Biz

5 Temmuz 2008

“Ben”

Hayatta tek başınadır.

ve

“Biz”

Olmak zordur.

Çizimlerini ben yaptım, teknik destek sevgilime ait.

Tasarımını birlikte yaptık ve Crebro’yu yeniledik.

Birlikte çalışırken çok eğlendik ama ara sıra biri beğenmedi diğerinin yaptıklarını, sinirlendik.

Birbirimizi takdir ettik, sonra deli ettik.

Bolca güldük ve küstük.

Sonunda Crebro istediğimiz şekline girdi.

Pişman değiliz yine yaparız.

Dağılan Parçalar

26 Haziran 2008

felaket.jpg

Biz bilim ve teknolojinin hızına hayranız.

Bir kere bilim ve teknoloji kelimelerinin saygı ve güven uyandıran anlamları, insanlık zekasının bizim de dahil olmaktan hoşlandığımız “zeki olmak” kısmını destekliyor.

Ama

İnsalar en büyük ve en önemli teknolojik buluşları savaş zamanları yapıyor.

İlerleme çok büyük, askerlerin üstün silahları var, daha etkili öldürebilmek için ve askerlerin savaş sonrası depresyonlarının çözümü olarak prozac var. Yok öyle savaştan döndüm depresifim durumları. Hatta artık herşeyin bir çözümü var. Bunlara çözüm denirse.

Savaş teknolojileri geliştirilirken birden gündelik hayatımıza da katkıları bulunacak eşyalar, ilaçlar vb… şeyler ediniveriyoruz.

Devletler ve ordular inanılmaz paralar akıtıyorlar bu araştırmalara.

Ve tabi savaşlara.

Ama

İnsanlık ilerlemiyor.

Sanat, felsefe, edebiyatla savaş yapılamayacağı için bu konulara para yatırılmıyor.

Sadece gelişmiş ülkelerde başarılı sanatçılara iyi burslar veriliyor.

Prestij için.

Yine de şavaşa akıtılan paraların yanında çok komik oluyor bu miktarlar.

İnsanlık gelişmezken,

Her zaman hazır cevapları vardır savaşların.

Din nedeniyle denir, çıkarlar nedenile denir, denir denir…

“Az zekalıyız, bazı değerlerin önemini anlayamadığımız için insanlık yönümüz geri kaldı.”

Hazır cevaplara kısa cevaptır.

Salon Erkeği

8 Haziran 2008

baby_bath.jpg

Bizim evde gün sabah 6:30 da başlar.

Arel uyanır beni de uyandırır. Odasına girdiğimde beni gördüğü için hemen gülümser. Ben yatağına doğru adımlar atarken de yatağına tutunup sevinçle hoplamaya başlar.

Kucağıma alınca boynuma sarılır, ben onu öper koklar aşağı kata indiririm. Bir süre öyle sarmaş dolaş otururken onu nasıl sevdiğimden bahsederim, ben konuşurken o da anlamı olmayan çeşitli sesler çıkartarak bana karşılık verir.

Kahvaltımızı yaptıktan sonra üstümüzü değiştirir dışarı çıkarız. Çevrede birçok küçük küçük park var önce onlara gideriz. Sonra ben onu vagonuna bindirir beş dakika uzaktaki büyük parka götürürüm o parkta da oynar.

O oynarken biraz onunla oynarım, biraz kitap okurum, eğer arkadaşlarım parktaysa onlarla konuşuruz. Özgür Arel oyun oynarken dönüp yakınlardamısın diye bile bakmaz, ilgi istemez. Hatta yürürken elinden tutmak kucağa almak imkansızdır. Bu nedenle tehlikeli birşeyler yaptığında başka şeylere dikkatini çekmeye çalışmak en kolayıdır.

Çevresinde başka çocuklar varsa onları izler yanlarına gider onlarla oynamaya çalışır. Hiçbir bebekle ve çocukla itişmez. Hatta gidip kafalarını okşar. İnsanları ne kadar çok seviyor.

