12 Mayıs 2006
Gittim Pino‘nun kapısının önüne zile bastım ve aynen kafamda başlıktaki soru çınladı. Neden zile bastım ki? Neyse ki Deniz uyumuyor Arda uyanmıyor ben de utanacak duruma düşmüyorum. Sonra onlar kardeş kardeş oynuyorlar. Pino’yla çiçekli arka bahçesinde oturup uzun uzun sohbet ediyoruz. Konuşacaklar bir güne sığmıyor. Ben tatilden dönünce tekrar buluşmak üzere sözleşiyoruz. Çok güzel bir gün geçiriyorum ve çok mutlu oluyorum.
Yukarıdaki fotoğrafı baharın ilk günlerinde çekmiştim. Yanıma makina almak aklıma gelmediği için Pino’nun çiçeklerini çekemedim.
10 Mayıs 2006
>M- Canım Karmen sen buradamısın? Sen uyurken fotoğraflarını çekeyim ben güzel karmen, tatlı karmen.
K- Bir rahat ver Meltem yaa bak yine makinayı almış gelmiş. offf ya git başımdan kızım işin mi yok senin. Dur biraz daha kıvrılayım uyumak istediğimi anlar belki.
M- Tatlı kedi seni poz mu veriyorsun da kapatıyorsun kulaklarını?
K- Bir kere benim büyük dedem aslandı sensin kedi. Yok ki bir şey anladığı almış eline gürültülü bir makine tepemde tünemiş. Durmadan fotoğraflarımı çekiyor. İzinmi aldın da çekiyorsun? En iyisi kulaklarımı kapatmak. Duymayım gider belki birazdan.
M- Şirin karmen gözlerini de mi kaparmış?
K- Flaşla çek olur mu kör de olayım. Çekmesene ya flaşla. Ne yapayım Meltem ben seni tırmalayım mı?

K- En iyisi uyuyormuş gibi yapmak. Git Meltem git bıktım ben senden uyuyacağım git.
M- Ah canım benim uyudun mu yine? Tamam uyu kıyamam ben sana. Özür dilerim rahatsız ettiğim için. Uyanınca ben sana şu sevdiğin özel mamandan vereceğim.
K- Mama dedi değil mi? İyidir şu Meltem. Böyle arada bir beni uykumdan uyandırsa da mutlu edecek bir şeyler bulur hep. Hadi canım sen hazırla ben geliyorum, daha oyalanma ama fotoğraf çekeceğim diye.Hadi bakalım. Hadi canım.
8 Mayıs 2006

Hayatım boyunca yaşadığım en zorlu deneyimin altıncı ayı olması nedeniyle günlüğüme bu yazıyı yazma gerekliliğini hissettim. Başlayalım.
Adım Meltem Sözer sigarayı bırakalı altı ay oldu. Hala delirmediğim için çok şanslıyım. Eğer sigarayı bıraktınız ya da bırakmayı düşünüyorsanız bu yazı size yardımcı olmaz okumayın. Hayatınızda hiç sigara içmediyseniz yazıyı okumanız zaman kaybı olacaktır lütfen sizler de okumayın.
Her bırakanın bir bırakma nedeni olduğu gibi benim de vardı fakat bu nedenlerin arasında sigara içmeyi sevmediğim gibi bir neden yoktu ne yazık ki. Sadece artık bırakmak zorundaydım ve bıraktım.
İlk haftalar cehennemde gibiydim. Günler kendimi artık içmeyeceğime ikna etmekle geçiyordu. Aylar geçmeye başladıkça daha az düşünmeye başladım ama içme isteği artık çok güçlü bir isteğe karşı koymak anlamı taşımaya başlamıştı. Elimde tek kontrol şansı vardı o da kabullenmek. İçimden bazen -kabullen artık hayatının sonuna kadar ne olursa olsun bir tane bile içemeyeceksin diyordum. Bu benim gibi bir tiryaki için çok yıkıcı bir cümleydi. Hayatının sonuna kadar bir daha içememek!??? Sonunda anladım ki konu sigarayı bırakmak değil bırakabilmeyi sürdürmek.
Bırakalı altı ay oldu ve ben hala yanımda biri içtiğinde ilk bıraktığım gün hissettiklerimi hissediyorum. Hatta bazen kafamın içinde onun yaktığı sigarayı içiyorum bile. Kafamın içinde içtiklerim o günün ölümüne neden oluyor o günü hiç yaşamamış olmayı tercih ediyorum. Tabi rüyada içilenleri atlamamak lazım sonra bir de sigarayı içmekten en çok hoşlandığınız durumlar var. Mesela geçen haftalarda havanın çok güzel olduğu bir gün tam arabaya bindim açtım camları güzel hava içeri girsin diye motoru çalıştırıken birden paketi evde unuttum diye düşündüm. Tam arabadan iniyordum ki hatırladım paket diye bir şey yok aylardır.
İşte altı aylık sigarayı bırakma maceramın özeti bu. Bu anlattıklarımın dışında da çok zorlanmama neden olan durumlar oldu ama bundan sonrasını ben ancak gözyaşları içinde yazarım siz de okurken ağlarsınız.
2 Mayıs 2006

