24 Ağustos 2008

Üçümüz birlikte çok güzel bir yaz geçirdik. Baban ve ben hayat boyu unutmayacağız ama malesef sen hiç hatırlamayacaksın.
Her sabah seninle güne başlayıp yapacak yeni şeyler keşfetmek çok keyifli. Bizimle oynadığın oyunlar gün geçtikçe çeşitleniyor. Artık futbol bile oynamaya başladın, ortalıkta koşuşturup birlikte oynuyoruz.
İçiçe geçen, üst üste dizilen kaplar, küpler ve kutularla çok güzel oynuyorsun. Sen kendi kendine ya da başka çocuklarla oynarken işimiz olsa bile oyununun bitmesini bekliyoruz. Davranışlarından çok belli oluyor o sırada birşeyler öğrendiğin.
Ama tabi en büyük aşkın trenler, bisikletler ve arabalar. Her sabah kalktığında ben sana sütünü hazırlarken koşup trenine sarılıyorsun. Nasıl büyük bir aşksa.

Sana bakmak gün geçtikçe kolaylaştı. Biz biraz da şanslıyız herhalde iştahsız değilsin, uyku düzenin çok kolay oturdu, emziği kolay bıraktın. Şimdi biberon da çıktı hayatımızdan su kabından içiyorsun sütünü. Suyunu da normal bardakta içmeye başladın.
Acıkınca mama diyorsun. Yemek önüne gelinceye kadar mama mama dolanıyorsun peşimizde. Ayrıca anne, baba, adda, gel, kaka, bye bye diyorsun.
Yanında olmak, büyümeni seyretmek, akşamları sen uyuyunca senden konuşmak babanı ve beni çok mutlu ediyor. Bazen dayanamayıp sen uyurken tepene dikilip seni seyrediyoruz. Sen doğduğundan beri bu konuda kendimizi engelleyemiyoruz.
Sevgini ne tatlı gösteriyorsun, bütün gün gelip gidip boynumuza sarılıyorsun. Öpüşüp koklaşıp duruyoruz. Biz sana sarılıyoruz, sen bize sarılıyorsun…
Haftada bir kütüphaneye gidiyoruz. Geçtiğimiz kış çok gittik. O zaman da oynuyordun ama şimdi çok farklı.
Kütüphanenin çocuk alanı çok büyük. Önce uzun uzun koşuyorsun içeride, her oyuncakla tek tek oynuyorsun.
Biraz yorulunca seni kucağıma alıp kitap okuyorum ne kadar çok ilgileniyorsun. Uzun uzun dinliyorsun anlatılanları, resimlere bakıyoruz. Bebekler için hazırlanmış bulmacalarla oynuyoruz.
Her hafta sana yeni müzik CDleri alıyoruz kütüphaneden. Çocuk müzikleri, klasik müzikler ve operalar senin favorilerin. Yeni müzikler seni yeni oyuncaklardan daha uzun oyalıyor. Zaten sen doğmadan önce bile böyleydin.
Her gün birlikte ormanın kenarındaki yolda yürüyüşe çıkıyoruz seninle. Koşanları, bisikletlileri, patenle yanımızdan geçenleri seyretmeyi çok seviyorsun. Ağaçları, hayvanları, gökyüzünü de.

Sabah yürüyüşlerimizden birinde sen bisikletle geçenlere bakarken çektim bu fotoğrafını.
12 Ağustos 2008

