7 Eylül 2008

Bu yaz çizdiğim Arel’lerimi bir araya getirip onlardan tünel kitap yaptım.
Hep birlikte öyle mutlu günler geçirdik ki, bu tünel kitap benim için çok değerli. Hazırlarken bile bir kaç kere ağlamaklı oldum.
Oğlum zaman ne kadar çabuk geçiyor, ne çabuk büyüyorsun!?
**********
Sonbahar biraz yüzünü göstermeye başladı. Bazı sabahlar çok serin ve yağmurlu oluyor.
Arel çok rahat bakılan bir çocuk ama ona sürekli enerjisini harcayabileceği, ilgisini çeken oyun alanları bulmak gerekiyor.
Çünkü bütün gün evde sadece birkaç saat geçiriyor. Geri kalan zamanda ona açık ya da kapalı alanlarda oynayacak yerler buluyoruz.
Arel’in bakımı ne kadar kolay olursa olsun, eğer onun enerjisini harcayacağı yerler bulmazsak çok fena olur çoook…
Hayatta evde birkaç saaten fazla durmaz. İmkansız.
Onu havanın kötü olduğu günlerde götürecek yerler buldum.
Pazartesi günleri bizim sitemizin oyun grubu var. Burada kışın hava çok soğuk olduğu için üniversite çocuklar için büyük kapalı oyun alanları ayırıyor. İçinde oyuncaklar oluyor, aktiviteler yapılıyor, şarkılar söyleniyor. Arkadaşlarımın hepsi geliyor, bebeklerimiz oynarken biz de biraz konuşacak zaman buluyoruz.
Salı -perşembe çocuk müzesine bir yıllık üyelik aldık. Harika bir yer çocuklar için. Ayrıca kütüphanenin çocuk alanı var.
Çarşamba henüz kesin olmayan planlar var.
Cuma, kütüphanenin masal ve şarkı günününe katılacak. Bebeğimiz inanılmaz seviyor bu müzikli masallı günleri. Nasıl heyecanlanıyor anlatamam.
Hafta sonları hepbirlikte gezeriz diye düşünüyorum.
Bunların dışında yeni kitaplar aldık.
Resimli kitaplarla iyi oyalanıyor. Yeni küpler aldık üzerlerinde resimler, sayılar ve harfler olanlardan.
Oyuncaklarla bunlarla oynadığı kadar oynamıyor.
Bir sürü tahta oyuncak aldık. Plastikten daha güzel görünüyorlar ve umuyorum ki sağlık açısından da daha güvenlidirler.
Bakalım ev oyuncakları evde kalma süremizi uzatabilecekler mi?
Aslında Arel’i çok aktif olduğu için suçlayamam. Annesi ve babasına benziyor. Sanki biz bir dakika yerimizde durabiliyor muyuz ki o dursun :)
4 Eylül 2008

Geçen dönem hem oğluma bakayım hem okuyayım çabalarımın ne kadar zorlu olduğunu gördükten sonra önümüzdeki iki dönem okula ara vermek istedim.
Herşey çok gözümde büyüdü.
Biz iki insan hem çocuğumuzun, hem ev işlerinin, hem okulun sorumluluğunu üstlenip, bir yandan para kazanıp neredeyse hiç nefes almadan geçirdik bir önceki okul dönemini.
Günde bir kaç saat uyuyarak yaşadık.
Bu nedenle sevgilimin doktorası bitene kadar ben ara vereyim, sonra herşey daha kolay olur diye düşünüyordum. Ama o boşa sevgili değil işte. Yok dedi git sen okuluna ben seni sonuna kadar destekliyorum.
Biliyorum zor olacak ama bu son sekiz zorlu ay da geçecek.
**********
Bir kaç gündür neler yaptım.
Hafta sonu eve yeni bir düzen verdim. Çalışma odamı okul için hazırladım.
Pazartesi tatil olmasına rağmen sevgilim okula gitti, Arel’e aylardır ilk defa tam gün tek başıma baktım. Yarım gün oyalamak kolay da, tam gün zor oldu.
Ramazan için ayrıca mutfak alışverişine zaman ayırdım. Yemek yaptım. Salı günü babası tüm gün oğlumuza baktı. Sabah dokuzdan akşam sekize kadar okulda derslere girip çıktım. Arel’den iki günden fazla ayrılmayayım diye bütün dersleri salı ve perşembe gününe sıkıştırdım.
Derslerden birini hiç sevmedim. Şimdi yeni bir program yapıp çarşamba ve cuma günleri de ders alacağım. Bu sefer haftada dört gün ders alacağım ama dört güne yaydığım için yine en fazla yarım gün bebeğimden ayrı kalacağım. Belki böyle daha iyi olur. Salı günü bütün gün onu görememek beni çok üzdü.
Bugün oğlumla birlikteydim. O öğlen uykusuna yatınca yemek yaptım. Akşam uyuyunca da ödevleri bitirdim. Şimdi fırsat bulup bu yazıyı yazdığıma inanamıyorum.
Yarın yine uzun bir gün olacak. Önümüzdeki sekiz ayın herhangi bir günü gibi.
24 Ağustos 2008

