18 Nisan 2008

Sanat eğitimi alırken nasıl çizeceğini öğrenirsin ama nasıl göreceğini kimse sana öğretemez.
Aslında bir bakıma ne güzellikte çizdiğin ya da yaptığından çok ne gördüğün ve ne amaçla yaptığın çok büyük bir önem kazanıyor.
Sanat, yeteneğin ortaya çıkardığı bir güzellikten çok beynin ortaya koyduğu nedeni ve sonuçları olan bir düşünce biçimi.
Okumak, düşünmek ve kendi sanatını ortaya çıkarabilmek uzun süren çalışmalar gerektiriyor. Çalışmalarsa genellikle bütün etkisi altında kalınanların bir sentezi oluyorlar.
Sanat eğitimi almış almamış herkese açıyorsun çalışmalarını. Eleştirileri ve beğenileri kabul edip yoluna devam ediyorsun.
Çok erdemli gibi görünse de kendisine sanatçıyım diyemeyen sanatçıların gelecekte bu işi yapmayacaklarını biliyorsun.
Sadece kendi sanatına güvenemeyenin kendisine sanatçıyım diyemediğinin altı çiziliyor her ortamda.
Kendine sanatçı diyemeyenlerin bu işi yapmaması tavsiye ediliyor. Zaman kaybetmemeleri açısından.
10 Ekim 2007

Elif ve ycurl, okuduğum kitabın 187. sayfasının ilk cümlesinin ne olduğu üzerine beni sobelemiş.
Kitapın yazarı Borges, “The book of imaginary beings”.
“In northern Cordoba, and especially around Quilinos, people talk of a sow in Chains; this animal generally makes its appearance during the hours of night.”
4 Ekim 2007

Televizyon seyretmiyorum ama her gün bir film izlemeye çalışıyorum. Bu nedenle hayatımdaki en değerli şeylerden biri blockbuster aboneliğimiz. İnternetten seçtimiz filmler hergün postayla geliyor. Ben her akşam saçlarımı toplayıp, pijamalarımı giyip, ışıkları kısıp kendimi kanepeye atıyor ve seyredeceğim filmin iyi olmasını diliyorum. O gün dışarı mı çıkmışız, döndüğümüzde gecenin dibi mi olmuş? Farketmez.
Eğer bir gün film gelmezse ya da bir nedenden ben film seyredemezsem huysuzun önde gideni oluyorum.
Bu gece ve bir kaç gecedir olduğu gibi.
İki yıl önce sigarayı bıraktığımda da yaşamıştım böyle bir dönem.
Tam kuruluyordum televizyonun karşısına, film başlayalı bir dakika olmuş çat oyunculardan biri sigara yakıyor. Şansım varsa bir iki sigarayla bitiyor film yoksa kapatmak zorunda kalıyordum. Bu durum altı aydan fazla sürmüştü.
Sigara içtiğim dönemde filmde sigara içilen sahnelerde ben de yakardım bunu net hatırlıyorum.
Sigarayı bıraktığımda gördüğüm her sigara sahnesi beni içmemem için kendimi iknaya zorluyordu.
Şimdilerde sigara içilen bir sahne beni etkilemiyor. Hatta farketmiyorum bile.
Atlatmışım.
Bu sefer seyredememe nedenim sağlıklı beslenmeye çalışıyor olmam.
Düzgün besleniyorum, haftada üç gün spor yapıyorum, sonra gece süper ses düzeni olan televizyonun karşısına geçip günün yorgunluğunu kanepeye gömecekken film başlıyor ve herkes yemek yiyor.
Filmlerde hep yemek yiyor insanlar.
Yiyor da yiyor.
Flimden vazgeçip dizi seyretmeye karar verdim. Sex and the City ve Avrupa Yakası benim en sevdiğim dizilerdi. Sadece bir iki bölüm katlanabildim ikisine de.
Özellikle Sex and the City yordu beni. İncecik dört hatun sürekli yemek yiyor. Bir yandan eski günlerdeki gibi diziyi mutlulukla seyretmek istiyorum. Bir yandan sürekli yemekte oldukları süper kalorili yiyeceklerin diziyle ilgisini anlamaya çalışıyorum. Olmadı, yürümedi tabi dizi açlığımı körüklediği için seyredemedim.
Ama ben bu filmlerden dizilerden bir şey anladıysam o da yapmaktan ve görmekten hoşlandığımız şeyleri (güzel yemekler gibi) çok başarılı bir şekilde bilinç altımıza aktarıyor oldukları. Çok tehlikeliler yani.
Neyse ben bu gece de film seyredemedim.
Geçen yıl sevgilimin Ankara’da çektiği döner fotoğrafını biraz süsleyip yukarıdaki şekline getirdim. Sonra et döner dünya döner başlıklı bir yazı yazıp, yemeğe karşı istek enerjimi yazıya döktüm.
7 Mart 2007