Dışarı çıkarken yanıma atıştıracağı yiyecekler alırım. Acıktıkça yanıma gelir. Biraz yer biraz kendini sevdirir tekrar oynamaya gider.

Öğleye doğru eve döndüğümüzde kum havuzunda oynamaktan üzerinden inşaat yapılacak kadar kum çıkar. Yorgunluktan adım atacak hali kalmamıştır artık. Her yeri çizik ve morluk içindedir. Ben ellerini yüzünü ayaklarını temizlerken morluklarını çiziklerini öperim.

Arel bir salon beyefendisidir aynı zamanda, yemeğini yerken müzik dinlemekten hoşlanır. Aslında sadece yemek yerken değil, uyumak istediğinde, huysuzlandığında, sıkıldığında hep müzik dinlemek ister.

Yemeğini yedikten sonra sütünü içer saat 11:00-13:00 arasi uyur (Artık günde bir defa uyuyor). Bu arada ben ya kitap okurum ya da uyurum.

Uyanır bir saat birlikte oynar meyve atıştırırız.

Sonra Arel’le babası ilgilenmeye başlar. Ben çizim yaparım, arkadaşlarımla buluşurum ya da kütüphaneye giderim. Yaptıklarım o günün programına göre bu üç şeyden biridir.

Hergün yatmadan banyo yapar bebeğimiz. Suyu ve küvette oyuncaklarıyla oynamayı çok seven Arel son enerjisini de banyoda harcadıktan sonra onu öpüp saat sekizde yatağına yatırır, müziğini açar uyumaya bırakırız.

O bir süre yatağında kendi kendine konuşur ve uyur. Telsizinden duyduğumuz o anlamlı anlamsız sesler tarifi olmayan mutluluk kaynağıdır bizim için.

Arel Özgür Olsun

2 Haziran 2008

baloon.jpg

Üç aylık hamileyken bütün hamilelere yapılan bir test yaptırmıştım. Test bebekte down sendromu olup olmadığını belirleyecekti.

Laboratuardan kaynaklı gecikmeler yüzünden testin sonucunu öğrendiğimde dört aylık hamileydim. Arel artık karnımda kıpırdıyordu.
O ay içinde sevgilimle oturup konuştuk ya down sendromu olursa ne yapacağız diye.

O ay karar verdik Arel’i hayatımızda koşulsuz istediğimize. Onu hayatımızın sonuna kadar koşulsuz sevmeye karar verdik.

Doktor müjdeyle test sonuçlarını söyediğinde sonuçlar artık umurumuzda değildi.

Ben kaderci değilimdir ama kendi kaderimizi yönlendirebilsek bile tümüyle yönetemediğimize, hele başkalarının kaderinde sadece figüran olduğumuza inanıyorum.

Eh şartlar böyleyken doğacak bebeğin zekası standartlarımıza uymadı diye hayatın en güzel mucizesini geri çevirirsek çok büyük bir aptallık yapmış olacağımızı düşündük.

Onunla geçirdiğimiz bir yıl bize çok şey öğretti. Anne baba olmak dışında insan olma ve kendini bulma yolunda ilerlediğimizi hissediyorum.

Bebeğimizi anlamaya ve tanımaya çalışırken, aslında insanları anlamaya ve tanımaya başlıyoruz.

Düşünce seviyemizin yükseldiğini görüyorum.

Amacımız, Arel’in kendini gerçekleştirebileceği imkanları ona sunmaktan başka birşey değil. Bebek şekillenmemiş bir hamur değil. Tamamıyla kendi kişiliği ve yetenekleriyle doğan bir insan. İlk bir yılda bile temel özellikleri ortaya çıkıyor.

Mesela vücut yapısı. Rahatça anlıyorsun neyi yapar neyi yapamaz. Yapabileceği şeylere yönlendirip yüreklendiriyorsun.

