunlardan biri)
Babalar gününde babasına hediye edilmek üzere bu resimlerden birinin fotoğrafını çektim. Kumaş baskısı için özel kağıtlardan aldım. Sevgilime güzel bir T-shirt alıp sonra bu fotoğrafı kumaşa ütüyle baskı yaptım.
T-shirt çok şık oldu bence. Sevgilim hediyesini büyük bir mutlulukla giydi.
Bu hediyeyi hazırlarken aklımda hep onun ne kadar iyi bir baba olduğu vardı.
Sen süper bir babasın,
Son bir yıldır benim Arel’e baktığım kadar sen de baktın.
Bütün sorumlulukları benimle eşit paylaştın.
Bütün güzellikleri ve zorlukları birlikte yaşadık.
Benim araştırma görevlisi olarak çalışmam gereken bir işim var demedin.
Aynı zamanda doktora yapıyorum nasıl hepsine yetişirim demedin.
Ben önemli bir adamım benim doktora yaptığım konu sıradan bir konu değil demedin.
Toplantılarını kaçırdın Arel’in doktor randevularını kaçırmadın.
Ben bütün yaz evde oturacağım sen istersen işlerine zaman ayır dediğimde ısrarla yarım gün bebeğimize bakmaya devam ettin.
Daha sayamayacağım uzun bir liste var.
Sen süper bir babasın Arel çok şanslı.
Ben çok şanslı bir kadınım, Arel’in senin gibi bir babası var :)
8 Haziran 2008

Bizim evde gün sabah 6:30 da başlar.
Arel uyanır beni de uyandırır. Odasına girdiğimde beni gördüğü için hemen gülümser. Ben yatağına doğru adımlar atarken de yatağına tutunup sevinçle hoplamaya başlar.
Kucağıma alınca boynuma sarılır, ben onu öper koklar aşağı kata indiririm. Bir süre öyle sarmaş dolaş otururken onu nasıl sevdiğimden bahsederim, ben konuşurken o da anlamı olmayan çeşitli sesler çıkartarak bana karşılık verir.
Kahvaltımızı yaptıktan sonra üstümüzü değiştirir dışarı çıkarız. Çevrede birçok küçük küçük park var önce onlara gideriz. Sonra ben onu vagonuna bindirir beş dakika uzaktaki büyük parka götürürüm o parkta da oynar.
O oynarken biraz onunla oynarım, biraz kitap okurum, eğer arkadaşlarım parktaysa onlarla konuşuruz. Özgür Arel oyun oynarken dönüp yakınlardamısın diye bile bakmaz, ilgi istemez. Hatta yürürken elinden tutmak kucağa almak imkansızdır. Bu nedenle tehlikeli birşeyler yaptığında başka şeylere dikkatini çekmeye çalışmak en kolayıdır.
Çevresinde başka çocuklar varsa onları izler yanlarına gider onlarla oynamaya çalışır. Hiçbir bebekle ve çocukla itişmez. Hatta gidip kafalarını okşar. İnsanları ne kadar çok seviyor.
Dışarı çıkarken yanıma atıştıracağı yiyecekler alırım. Acıktıkça yanıma gelir. Biraz yer biraz kendini sevdirir tekrar oynamaya gider.
Öğleye doğru eve döndüğümüzde kum havuzunda oynamaktan üzerinden inşaat yapılacak kadar kum çıkar. Yorgunluktan adım atacak hali kalmamıştır artık. Her yeri çizik ve morluk içindedir. Ben ellerini yüzünü ayaklarını temizlerken morluklarını çiziklerini öperim.
Arel bir salon beyefendisidir aynı zamanda, yemeğini yerken müzik dinlemekten hoşlanır. Aslında sadece yemek yerken değil, uyumak istediğinde, huysuzlandığında, sıkıldığında hep müzik dinlemek ister.
Yemeğini yedikten sonra sütünü içer saat 11:00-13:00 arasi uyur (Artık günde bir defa uyuyor). Bu arada ben ya kitap okurum ya da uyurum.
Uyanır bir saat birlikte oynar meyve atıştırırız.
Sonra Arel’le babası ilgilenmeye başlar. Ben çizim yaparım, arkadaşlarımla buluşurum ya da kütüphaneye giderim. Yaptıklarım o günün programına göre bu üç şeyden biridir.
Hergün yatmadan banyo yapar bebeğimiz. Suyu ve küvette oyuncaklarıyla oynamayı çok seven Arel son enerjisini de banyoda harcadıktan sonra onu öpüp saat sekizde yatağına yatırır, müziğini açar uyumaya bırakırız.
O bir süre yatağında kendi kendine konuşur ve uyur. Telsizinden duyduğumuz o anlamlı anlamsız sesler tarifi olmayan mutluluk kaynağıdır bizim için.
2 Haziran 2008