Üçümüz birlikte çok güzel bir yaz geçirdik. Baban ve ben hayat boyu unutmayacağız ama malesef sen hiç hatırlamayacaksın.
Her sabah seninle güne başlayıp yapacak yeni şeyler keşfetmek çok keyifli. Bizimle oynadığın oyunlar gün geçtikçe çeşitleniyor. Artık futbol bile oynamaya başladın, ortalıkta koşuşturup birlikte oynuyoruz.
İçiçe geçen, üst üste dizilen kaplar, küpler ve kutularla çok güzel oynuyorsun. Sen kendi kendine ya da başka çocuklarla oynarken işimiz olsa bile oyununun bitmesini bekliyoruz. Davranışlarından çok belli oluyor o sırada birşeyler öğrendiğin.
Ama tabi en büyük aşkın trenler, bisikletler ve arabalar. Her sabah kalktığında ben sana sütünü hazırlarken koşup trenine sarılıyorsun. Nasıl büyük bir aşksa.

Sana bakmak gün geçtikçe kolaylaştı. Biz biraz da şanslıyız herhalde iştahsız değilsin, uyku düzenin çok kolay oturdu, emziği kolay bıraktın. Şimdi biberon da çıktı hayatımızdan su kabından içiyorsun sütünü. Suyunu da normal bardakta içmeye başladın.
Acıkınca mama diyorsun. Yemek önüne gelinceye kadar mama mama dolanıyorsun peşimizde. Ayrıca anne, baba, adda, gel, kaka, bye bye diyorsun.
Yanında olmak, büyümeni seyretmek, akşamları sen uyuyunca senden konuşmak babanı ve beni çok mutlu ediyor. Bazen dayanamayıp sen uyurken tepene dikilip seni seyrediyoruz. Sen doğduğundan beri bu konuda kendimizi engelleyemiyoruz.
Sevgini ne tatlı gösteriyorsun, bütün gün gelip gidip boynumuza sarılıyorsun. Öpüşüp koklaşıp duruyoruz. Biz sana sarılıyoruz, sen bize sarılıyorsun…
Haftada bir kütüphaneye gidiyoruz. Geçtiğimiz kış çok gittik. O zaman da oynuyordun ama şimdi çok farklı.
Kütüphanenin çocuk alanı çok büyük. Önce uzun uzun koşuyorsun içeride, her oyuncakla tek tek oynuyorsun.
Biraz yorulunca seni kucağıma alıp kitap okuyorum ne kadar çok ilgileniyorsun. Uzun uzun dinliyorsun anlatılanları, resimlere bakıyoruz. Bebekler için hazırlanmış bulmacalarla oynuyoruz.
Her hafta sana yeni müzik CDleri alıyoruz kütüphaneden. Çocuk müzikleri, klasik müzikler ve operalar senin favorilerin. Yeni müzikler seni yeni oyuncaklardan daha uzun oyalıyor. Zaten sen doğmadan önce bile böyleydin.
Her gün birlikte ormanın kenarındaki yolda yürüyüşe çıkıyoruz seninle. Koşanları, bisikletlileri, patenle yanımızdan geçenleri seyretmeyi çok seviyorsun. Ağaçları, hayvanları, gökyüzünü de.

