21 Temmuz 2008

Yine pazarın ertesi geldi.
Yıllarca bu pazarın ertesi nedeniyle pazar sabah kahvaltıları dışında pazar günlerini sevimsiz buldum.
Kahveler kavaltıların altına değil üstüne içilirdi.
Şimdi herşey binlerce yıl öncesinde.
Ne pazar ertesi korkuları kaldı ne de Türk kahveli sohbetler.
——
Pazarın ertesi gelinceye kadar geçen günlerde kapasitemin üzerinde sosyal oldum.
Geceyarılarına kadar konuşmaktan dilim şişti.
Hemen her gün bir yemek daveti vardı yedik içtik güldük eğlendik.
Ben çalışamadığım her dakika için suçluk duydum.
Ama arkadaşlarımla zaman geçirmek güzeldi.
Pişmanlığımı telafi etmek için uykusuz geceler geçirip yeni denemeler yaptım.
Şehirde sanat günleri vardı gezdik dolaştık.
Havalar sonunda gerçekten ısınmaya başladı. Sonunda otuz derecelere ulaştık hatta geçtik. Çok mutluyum, hayatımın en uzun baharını yaşamış oldum. Klimayı daha yeni çalıştırmaya başladık. Ama geceler hala serin.
Ve ben tabiki şikayetçi değilim :)
17 Temmuz 2008

İnsanın doğasında var kıskanmak.
Özellikle sevileni paylaşmaktan sakınmak.
Ve onu hep kendine saklamak.
Bu ay içinde oturduğumuz sitede iki arkadaşım doğum yaptı. Arel sosyal bir bebek, rahatlıkla yabancıların yanına gider kendini sevdirir. Ben başka bir bebeği sevince kıskanmaz.
Yani kıskanmazdı.
Neyse oğluşumla birlikte gittik yeni bebeği görmeye. İnsan bebeği büyüdükçe yeni doğanların ne kadar küçük olduğunu unutuyor. Hayretle mini minnoş bebeğe bakıyordum. Normal boyda ve normal kilodaydı da demek bu kadar küçük oluyorlardı doğduklarında :)
Bebeğin annesi bebeği kucağına alabilirsin dedi. Ben panikle nasıl tutacağım bu minnacık bebeği diye korktum bile. Başında durup bebeğini kendi büyüten bir anne olarak hiç aklıma gelmezdi yeni doğmuş bir bebeği kucaklamaktan korkmak.
Ben bebeği kucağıma alır almaz da Arel kıyameti kopardı. Ağladı, bağırdı, beni çekiştirmeye başladı. Bir an anlayamadım ne olduğunu çünkü daha önce hiç kıskanmadı beni.
Bebeği annesine verdim, Arel’i kucağıma aldım sıkıca sarıldı boynuma.
14 Temmuz 2008

Arel beni kitap okurken görünce kendi kitaplığına gidiyor, bir tane kitap seçiyor. Oturuyor tam karşıma yüzünde ciddi bir ifadeyle küçük dudaklarını büzüp kitabına bakıyor.
Bazen birlikte bakıyoruz kitaplarına. Ben ona resimlerde gördüklerinin hikayelerini anlatıyorum. Çok seviyor dinlemeyi ama ben kendi kitabımı okurken o da kendi kitabına bakıyor.
Herkesin kitabı ayrı.
Bu aralar anne oğul karşılıklı oturup kendi kitaplarımızı okuyoruz.
11 Temmuz 2008

Hayatta herşeyin bir hikayesi vardır.
Hikayesini bilmediklerimiz bizim için sıradan, hatta sıkıcıdır.
Zaman kaybıdır.
Müze gezmek büyük ve etkiliyici bir şehre gittiğinizde yapılacaklar listesindeki çentiklerden biridir.
Öyledir.
Gitmemek eksikliktir. Mutlaka zaman ayırmak gerekir.
Müzede dolaşmaya başladığınız anda kendinizi hikayesini bilmediğiniz bir dolu sanat eserine bakarken bulursunuz.
Gördüklerinizin ne kadar etkileyici olduğu farketmez bir süre sonra.
Sıkılırsınız.
Ama gitmezseniz olmaz!
O şehirle ilgili her sohbetin içine dahil olabilir o müze.
Ne diyeceksiniz ? Gitmedim mi ?(!)
En iyisi geziden önce biraz hazırlık yapmak.
Müzenin internet sitesine girip sergilenen önemli eserlerin isimlerini, sanatçılarını öğrenmek ve bunların hakkında biraz araştırma yapıp okumak.
Yapıldıkları tarihi, neden önemli olduklarını vb…
Yani hikayelerini öğrenmek.
Hikayelerini biraz öğrenince onları gördüğünüzde mutlu olursunuz. Sonra müze sohbetlerinizin içine girerse sohbetten zevk bile alabilirsiniz.
Ama kendinizi, sanatçıların hayatlarına, eserlerin yapıldıkları tarihlere, o dönemin eserlerinin özelliklerine, bu eserlerin sonraki dönemleri nasıl etkilediklerine, o eserlerin neler olduklarına vb.. kaptırırsanız;
Müzeden içeri girip o eserleri gördüğünüzde iki gözünüz iki çeşme ağlayabilirsiniz. Mutluluktan ağzınızdan kelime çıkmaz, anlamsız mırıltılar çıkarır konuşmaya çalışırsınız.
Müze takıntınız olur. Şehire yeniden gidip gelebilmek için anlamsız bahaneler yaratırsınız.
5 Temmuz 2008

“Ben”
Hayatta tek başınadır.
ve
“Biz”
Olmak zordur.
Çizimlerini ben yaptım, teknik destek sevgilime ait.
Tasarımını birlikte yaptık ve Crebro’yu yeniledik.
Birlikte çalışırken çok eğlendik ama ara sıra biri beğenmedi diğerinin yaptıklarını, sinirlendik.
Birbirimizi takdir ettik, sonra deli ettik.
Bolca güldük ve küstük.
Sonunda Crebro istediğimiz şekline girdi.
Pişman değiliz yine yaparız.