Pazar sabahı cep telefonunun sesiyle uyandım. Gözüm yarı açık bir halde aşağı katta unuttuğum telefona koşuşturup annemle konuşarak güne başladım. Sevgilim beni havalimanına bıraktı. Söylediğine göre arkamdan bakmış, dönüp bakmamı beklemiş ama baksam ağlardım o nedenle onun son bakışını görmeden yola çıktım.
Güvenlikten geçerken hala ayakkabıları çıkarttırıyorlar. Babama aldığım olta elimde, geçerken en az otuz kişi nerede balık tutacaksın diyor. Türkiye diyorum şaşırıyorlar ve ben daha çok şaşırıyorum çünkü elimde koca oltayla uçağa binmeme izin veriyorlar. Bir seviniyorum çok seviniyorum.
Şikago’ya giderken yolda nancy’le tanıştım yanımda oturuyordu ve uçmaktan çok çok korkuyordu. Ona yolda sudoku çözmeyi öğretirken uçak sallanmaya başladı. Nancy korktukça sallanma daha da artıyor. Bir süre sonra ellerime yapışıyor zavallı kız. Uçak inerken artık kucaklaşmış durumdayız. Bu kadar korku içindeyken ayakkabına bayıldım diyor, ben de senin saçlarına diyorum. Ayrılırken destek olduğum için uzun uzun teşekkür ediyor.
Şikago’dan Türk Hava Yollarıyla İstanbul’a dokuz buçuk saat süren bir yolculuğa çıkıyorum rahat bir yolculuk oluyor. Rahat bir yolculuk oluyor çünkü kabin ekibi harika işlerinde uzmanlar.
İstanbul’a yaklaşan uçaktan şehre bakıyorum ne kadar güzel görünüyor… Aslı (sevgilimin ablası) ve Kemal’le (Aslı’nın nişanlısı) buluşuyorum. Yeni nişanlılar ve birbirlerine çok yakışmışlar. Onları öyle mutlu görmek beni de mutlu ediyor ve yol yorgunluğumu unutuyorum. Birkaç saat sonra Ankara’ya gitmek için güvenlikten geçerken binlerce km öteden kırılmasın diye elimde getirdiğim oltayı uçağa elimde götüremeyeceğimi söylüyorlar. Ama diyecek oluyorum polis yüzüme bile bakmadan güvenlikteki elemanlara köleleriymiş gibi bağırıyor.- Şimdi alın bu hanımı götürün THY ofisine oltayı bagaja verecek. İşte o an… Yok zamanım yok. Kendim gidiyorum oltayı veriyorum dua ediyorum kırılmasın diye. Ben tekrar güvenlikten geçerken utanmıyor bir de iğrenç espiriler yapıyor bu polis bey. Duymamış olmayı tercih ettiğim için cevap vermiyorum. Bunlar Atatürk havalimanına hiç yakışmıyor. Üzülüyorum olanlara artık gerçekten de uçağa yetişmek zorunda olduğumdan ismini de alamıyorum. Kendimi rahatlatmak için karma diyorum içimden karma nasıl olsa bunun karşılığını bulacak. Mucize gerçekleşiyor olta kırılmıyor.
Yirmi dört saatlik yolculuktan sonra Eve geliyorum kucaklaşıyoruz evde olmak ne güzel ailemle olmak ne güzel…
28 Nisan 2006