Yani akış yönü bazı konularda çok belirgin oluyor. Önünde durmamak bile yeterli.

Gelecekte de kendimizi kontrol edelim istiyorum. Karışmayalım nerede okuyacağına, ne okuyacağına, kimi sevip, kiminle evleneceğine. Nerede yaşayıp, neleri doğru bulacağına. Koşul olmasın onunla ilişkimizde.

Biz sadece onun kendini tanıması ve kendi mutlu olacağı seçimleri yapması için olanakları sunalım.

Yeni Deneyimler

26 Mayıs 2008

kitaplar2.jpg

Arel’in yürümesiyle başlayan hayatımızdaki yeni deneyimler macerası tam çaresizlikle sonuçlanmak üzereyken kitaplar yine hayatımızı kurtardı.

Biz anne baba kitaplara sarılıp bir çok işe yarar bilgi bulduk.

Uygulamada başarılı olmasının en önemli sebeplerinin bizim davranış ve düşünce biçimimizi değiştirmemiz olduğunu düşünüyorum.

Bizim değişen tavrımızla birlikte Arel’in de davranışları birden değişmeye başladı ve yine evde herkes olumlu ve mutlu haline geri döndü.

Kitaplardan önce bir gün bebeğimizin yeni yürümeye başladığı günlerden birinde bir sabah şöyle bir olay yaşamıştık.

Babası mutfaktayken oğlumuz salonun ortasında duran tekerlekli mama sandalyesini iterek (tutunup koşarak demek daha doğru olabilir) hızla mutfağın önündeki bebek girmesin diye yerleştirdiğimiz koruma kapısına vurdu. Yerler parke olduğu için bu durum çok hızlı ve şiddetliydi.

Neyse biz hayır dedik, olmadı. Onun yerine dikkatini dağıtacak başka oyuncaklar önerdik, olmadı. Oturup neden tehlikeli olduğunu açıkladık, tabi ki olmadı!

Şimdi o böyle birşey yaptığında evde itip sürebileceği kocaman bir yürüme arabası var. Önce mama sandalyesini itmesine hayır diyorum(çünkü yanlış olan şeye hayır demek gerekiyormuş) sonra hemen kendi arabasını verip bak bununla oyna bu araba oynamak için daha güzel diyorum. Mama sandalyesini bırakıp oyuncağıyla oynuyor. İtiraz yok, inatlaşma yok, ağlama yok!

Anladım ki eskiden yaptığım yanlış hayır değip dikkatini başka yöne çekmeye çalışmaktı. Ama yanlışın ne olduğunu söyleyip neyin doğru olduğunu göstermek gerekiyormuş.

Çok küçük bir davranış değişikliğinin karşılığında büyük bir ödül aldığımı hissediyorum

Bu mama sandalyesi örneği yaşadıklarımızdan bir tanesiydi. Herbir yaşanana değişik bir yaklaşım sergiliyoruz.

Anne baba olmanın öğrenilen bir şey olduğunu düşünüyorum şartlar değiştikçe yeni bilgileri edinmeyi gerektiriyor ama ödülü çok büyük.

Bir bebekle yaşamak çok büyük bir lüks.

Hırsız Var!

10 Nisan 2008

hirsiz1.jpg

Ben ille de yazacağım.

Yazmadıysam çizeceğim. Ya da ikisini birden yapacağım.

Olmadı gidip üç boyutlu birşey yapıp fotoğrafını çekeceğim.

Bütün bu yaptıklarımı, düşündüklerimin ve yaşadıklarımın dönüşüp kendilerine şekil bulmaları olarak görüyorum. Sonunda kendilerine başka bir boyut bulup benim olmaktan çıkıyorlar.

Zaten istesem de engelleyemiyorum. Onlar özgür olmak istiyorlar. Benden bir parçalar ama bana ait değiller. Aynı bebeğim gibi.

