5 Ekim 2008

Yedi yıllık bir ilişki, beşinci yılına ulaşmış bir evlilik, bir erkek ve onaltı aylık bir bebek.
Hayatta bazı şeyler şans.
Eğer mutlu bir evlilik yaptıysam bu kesinlikle şans.
Çünkü sanılanın aksine, bence altın kuralları yok ilişkilerin. Her ilişki sadece onu yaşayan iki insana ait taklidi veya tekrarı yok.
Başarı sırları yok.
İki insan birlikte mutlu ve uyumluysa, ortada ilişki için çaba gerektiren bir durum bile olmuyor. Herşey kendiliğinden ilerliyor.
En azından bizim için beş yıl hep böyle geçti ve bebeğimiz doğduktan sonra ilişkimiz daha da güçlendi.
Bugün beşinci evlilik yıl dönümümüzü kutladık.
Daha nice yıllar diledik birbirimize…
30 Eylül 2008

Bu aralar kendimi sürekli Andy Goldsworthy’in çalışmalarına bakarken buluyorum. Yaklaşık bir yıl önce onun hayatını ve çalışmalarını içeren bir belgesel izlemiştim.
Matematik profesörü olan babasından gelen analitik zekasından mıdır bilinmez, multiple denilen bir tarzda çalışıyor. Bu tarz çalışan sanatçıların çoğu çalışmalarında inanılmaz bir malzeme ve renk uyumu yakalıyorlar. Ve hiç durmadan aynı çalışmaları tekrarlamaları otizme ait matematik zekayı çarıştıracak kadar saplantılı ve tekrarcı.
Andy gibi çalışmaları ve düşünceleri beni çok etkileyen sanatçıların eserleri, üç boyutlu çalışma isteğimi artırıyor. Bu nedenle iki dönemdir sanat dersleriyle birlikte matematik dersi de alıyorum.
Rivers And Tides verdiğim linkte belgeselden bir parça var. Diğer parçaları hemen yanında görebilirsiniz. Belgeseli Amerika’da yaşayanlar şehir kütüphanesinde bile bulabilirler. İzlenmeye değer.
Andy Goldsworthy’in düşüncelerini, çalışmalarını ve hayat tarzını çok etkileyici buluyorum. Tabi sadece ben etkileyici bulmuyorum :) Çok ünlü bir sanatçı kendisi.
Çalışmalarını genellikle doğada bulduklarıyla yapıyor. Doğa onun malzemesi.
Taşlarla, yapraklarla, odun parçalarıyla, buzla çalışıyor. Hiç durmadan çalışıyor. Yaptıklarını tekrar tekrar yapıyor.
Tekrar tekrar.
Sonra çoğunu doğaya bırakıyor. Nehir alıp götürüyor çalışmalarını, buzlar eriyor, taşlar devriliyor.
O yine yapıyor tekrar tekrar.
Onun zamanla alıp veremedikleri benim zamana olan takıntımı tırmandırıyor.
Burada onun bazı çalışmalarının fotoğrafları var.
18 Eylül 2008
Yaşadığım zorunlu yoğunluğun içinde beni rahatlatıp mutlu hissettirecek iki çalışma yapma fırsatı buldum. Ama hafta başında yazacak fırsatı bulamadım.
İlk Banner çalışmamı Dilara’nın bloğu JourneyToBlue için yaptım. Öncelikle Dilara gibi ince ve hoş bir insanla tanışmış olmak beni çok mutlu etti. Bloğunun zengin içeriğinden çok etkilendiğimi söylemeliyim ve fotoğrafları harika. Hakkımda bloğuna yazdıkların için de ayrıca teşekkürler.

İkinci banner çalışmasını Pelin’in bloğu Pelin’ce Lezzetler için yaptım. Ben bundan sonra Pelin gibi sıcak ve çok tatlı bir insanın tariflerini takip etmekten büyük keyif alacağım. Sizinle de bu keyifi paylaşmak istedim.

Bu iki banner çalışmasından önce Türkiye’den gelen çizim isteklerinin büyük bir kısmını ödeme/transfer zorlukları nedeniyle geri çevirmek zorunda kalıyordum. Şimdi internet siteme kredi kartıyla ödeme yapılabilecek bir sistem kurduğumuzdan beri Türkiye’ye de çizim yapmaya başaldım.
15 Eylül 2008

Bütün hafta sonu yağmur yağdı.
Ben bir şemsiyeli kadın daha çizdim.
Uzun zamandır çay içmemiştim, yağmuru seyrederken çay da içtim. Sıcak çayımdan odaya yayılan bergamut kokusunun tadını çıkardım.
Bebeğimin ve sevgilimin evde olmamalarını fırsat bilip müziğin sesini biraz daha yükselttim ve cam kapıyı sonuna kadar açtım.
Kanepenin üzerine uzanıp hava kadar ağır olan göz kapaklarımı kapattım.
Kendimi çalan müziğe, yağmurun sesine ve kokusuna teslim ettim.
Diğerleri gibi kendine ait bir hikayesi olan bu şemsiyeli kadını düşündüm.
Hikayesini yazmadım.
Kendisini çizdim ve diğer şemsiyeli kadınları çizdiğim günlerdeki gibi o gün pek konuşmadım.
28 Ağustos 2008

Dizilelim şöyle yanyana sıkış tıkış duralım.
Aynı olalım.
Kendimiz olmayalım. Hiç aramayalım o kıymetli kişiliği.
O hiç kimseye benzemeyeni.
Aynı olalım.
Aynı düşünce havuzundan beslenelim. Biz sadece bizden bekleneni yapalım.
Kim olduğumuzu bilmeden yaşayalım.
Hiç kaybolmayalım.
Sıkı sıkı tutalım birbirimizi.
Boğazından.
Nefes aldırmayalım.
Şöyle bir adım başka yönde durana parmak sallayıp kınayalım.
Yok, daha iyisi küçümseyelim.
Ortak düşünce havuzuna ters olanı küçümseyip utandıralım.
Ve aynı duruma düşmekten korkarak yaşayalım.