Yaklaşık üç ay önce Amerika’da bir ajansla çalışmaya başladım.
Benim gözümü diktiğim ajanslardan biri olmadığı için bana çıkaracağı işlerden de pek umutlu değildim. Ama işler beklediğimden daha büyük ve beklemediğim sıklıkta gelmeye başlayınca Crebro için çizemez oldum.
Hafta sonu oturduğumuz sitede korsan pikniği vardı. Bu piknikleri üç yaş ve üzerindeki çocuklar için yaptıklarından Arel’i götürmeyi düşünmemiştim. Arkadaşlarım piknik çok eğlenceli oluyor mutlaka gidelim deyince gitmeye karar verdik.
Gerçekten de çok eğlenceliydi. Bütün çocuklar ve bazı büyükler korsan gibi giyinmişlerdi. Büyük parkın çeşitli yerlerine defineler gömmüşler çocuklara haritalar ve ip uçları verip defineleri bulmalarını istiyorlar.
Üzerlerinde korsan kıyafetleri olan büyük çocuklar bir oraya bir buraya koşuşturuyorlardı.Tabi küçükler de peşlerinden. Defineleri buldukça çığlıklar yükseliyor ellerini havaya kaldırıp korsanlar gibi ARRRR diyorlardı.
Bu ARRRlara Arel’de eşlik ediyordu. Çok komikti.
Piknik için herkes kendi birşeyler hazırlayıp getirmişti. Yaklaşık yirmi ailenin olduğu bir piknik olduğu için upuzun bir masa kurulmuştu. Ben o akşam hayatımda yediğim en güzel meyve salatasını yemiş oldum.
Sonra eve dönünce Arel’e küçük bir korsan hikayesi uydurdum. Gözlerimi kısa aça sesimi yükselte alçalta arada bir onu kucağıma alıp gemi gibi dalgalarda yükselip alçala hikayemi anlattım.
Sonra yukarıdaki çizimi yaptım Crebro için.
****
Yarından itibaren tatil yapmaya karar verdik. Deniz büyüklüğündeki Michigan gölünün plajlarına gideceğiz. Bir kaç nehir, orman gezeceğiz, doğayı içimize çekip üstümüze ve giysilerimize tatil kokusu sinmeden dönmeyeceğiz.
6 Ağustos 2008

Meyve toplamak ailece sevdiğimiz bir aktivite olmaya başladı. Daha önce çilek toplamıştık, bu sefer de yaban mersini (blueberry) toplamaya gittik.
Gideceğimiz yer şehre bir saat uzaklıktaydı, havanın da öğleye doğru ısınacağını hesaplayarak saat sekizde yola çıktık. Arel yolda sıkılır diye düşünüyorduk ama o manzarayı seyretmeyi tercih etti.
Sabahın serinliğinde yazın başından beri buralardan ayrılmayan rüzgarı da yanımıza alıp ekili toprakları, çiftlik evlerini, nehirleri, küçük gölleri seyrederek gideceğimiz yere vardık.
Orada yakın arkadaşımız olan bir aileyle buluştuk. Onların bebekleri de Arel’den bir ay küçük.

Arel ve Nash çalılıkların içinde koştururken bizde meyve toplayıp çocuklarımızdan, gezilerimizden, Türkiye’den konuştuk.
Anlatmak mümkün değil o sabah hayat nasıl hafifti.
Baktık bebeğimiz bizim topladığımız meyveleri yiyor, ona meyve toplamayı öğrettik :)
Çıkarken onun yediği meyveleri de hesaplayıp fazladan ödemek isteyince kabul etmediler. İnsanlar buraya çocukları mutlu olsun diye geliyorlar, çocukların yediklerini saymıyoruz dediler.
Belki Ağustos bitmeden yine gideriz.

Arel babasıyla yaban mersini topluyor.
2 Ağustos 2008
Geçen hafta bir gün, bir bütün gün Arel bize bağırdı durdu. Akşama doğru onun böyle ağzını açıp avazı çıktığı kadar bağırmasını fırsat bilip ağzının içine baktım.
Çok korkup ben de dönüp sevgilime bağırdım.
İmdaaat! Arel’in bir azı dişi yarı yarıya çıkmış.
Babası oğlumuzu bağırta bağırta çıkan azı dişine bakarken ben hemen kitaplıktaki bebek gelişim kitaplarını karıştırmaya başladım. Bu dişler ne kadar sürede çıkacaklar?
Evde acil durum planını uygulamaya koyduk. Bir süre günleri ailecek geçirmeye karar vedik.
Sonra Arel’in ve bizim güzel zaman geçireceğimiz bir yer bulmaya karar verdik.
Ve havuzu bulduk.
Hatta havuzun ismi “Arel’in en sevdiği adddaaa” oldu. Havuza gittiğimizde orayı görünce yüreğinden yayılan bir sıcaklıkla adddaaa diyor.
Havuza gitmeden hazırlanırken huysuzlanınca seni en sevdiğin adddaaa götüreceğiz diyoruz onu giydirmemize yardım bile ediyor. Ayakkabılarını giydirirken ayaklarını uzatıyor, şortunu giydirirken bacaklarını kendi geçiriyor.
Havuzun çocuk bölümü çok güzel, kumsal gibi yapmışlar su sığ başlıyor en derin yeri bebeğimizin omuzlarına kadar geliyor.
İçinde küçük küçük fıskiyeler var. Bebekler bunlarla oynamaktan çok hoşlanıyorlar. Büyüklerin girebileceği bir havuz ve büyüklerin bebeklerle girebileceği bir bölüm daha var.