Arel’e istemediği birşeyi yaptırmak nasıl imkansızsa onları da zaptetmek öyle imkansız.

Günlüğüme yazmaya başladığımdan beri insanlar yazılarımı, çizimlerimi, polimerkil projelerimi izin alarak ya da almadan kullandılar.

İzin alanlara teşekkürler, izin almadan kullananların canları sağolsun.

Kişisel kullanımlar beni hiçbir zaman rahatsız etmedi.

Beni ticari amaçlı kullanımlar ve büyük şirketler çok sinirlendirdi. Elemanlarını köle gibi çalıştıran, kimsenin yaptıklarına saygıları olmayan ve bu nedenle kendi yaptıkları da saygı uyandırmayanlar.

Sosyal sorumluluklar üstlenip prestij ve güvenilirlik kazanmak yerine HIRSIZLIK yapanların başarılarının sürekli olacağına inanmıyorum.

Özellikle de başarı süreklilik gerektirirken.

Yukarıdaki çizimi bu tür hırsızlıkları durdurmak amacıyla yaptım. Yakında sitenin bir köşesinde konuşlanacak.

Bakalım ne kadar işe yarayacak?

Biomimicry

4 Nisan 2008

ifly1.jpg

İnsanların doğayı taklit etmesine biomimicry deniyor. Doğanın, sanatın, bilimin kesişme noktası biomimicry.

Doğanın başarısı karşısında sanatçılar, mühendisler, mimarlar ve bunun gibi bir çok meslekten insan bir araya geliyor. Tasarımlarını doğadan esinlenerek yapmak ve bunları hayata geçirebilmek için birbirlerinin fikirlerini dinliyorlar.

Doğadan gelen tasarımların en önemli hedefi dünyanın korunması. Doğanın daha fazla kirlenmesinin önlenmesi ve bundan sonra doğaya zarar veren ürünlerin üretilmemesi.

Janine Benyus‘un anlattığı biyolojiden 12 büyük fikir sunuşunda ve Ross Lovegrove‘un doğayı taklit ederek yaptığı tasarımlarını anlattığı videolarda inanılmaz güzel tasarımlar ve fikirler var.

Bu hafta sonu yapmam gereken ödev yukarıdaki posterdi. Doğadan esinlenip bir fikir üretmek. Sonra insanları bu tasarımın güzel ve iyi bir tasarım olduğuna inandırabilmek için posterini hazırlamak.

Bu ödevin amacı, fikirlerini ve çalışmalarını doğru sunabilmek.

Bütün herşeyi bir posterde anlatmaya çalışıyorsun. Doğru ve gerekli açıklamaları yapmazsan, güzel olmazsa ya da dikkat çekmezse fikirlerin doğruca çöpe gidiyor. Ne yaptığımız ya da ne düşündüğümüz kadar bunu nasıl sunmamız gerektiğinin önemini öğreniyormuşuz. Gelecekte fikirlerimiz çöpe gitmesin diyeymiş bu çalışmalar.

Neyse benim fikrim havacılık mühendislerinin üzerinde çalıştıkları (flapping flight) kanat çırparak uçma fikriydi. Doğanın taklit edildiği kanatlar dragonfly’a ait. Bu fikri benim fikrim yapan kısım bunun kişiye özel olması yönünde oldu.

Önce uçak ve helikopterin neden tek kişilik, evin önüne parkedilen, hergün kullanılamayacak yapılarda olduğundan bahsettim. Sonra doğadan taklit edilen dragonfly’ı (Türkçesi nedir bilmiyorum) çizdim. Tam ortada benim tasarımımın çizimi var. Onun altında makinanın yapısını ve özelliklerini anlattım. Bu proje için sevgilimden teknik destek aldım.