Bu hafta sınav haftası diye geçen haftayı ders çalışarak geçirdim. Çalışmadığım zamanlarda da suçluluktan yine hiçbir şeyle uğraşamadım. Sonunda bu akşam yazmaya karar verdim.
Geçen zamanın en güzel olayı Pınar ve eşinin bize gelmesi oldu. Birlikte sadece bir kaç saat geçirebildik ama bence bu güzel bir dostluğun başlangıcı oldu. Umarım bundan sonra fırsat buldukça görüşürüz.
İki satır yazdım yine suçluluk başladı. Ben ders çalışsam iyi olacak.
1 Mart 2007

Yok bu fotoğraf geçen kıştan. Bu kış hala yağmadı güzel bir kar. Yağan da fırtınayla karışık yağdı. Lapa lapa değil de sıkı kum taneleri gibiydi.
Yağmur yağdı sıkça. Genelde o da yağmur gibi değil, insanın yüzüne tükürür gibi yağdı.
Yine de güzel ay oldu Şubat. Bir sürü kutlama oldu. Hediyeler alınıp verildi. Yemek davetleri eksik olmadı ay boyunca. Ben mutfağın yolunu unutuyordum neredeyse.
Baktım saate taze bitti Şubat biraz önce…
13 Şubat 2007

Sevgilim benim, kış günü üzerine mont giydiremediğim.
Fotoğraf makinası utangacım. Kızıl sakallı vikingim.
18 Ocak 2007

Kışın ortasında günler ılık ve yağmurlu geçiyordu. Aralığı bu şekilde bitirdikten sonra Ocak ayını da ince montlarla yarıladık. Böylelikle bu durum, şehir ahalisinin üzerinde kendini sohbet malzemelerinin ilk sırasına taşımış oldu. Market sırasında beklerken bile hiç tanımadığımız insanlarla havalardan bahseder buluyorduk kendimizi. Oysa bu şehirde yaşayan insanların en belirgin özelliği havadan yakınmalarıdır. Cümle hep şöyle başlar ; Ann Arbor çok güzel bir şehir ve hep şöyle devam eder; ama kışın çok soğukkk!. Yani pek bir şımarıktır tavrımız.
Hava, şımarık bir şekilde yakınmaya alışkın olan bizleri gafil avlamışken ve bizler başka bir şımarıklıkla artık kar yağsa yaaa! demeye başlamışken bir sabah kristal şehre uyandık. Buz yağmurları yağmıştı.
Pencereden donmuş bir manzaraya bakıyordum. İnsanlar arabalarının üzerindeki buzları kazıyorlardı. Gelen seslere bakılırsa buz çok kalındı. Ağaçlardan, saçaklardan, trafik ışıklarından buzlar sarkıyordu.
Okula gitmek için even çıktık. Dışarıda hava eksi on iki dereceydi. Hiç ısıtmayan güneş ve kusursuz mavi gökyüzü manzarayla çok uygunsuzmuş gibi görünse de güneşin gittikçe yükselmesi ve güçlü ışığı sayesinde kristallerin arasında olduğumuzu farkettim. Bütün ağaçların en uç dallarına kadar uzanan parlaklık ve ışık kırılmaları her bir ayrıntıyı büyülü yapıyordu.
Sonunda tek bir kare fotoğraf çekecek zamanım olmadığı için sevgilime fotoğraf çekmesi için yalvarıp (çünkü onun da vakti yoktu), ödev yapmak için okulun kütüphanesine gittim. Manzarayı en iyi görebildiğim büyük bir pencerenin karşısındaki çalışma masasına oturup, ödev yapıp okunması gereken kitapları okurken bir yandan da çayımı yudumlayıp kristal rüyayı seyrettim.
25 Aralık 2006