Üç aylık hamileyken bütün hamilelere yapılan bir test yaptırmıştım. Test bebekte down sendromu olup olmadığını belirleyecekti.
Laboratuardan kaynaklı gecikmeler yüzünden testin sonucunu öğrendiğimde dört aylık hamileydim. Arel artık karnımda kıpırdıyordu.
O ay içinde sevgilimle oturup konuştuk ya down sendromu olursa ne yapacağız diye.
O ay karar verdik Arel’i hayatımızda koşulsuz istediğimize. Onu hayatımızın sonuna kadar koşulsuz sevmeye karar verdik.
Doktor müjdeyle test sonuçlarını söyediğinde sonuçlar artık umurumuzda değildi.
Ben kaderci değilimdir ama kendi kaderimizi yönlendirebilsek bile tümüyle yönetemediğimize, hele başkalarının kaderinde sadece figüran olduğumuza inanıyorum.
Eh şartlar böyleyken doğacak bebeğin zekası standartlarımıza uymadı diye hayatın en güzel mucizesini geri çevirirsek çok büyük bir aptallık yapmış olacağımızı düşündük.
Onunla geçirdiğimiz bir yıl bize çok şey öğretti. Anne baba olmak dışında insan olma ve kendini bulma yolunda ilerlediğimizi hissediyorum.
Bebeğimizi anlamaya ve tanımaya çalışırken, aslında insanları anlamaya ve tanımaya başlıyoruz.
Düşünce seviyemizin yükseldiğini görüyorum.
Amacımız, Arel’in kendini gerçekleştirebileceği imkanları ona sunmaktan başka birşey değil. Bebek şekillenmemiş bir hamur değil. Tamamıyla kendi kişiliği ve yetenekleriyle doğan bir insan. İlk bir yılda bile temel özellikleri ortaya çıkıyor.
Mesela vücut yapısı. Rahatça anlıyorsun neyi yapar neyi yapamaz. Yapabileceği şeylere yönlendirip yüreklendiriyorsun.
Yani akış yönü bazı konularda çok belirgin oluyor. Önünde durmamak bile yeterli.
Gelecekte de kendimizi kontrol edelim istiyorum. Karışmayalım nerede okuyacağına, ne okuyacağına, kimi sevip, kiminle evleneceğine. Nerede yaşayıp, neleri doğru bulacağına. Koşul olmasın onunla ilişkimizde.
Biz sadece onun kendini tanıması ve kendi mutlu olacağı seçimleri yapması için olanakları sunalım.
27 Mayıs 2008

Herşey Arel’in doğum günü için güzel bir pasta istememle başladı.
Şehirdeki bütün pastacıları ve çeşitlerini araştırarak başladım. Sonra inanılmaz güzel pastalar yapan ödüllü bir pastacı buldum.
Sevgilimle gittik bir ay önceden pastanın siparişini verdik.Bebeğimizin doğum gününe bir hafta kala pastanın yapılamayacağını öğrendik. Çünkü pastacı o güne nikah pastası siparişi almıştı. Özür olarak sizin kesin spariş verdiğinizi anlamamıştık gibi üstün körü açıklamalar yaptılar.
Aslında ısrar etsem yapacaklardı çünkü hem sipariş alıp hem de yapmayarak kötü duruma düşeceklerdi. Ama istemeyen birine zorla birşey yaptırmak kötü sonuç almaya neden olurdu.
Bütün iyi pastacılar siparişlerini en geç iki hafta önceden aldıkları için başka bir yere yaptırma şansımız da kalmadı.
Sevgilim güzel bir pastaneden güzel bir pasta alırız ne olacak dedi. İşte malesef ben öyle biri değilim, olmadım ve sanırım hayatım boyunca da olamayacağım.
Olmazz!!! dedim
Arel’in doğum gün pastası özel olacak. Ben yapacağım.
Sevgilim beni her vazgeçirmeye çalıştığında gözlerimi kısıp yapamayacağımı mı düşünüyorsun da böyle konuşuyorsun deyip duruyordum.
TAKINTI;
Bende var, çok kötü birşey.
Aklıma birşey mi koydum. Yapacağım. Yapmazsam olmaz ölürüm. Önümde durup yapmama engel olmaya çalışana da Allah sabır versin.
Bu inat değil, kararlılık değil, AŞK aşk.