Çok zevkli bir çalışma olduğu için günlüğüme yazmadan geçmek istemedim. Poster baskısı harika oldu derste gösterdikten sonra sevgilimin isteği üzerine salona asmaya karar verdik. Yine bir bakımlık bir şeye saatler harcadım ama sonuç beni çok mutlu etti.

Derinlemesine Düşünceler

14 Mart 2008

baliklar.JPG

Akrilik ve mürekkeple yaptığım okyanus dibi resmi düşüncelerimin derinlik öçüsüdür.

Benim için hırpalanmanın tanımı, ne kadar eskiye dayandığını bilmediğim bir görüntü olan tırmalanmış, aç kalmış, kenelenmiş, bakımsızlıktan ve açlıktan tüyleri yer yer dökülmüş artık yemek arayacak hali de kalmamış yeni yetişkin olmuş cılız bir kedidir.

Yedi canına rağmen gözümüzün önünde hayatın ucunda yürür.

Aynı olmak

Hayat boyu aynı olmaya zorlanmak çok korkunç. Ya da sürekli tuhaf karşılamak, beğenilmemek, yazılı olmayan kurallara uymaya çalışmak.

İnsanlar yaşadıkları dönemlerde hep aynı doğruları uygulamaya çalışıyorlar. Kulağa en doğru gelen her uygulamada aynı doğru sonuca ulaşıyormuş gibi.

Ben şöyle yaptım sen de yap. Sanki aynı insanlarız ve aynı sonuçlara ulaşacağız. Eğer herşey bu kadar basit olsaydı yemek tarifleri gibi hayat tarifleri de olabilirdi. Bir tarif ne kadar çok denenmiş ve ne kadar iyiyse biz de öyle iyi sonuçlar elde ederdik ama farklıyız işte o tarifler işe yarasa bile sonucun vereceği mutluluk herkes için farklı olurdu. Hatta bazıları için sonuç felaket bir saçmalık bile olabilirdi.

Ama işte farklı olarak kendini çok büyük bir tehlikeye atar insan, istenmeyenler köyüne tayini çıkartılır hemen. Herkes gıcık olur bu şahsa, bir iki saldırsak gardı düşer mi diye yoklanır. Zehirli kelimeler şekerle kaplanıp sunulur aptal olduğu varsayılarak.

Farklı davranma cesaretine sahip olanın da kendine göre savunma kalkanları vardır tabi. Çocukluğundan beri bu hırpalanmaya maruz kaldığı için umursamaz insanların davranışlarını. Onu tek üzen şey hayal kırıklığını tedavi eden bir hapın geliştirilmemiş olmasıdır. Alınca sakinleştiren haplardan değil de mesela içince bir kaç gün içinde hayal kırıklığını yok edecek ilaç ister.

Zaten hayatın yeterince karmaşık ve zor olması yetmiyormuş gibi bir de yemek tarifi gibi hayat tarif ederler. Uygulama çok pratiktir! denemiyorsun diye önce sinir olur, sonra sinir ederler.

Hadi Sıcağa Gidelim

19 Şubat 2008

kar.jpg

Bu kış galiba hergün kar yağdı.

Hayatımda ilk defa bu kış havayı ciddiye almadım. Bu kadar inatla soğuk olduğu halde onu inatçılıkla bile suçlamadım.

Sabah uyanınca karanlık sabahlara dil çıkarıp küsmedim.

Umursamadım onu umursamadım, yokmuş gibi davrandım. Benim için bu kış, kış bile değildi.

Cumartesi günü valizlerimizi toplayıp kısa kollu ve şort giyebileceğimiz bir sıcağa gidiyoruz. Dönüşte kış burada olacakmış sorun değil.

***

Sonunda dönemin ortasına geldik. Bunu başarabildiğime inanamıyorum. Sanat dersleri almanın en zor yanı aslında dersleri ve ders dışındaki zamanların büyük bir bölümünü okuyarak, düşünerek düşündüklerini yazarak ve bunlar üzerine tartışarak geçiriyor olmak. Sadece bir ders için elimde yirmi sayfalık okunması, izlenmesi ve dinlenmesi gerekenler listesi var. Mayısa kadar nasıl yetişecek bilmiyorum.