Sonunda okul tatil oldu ve öğrenciler şehri terkedip ailelerinin yanına gittiler. Güneşli hava bizi dışarı çağırınca sevgilimle bütün günü hayalet şehirde el ele tutuşup bir kaç açık dükkan ve kitapçıyı gezerek geçirdik. Öğleden sonra pek sevgili çin restoranımızda yemek yiyip elimizde kahvelerimizle sergi dolaştık. Heryer kapalıydı ama bütün sergiler açıktı. Bunun sebebiyse sanattan pek de anlamadıkları iddia edilen, görgüsüzlükle ve cahillikle suçlanılan Amerika’lıların aslında sanata ne büyük para harcadıklarının bilinmemesi. Bu ülkede yaşayan milyonlarca ismi bilinen ve bilinmeyen sanatçı, son dakika noel alışverişi için iki bin dolarını bir tablo ya da seramik bir çanağa harcamaktan kaçınmayan insanların sayesinde kendilerini ifade edebildikleri işlerini yapıyorlar.
Bu aralar çizgi filmlere kaptırmış giderken görüntü harikası animasyonların konu ve işleyiş açısından ne kadar da fakir olduklarını düşünüyordum. Özellikle Pixar yaptığı animasyonlarla Disney’i neredeyse animasyon film konusunda piyasadan sildi. Anladığım kadarıyla Disney de bu arada boş durmamış, kendisine kurtarıcısını bulmuş. Mr. Miyazaki, kendisi Japon çizgi film yazarı ve yönetmeni.
Çocukluğumdan beri Japon çizgi filmlerini fazla beğenmediğim için Howls Moving Castle ön yargıla seyrettiğim bir çizgi filmdi. HARİKAYDI!
Durmadım yönetmenin yani Miyazaki’nin diğer filmlerini seyretmeye başladım. Spirited Away Konu ve işleyiş olarak o kadar güzel bir filmdi ki yetişkinlerin de seyretmelerini tavsiye ederim. Miyazaki’nin master piece’i olarak anılan film gerçekten de MUHTEŞEM!!!
Umarım bu filmleri Türkçeye de çevirmişlerdir.
Kahramanımsın Miyazaki!!!
16 Şubat 2006
Sevgililer günü için yukarıdaki çalışmayı yaptım. Mixed media kolaj çalışması yapmak istiyorsanız bu tamen malzemelerinin seçimi size bağlı bir çalışma olacaktır. Ben yapımında tahta kullandım ama tuval, karton vb.. ne isterseniz kullanabilirsiniz. Önce malzemeri seçtim. Başka bir projeden artan kalpler ilk aklıma gelenler oldu. Sonra nikahta topuzumu süslemek için takılan gül ve küçük incili tokayı seçtim. Nikah davetiyesini ve yıldızlı kağıtları ekledim. Söz yüzüklerimizi, yapışkanlı harfleri, eski bir giysimden diktiğim küçük elbiseyi, metal içi boş kalpleri, kurdeleleri ve siyah beyaz nikah fotografamızı normal bir kağıda print edip ekledim. Tahtayı siyah akrilik boyayla boyadıktan sonra, önceden fotografını çekip yerlerini belirlediğim objeleri tahtanın üzerine yapıştırdım. Boş metal kalpleri resmin üzerine yapıştırıp 3 boyutlu kumaş boyasıyla boyadım (daha önce kitap ayracı yaparken kullandıklarım) Fotografta da diğer ayrıntıları görebilirsiniz.
Böyle bir çalışma başka ne amaçla yapılır?
Gezilerde çekilen fotograflar ve oralardan alınan küçük şeyler için. Sonra bir de çocuklar için herhalde. Anneler çocuklarına ait bir çok eşya saklarlar.

Tarihte bir gün;
Ben lise ikiye giderken böyle birşey yapmiştım. O zaman ne adını ne yaptığımı biliyordum. Bir sabah uyanıp odamın en geniş duvarına baştan aşağa yağlı boya bir resim yaptım. Pasteller , akrilikler ve fotograflar kullanıp bir koca duvarı bu şekilde kaplamıştım. Sonra ev halkı gördü ve oda senin odan ne yaparsan yap dediler ama bir kaç yıl sonra odamı boyatırlarken çok mutluydular…
10 Şubat 2006
Bir süreliğine polimer kil çalışmalarına ara verip değişik malzemeler denemeye karar verdim. Bu hevesle akşam hemen gidip malzemeleri aldım ve kitap ayraçları yaptım. Yukarıda fotograflarını gördüğünüz ayraçlar; kumaş, kabartmalı kumaş boyası ve kurdelelerden oluştu. Kenarları kurdelelerle kaplanmamış olansa sevgililer günü için yapacağım kolaj çalışmasında kullanılmak üzere sırasını bekleyecek.
Yukarıda kullandığım renkleri görebilirsiniz.
Siyah kumaşı kesip, kestiğim parçaları boyadım. Bir tanesinde şablon kullandım.
Hepsi boyanıp bu duruma gelince kenarlarını kurdelelerle kapladım. Ben kurdeleleri ütülenerek uygulanan bir yapıştırma kağıdı kullanarak yapıştırdım ama dikilince de güzel duracağına eminim.