Sonra sevgilimin aklını çeldim. Birlikte mutfağa girelim dedim çikolatalardan, sıvı vanilyadan, fırında pişen kekin eve yayılan kokusundan bahsettim ona, krema da olacak diye fısıldadım kulağına.
Hadi birlikte yapalım. Arel’e biraz sen bakarsın biraz ben, kekle biraz sen ilgilenirsin biraz ben ve yaparız birlikte dedim.
Kabul etti.

Önce gidip confetti cakes kitabını aldım. Sonra malzemeleri satın alabileceğimiz pasta malzemeleri satan bir yer buldum. İçlerinden oyuncak küp şeklinde olan bu pastayı yapmaya karar verdim.

Ertesi gün girdik mutfağa altı tane muzlu kare kek pişirdik. Kes, çikolatalı kremalarını sür, buzlukta beklet, kapla, süsle derken on iki saat mutfakta geçti.

Gece saat birde mutfaktan çıkarken sevgilime bir daha böyle şeyler yapmaya kalkarsam beni durdur dedim.
Seni durdurmayı ne çok denedim bilemezsin dedi.
Bilmezmiyim.
TAKINTI;
Ben de var, çok kötü birşey.

26 Mayıs 2008

Arel’in yürümesiyle başlayan hayatımızdaki yeni deneyimler macerası tam çaresizlikle sonuçlanmak üzereyken kitaplar yine hayatımızı kurtardı.
Biz anne baba kitaplara sarılıp bir çok işe yarar bilgi bulduk.
Uygulamada başarılı olmasının en önemli sebeplerinin bizim davranış ve düşünce biçimimizi değiştirmemiz olduğunu düşünüyorum.
Bizim değişen tavrımızla birlikte Arel’in de davranışları birden değişmeye başladı ve yine evde herkes olumlu ve mutlu haline geri döndü.
Kitaplardan önce bir gün bebeğimizin yeni yürümeye başladığı günlerden birinde bir sabah şöyle bir olay yaşamıştık.
Babası mutfaktayken oğlumuz salonun ortasında duran tekerlekli mama sandalyesini iterek (tutunup koşarak demek daha doğru olabilir) hızla mutfağın önündeki bebek girmesin diye yerleştirdiğimiz koruma kapısına vurdu. Yerler parke olduğu için bu durum çok hızlı ve şiddetliydi.
Neyse biz hayır dedik, olmadı. Onun yerine dikkatini dağıtacak başka oyuncaklar önerdik, olmadı. Oturup neden tehlikeli olduğunu açıkladık, tabi ki olmadı!
Şimdi o böyle birşey yaptığında evde itip sürebileceği kocaman bir yürüme arabası var. Önce mama sandalyesini itmesine hayır diyorum(çünkü yanlış olan şeye hayır demek gerekiyormuş) sonra hemen kendi arabasını verip bak bununla oyna bu araba oynamak için daha güzel diyorum. Mama sandalyesini bırakıp oyuncağıyla oynuyor. İtiraz yok, inatlaşma yok, ağlama yok!
Anladım ki eskiden yaptığım yanlış hayır değip dikkatini başka yöne çekmeye çalışmaktı. Ama yanlışın ne olduğunu söyleyip neyin doğru olduğunu göstermek gerekiyormuş.
Çok küçük bir davranış değişikliğinin karşılığında büyük bir ödül aldığımı hissediyorum
Bu mama sandalyesi örneği yaşadıklarımızdan bir tanesiydi. Herbir yaşanana değişik bir yaklaşım sergiliyoruz.
Anne baba olmanın öğrenilen bir şey olduğunu düşünüyorum şartlar değiştikçe yeni bilgileri edinmeyi gerektiriyor ama ödülü çok büyük.
Bir bebekle yaşamak çok büyük bir lüks.
25 Mayıs 2008