Zamanın küçük bir kısmını çizerek ve tasarlayarak geçiriyoruz.

Yetenek çok güzel bir artı ama tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. İlerlemenin tek yolu çalışmak. Bu nedenle geceleri uyumak yerine çizim yapmayı tercih ediyorum.

***

Geçen gün derslerden birinde okulun çocukların yaratıcılığını öldürdüğünü tartışmıştık. Ken Robinson’un yaptığı konuşma izlenmeye değer.

Tatil kokusu Alıyorum

9 Şubat 2008

sergi.JPG

Çalışmalarım ayın ikisinde University of Michigan Pierpont Commons da sergilenmeye başladı. Bir gün içinde yüzlerce kişinin önünden geçtiği bir galeride çalışmalarımı sergilemek benim için büyük bir şans oldu.

sergi2.JPG

Sergiye çıkan çalışmalarımı internet sitemin ilk sayfasına yerleştirdim. Satışları bu sayfadan yapmanın daha kolay olabileceğini düşünüyorduk, haklı çıkmışız. Fiyatlar sergide yazdığı halde siparişler hep siteye geliyor. Zaten galeriyle de anlaşmamız bu şekilde oldu. Satışların toplamından yüzde onbeş alacaklar.

serg1.JPG

Sergi başladığından beri hiç beklemediğim kadar sipariş aldım. Site sayesinde sergiden önce de Amerika’da yaşayan Türkler ya da Amerikalılar çizimlerimi satın alıyorlardı ama sergiden sonra aldığım siparişler beni çok mutlu etti.

Açılıştan sonra zaman bulup segiye gidemiyordum, dün yaşgünüm diye gittik serginin fotoğraflarını çektik. Sonra gezdik, tozduk birlikte olmanın tadını çıkardık. Bir gün olsun yapılması gerekenleri düşünmedim. Ödevler, projeler, işler, ev işleri beklediler.

kitapci1.JPG

Arel öğlen uykusuna kitapçıda dalınca, aylardır elime almadığım moda dergilerini aldım. Kışa inat buzlu kahvemi içip camın önünde tembel bir kedi gibi zaman geçirdim.

Bir gün olsun kaygısızca yedim yedim. Şimdi kaygılanıyorum o ayrı :)

Geçenlerde Florida da yaşayan bir arkadaşıma keşke bir fırsat çıksa da görüşebilsek diye yazmıştım. Ertesi gün sevgilim gelip şubatın sonunda bir hafta Florida’ya gidiyoruz deyince çok şaşırdım. Arkadaşımla görüşeceğimiz ve bebeklerimizi tanıştıracağımız için çok mutluyum.

Bazen ne çabalar sarf ediyorum ne olacaklar olmuyor, ve bir an istediklerim hop diye kucağıma düşüveriyor.

Buraya taşındığımızdan beri ilk defa bu kadar çok yağan kar, eksi yirmi yedilerde hissettiren soğuklar ve kar fırtınaları nedeniyle okulların tatil olması derken dibi görünmeyen bir kış yaşayıp gidiyorduk. Ben umursamıyorum artık. Ne atkı, ne eldiven ne de şapka takıyorum. Eskiden kat kat giyinirdim, şimdi içime bir askılı, üstünede ince bir hırka ya da kazak giyorum. Bir de üzerine montumu alıyorum o kadar. Evet üşüyorum ama pek umurumda değil artık. Kışları lahana gibi yaşamaktan sıkıldım.

Aylardır sağlıklı beslenip spor yapmanın sonucunda hamileyken aldığım kiloları verdim. Florida’ya gitmeden bir bikini alıp sıcağa ve okyanusa kavuşmak istiyorum artık.