Sabah saatlerini yine buradaki parklarda geçirip öğleden sonra ailecek havuza gidiyoruz. Arel’le bebek havuzunda oynuyoruz. O havuz oyuncaklarıyla ve diğer bebeklerle de zaman geçiriyor.
Saat beş altı gibi ben onu kucağımda büyüklerin bebeklerle girdiği kısma sokuyorum. Suyun içinde dans ediyoruz şarkı söylüyoruz, rahatlıyor bazen kucağımda uyuya kalıyor. Akşam sekiz gibi eve dönüp mutlu ve yorgun oğlumuzu yatağında uyumaya bırakıyoruz.
Güneş hala çok yakıcı değil, havada genelde güzel bir esinti geziyor. Gözlerimi kapatıp gölgesinde uzandığım ağaçların yapraklarının esen hafif rüzgarla çıkardıkları sesleri dinliyorum. Fıskiyelerden çıkan sesler, çocukların mutlu sesleri kuş sesleriyle birbirine karışıyor. Güneş kremini kokusu başımı döndürüyor.
Bir ay boyunca öğleden sonraları havuza gitmeye karar veriyoruz. Sorumluluklar bütün gün akşamın gelmesini bekliyorlar.
Biz hiç beklemediğimiz bir anda ve planlamadan kendimizi tatil yaparken buluyoruz.
24 Temmuz 2008

Bu yaz çok farklı bir yaz.
Havanın çok ısınmaması bizim için büyük bir şans oldu. Arel sabah çıkıp bir kaç saat oynuyor, sonra uyuyor ve öğleden sonra uyuyuncaya kadar belki bir saat daha içeride duruyor. Bütün günü dışarıda oynayarak geçiriyor.
Çok enerji harcadığı için iyi yemek yiyor ve iyi uyuyor. Bütün gün oyun oynadığı ve özgür olduğu için de huysuzluk ve inatçılık artık bizim evde yaşamıyorlar.
Günler ağaçların gölgelerinin altında Arel’in oyunlarını seyretmekle, onu öpüp okşamakla geçiyor. Artık öğleden sonraları kendime daha az zaman ayırıyorum. Oğlumla zaman o kadar güzel geçiyor ki ondan uzaklaşmakta zorlanıyorum.

Kitabımı, çizim defterimi alıp o oynarken yanında olmayı seviyorum. Bazen beni de oyunlarına dahil ediyor birbirimizi kovalayıp gıdıklayıp eğleniyoruz.
Sabah saat sekiz gibi dışarı çıkmak için sabırsızlanmaya başlıyor. Geçen ay bir kaç kelime söylüyordu, ilk cümlesini de geçenlerde kapının önünde tekrarlayıp durdu. Geeelll geeelll addaaa adddaaa :)
Genellikle sabah kalkıp parklarda oynuyor. Sonra arkadaşlarımın çocuklarıyla bir araya geliyorlar. Pek öyle oynamıyorlar ama aralarında inanılmaz bir taklit ve etkileşim var.
Öğlenleri arka bahçeye havuzunu kuruyorum. Yüzüne kollarına yüksek koruma faktörlü güneş kremini sürüyorum. Üzerine giydirdiğim şort mayosu ve üstü yine yüksek güneş korumasına sahip fazla krem sürmeye gerek kalmıyor. Gerçi ortalarda yüksek bir güneş yok ama :)
Bütün gün suya girip çıkıyor, fıskiyeyle oynuyoruz sonra oyuncaklarını alıp parka koşuyor. Birkaç park dolaşıp oradaki oyuncaklarla oynuyor sonra dönüyoruz yine onlarca kere havuza giriyor çıkıyor.
Onu mutlu görmek beni de çok mutlu ediyor.
Bu yaz başka bir yaz. Hiiiç diğer yazlara benzemiyor.

Yollar hızına, kızlar nazına hayran…