Bebeğimiz bir yaşında.
Geçen yıl minicik bedenini kucağıma alırken incitmekten korkuyordum, bugün kollarımın arasından kaçıyor peşinden koşuyorum.
Bir yıl boyunca babasıyla birlikte ortaklaşa bakıp büyüttük onu.
Birbirimize destek olduk, taktikler öğrenip paylaştık.
Dün nehir kenarında arkadaşlarımız ve çocuklarıyla kutladık Arel’in yaşgününü.
Arel arkadaşlarıyla çok mutluydu. Mina, Cem ve Arel üçlüsü bir dakika yerlerinde durmadılar. Banu biraz daha küçüktü oturup onları seyretti.
Geçen soğuk ve yağmurlu bir haftanın inadına hava güneşliydi.

Arel ve arkadaşlarını doğdukları günden beri biliyor olmak ve büyümelerinin her adımına şahit olup sonra da birlikte oynuyor olmalarını seyretmek çok heyecan vericiydi.
Hayatımda verdiğim en doğru kararla oturup hayatımızda verdiğimiz en güzel kararın ordan oraya koşturmasını seyrettik.
Tabi bütün çocuklar gün boyu kaz kovalayıp nehire doğru koştukları için oturmak, durmanın yerine söylenmiş gelişi güzel bir söz olmaktan öteye gitmiyor :)
İyi ki doğdun Arel, seni çoook seviyoruz.

15 Mayıs 2008

Günler bir güneşli iki yağmurlu bahar tanımlaması içinde ilerliyor.
Geçen yıl bu zamanlar heyecan içinde Arel’i bekliyorduk. Şimdi her dakika arkamda ben nereye o oraya. Anne insandan çok anne ördek gibiyim. Sürekli arkamda bebeğimin ayak sesleri Pıt Pıt Pıt…
Dönem bittiğinden beri yarım gün babası yarım gün ben bakıyorum Arel’e.
Kalan zamanda çalışıyorum ve bebeğimizin gelişimiyle ilgili kitaplar okumaya devam ediyorum.

Arel doğduktan sonra bebeklerle ilgili fark ettiğim en önemli şey, cinsiyetleri ve kişilikleriyle doğuyor olduklarıydı. Bütün arkadaşlarımın bebeklerinin kişilikleri birbirinden farklı ama özellikle ortada bir kızla erkek bebek farkı var ki anlatılamayacak kadar belirgin.
Eskiden bebeğin cinsiyeti mi olurmuş diye düşünenlerdendim. Şimdi kesinlikle arkasında duruyorum bebeklerin kişilikleri ve cinsiyetleri var.
Bu nedenle geçen gün It’s a Boy dan yaklaşık on beş sayfa okudum ve kitabı alıp sonuna kadar okumaya karar verdim. Oğlumu daha iyi anlamayı ve yönlendirmeyi istiyorum.
İkinci seçtiğim kitap positive discipline, yavaş yavaş çocuk gelişimiyle ilgili bilgiler edinmenin ve farklı görüşler okumanın zamanı geldi.
Çünkü Arel’e hayır diyorum, hayırın ne olduğunu çoook çok iyi biliyor, durup ciddi ciddi yüzüme bakıyor. Duruyor.
Sonra kafamı çevirmemi bekliyor ya da yılmamı. Evet deyinceye kadar tekrar edebilecek bir oyunu oynamak istiyor benimle. Gülüyor ve yapıyor hayır dediğim şeyi yapmaması gerektiğini bildiği halde yapıyor. Yapamayınca ağlıyor.
Bu anne acil olarak nasıl söz dinletilir öğrenmek istiyor.

12 Mayıs 2008
Anneler gününüz kutlu olsun…

Sabah uyandığımdan beri yağmur yağıyor.
Anneler gününü dışarıda koşa oynaya kutlarız diye düşünüyordum ama hava muhalif oldu :)
Hava muhalefeti, Türk dilinde kendine özgü yerini ve konumunu her daim koruyacaktır. Umuyorum ki bana olan tutumunu bu istikrarla korumaz.
Neyse biz de Arel’e bebeklerin oynayabileceği boyalardan aldık. Anne oğul boyalarla oynadık.
Onun parmaklarıyla boyadığı ilk şaheserleri bana anneler günü hediyesi oldu.