Dün gece sarmaş dolaş oturmuş bir macera filmi seyrederken filmin en heyecanlı yerinde ben yine bir haftadır yaptığım gibi kendimi tutamayıp aynı soruyu soruyorum.
Sevgilim beni özleyecek misin?
Sevgilim biraz daha sarılıp -aaa tabi hem de nasıl diyor. O bu cevabı verip hemen filme geri dönebileceğini sanmışken ben daha acıklı bir tonla
- Ben seni çok özleyeceğim de bilmeni istedim diyorum.
Gözlerindeki hafif tedirgin bakışı yakalıyorum içinden -yandık yine başlıyor diyor ve yüzünde gergin bir gülümseme beliriyor. Akabinde hemen boynuma bir öpücük -sen benim her şeyimsin ayrılmak çok zor olacak diyor. Seyrettiğim filmin artık hiç ilgimi çekmediğini farkediyorum onun yüzüne bakıyorum uzun uzun. O gözlerini arada bir kaygıyla bana çeviriyor filmi kaçırmak istemediği her halinden belli beni kırmamaya çalışırken bir yandan da içinden - aman tanrım acil bir çare bulmazsam film gider deyip hemen filmi durduruyor.
Beni kendine çevirip iki eliyle ellerimi tutuyor. - canım niye böyle yapıyorsun?
-hüüüü seni çok özleyeceğim diyorum bana sarılıyor içten içe ağlıyor - aha gitti film mümkün değil açamam bir daha of ya of of …
Bugün alıp beni göl kenarına götürüyor birlikte piknik yapıyoruz önce ördeklerin sonra benim fotoğraflarımı çekiyor. Harika bir gün geçiriyoruz ve ben soruyorum - Sevgilim beni özleyecek misin?….

Gitmeden evimizi temiz ve toplu bırakma çalışmalarımı kararlılıkla sürdürüyorum. Hatta sırf bu nedenle henüz valizimi toplayamadım. Çok güzel.
Organizasyon bozukluğunun sonucu bana her zaman en unutmamam gerekenleri unutma sonucu olarak dönmüştür. İki ay boyunca ne polimer killerle ne de seramikle ilgilenemeyeceğim malesef. Çünkü bütün kullandığım aletler burada.Onlar olmadan çalışamıyorum. Ama site için bir kaç çalışma hazırlamıştım.
Fırsat buldukça yayınlayacağım. Bu zamanı değişik çalışmalar yaparak geçirmek istiyorum. Bu nedenle iki yeni kitap aldım. Birincisi
Paper Mache daha önce bu teknikle
raf kız yapmıştım şimdi biraz daha fazla ayrıntı öğrenmek istiyorum. Diğer kitap
dekopajla ilgili .
Kitabın yazarı çok ünlü bir sanatçı kendi evi baştan aşağa dekopaj çalışması ve evini portfolyosu olarak kullanıyor. Denediğim çalışmaları fotoğraflayıp sizinle paylaşmayı planlıyorum. Türkçe kitap okumayı çok özledim, gidince okumak istediğim bir ton kitap var zaten. Ama asıl yapmam gereken şey (çok boşladım çok) çizim. İşte böyle bir teslik çıkmazsa bir sonraki yazı Türkiye’de yazılacak.