Sabah yürüyüşlerimizden birinde sen bisikletle geçenlere bakarken çektim bu fotoğrafını.
12 Ağustos 2008

Yaklaşık üç ay önce Amerika’da bir ajansla çalışmaya başladım.
Benim gözümü diktiğim ajanslardan biri olmadığı için bana çıkaracağı işlerden de pek umutlu değildim. Ama işler beklediğimden daha büyük ve beklemediğim sıklıkta gelmeye başlayınca Crebro için çizemez oldum.
Hafta sonu oturduğumuz sitede korsan pikniği vardı. Bu piknikleri üç yaş ve üzerindeki çocuklar için yaptıklarından Arel’i götürmeyi düşünmemiştim. Arkadaşlarım piknik çok eğlenceli oluyor mutlaka gidelim deyince gitmeye karar verdik.
Gerçekten de çok eğlenceliydi. Bütün çocuklar ve bazı büyükler korsan gibi giyinmişlerdi. Büyük parkın çeşitli yerlerine defineler gömmüşler çocuklara haritalar ve ip uçları verip defineleri bulmalarını istiyorlar.
Üzerlerinde korsan kıyafetleri olan büyük çocuklar bir oraya bir buraya koşuşturuyorlardı.Tabi küçükler de peşlerinden. Defineleri buldukça çığlıklar yükseliyor ellerini havaya kaldırıp korsanlar gibi ARRRR diyorlardı.
Bu ARRRlara Arel’de eşlik ediyordu. Çok komikti.
Piknik için herkes kendi birşeyler hazırlayıp getirmişti. Yaklaşık yirmi ailenin olduğu bir piknik olduğu için upuzun bir masa kurulmuştu. Ben o akşam hayatımda yediğim en güzel meyve salatasını yemiş oldum.
Sonra eve dönünce Arel’e küçük bir korsan hikayesi uydurdum. Gözlerimi kısa aça sesimi yükselte alçalta arada bir onu kucağıma alıp gemi gibi dalgalarda yükselip alçala hikayemi anlattım.
Sonra yukarıdaki çizimi yaptım Crebro için.
****
Yarından itibaren tatil yapmaya karar verdik. Deniz büyüklüğündeki Michigan gölünün plajlarına gideceğiz. Bir kaç nehir, orman gezeceğiz, doğayı içimize çekip üstümüze ve giysilerimize tatil kokusu sinmeden dönmeyeceğiz.
6 Ağustos 2008

Meyve toplamak ailece sevdiğimiz bir aktivite olmaya başladı. Daha önce çilek toplamıştık, bu sefer de yaban mersini (blueberry) toplamaya gittik.
Gideceğimiz yer şehre bir saat uzaklıktaydı, havanın da öğleye doğru ısınacağını hesaplayarak saat sekizde yola çıktık. Arel yolda sıkılır diye düşünüyorduk ama o manzarayı seyretmeyi tercih etti.
Sabahın serinliğinde yazın başından beri buralardan ayrılmayan rüzgarı da yanımıza alıp ekili toprakları, çiftlik evlerini, nehirleri, küçük gölleri seyrederek gideceğimiz yere vardık.
Orada yakın arkadaşımız olan bir aileyle buluştuk. Onların bebekleri de Arel’den bir ay küçük.

Arel ve Nash çalılıkların içinde koştururken bizde meyve toplayıp çocuklarımızdan, gezilerimizden, Türkiye’den konuştuk.
Anlatmak mümkün değil o sabah hayat nasıl hafifti.
Baktık bebeğimiz bizim topladığımız meyveleri yiyor, ona meyve toplamayı öğrettik :)
Çıkarken onun yediği meyveleri de hesaplayıp fazladan ödemek isteyince kabul etmediler. İnsanlar buraya çocukları mutlu olsun diye geliyorlar, çocukların yediklerini saymıyoruz dediler.
Belki Ağustos bitmeden yine gideriz.

Arel babasıyla yaban mersini topluyor.