8 Mart 2010

Bir isim yazmak insanın ne kadar zamanını alır ?
Müşteri çok kaprisli şekerim, yazıyorum beğenmiyor.
Yazıyorum bin defa düzeltme istiyor. Düzeltiyorum önce yazdığın daha iyiydi diyor.
Çalışmayacağım bir daha bu kadınla!
Bana köle gibi davrandı. Yukarıda yazdığımı da mırın kırın beğendi :)))
5 Şubat 2010

Eskiden hayatımda yokluğunu en çok hissettiren şey huzurdu. Hayatında benim kadar sözlü şiddete uğramış bir insan varmıdır bilmiyorum. Bu nedenle sakin ve huzurlu bir hayatım olabilmesi için çok çaba harcadım.
Arkadaşlarımı saygı duyduğum insanların arasından seçtim onlar da bana saygı gösterdiler. Aramızda yanlış anlaşılmalar ya da düşünce ayrılıkları çıktığında birbirimize neler düşündüğümüzü söyledik, bazen yollarımız da ayrıldı ama hiç hakaret etmedik.
Bence ne düşündüğünü söylemek önemlidir. Ben katılsam da katılmasam da herkesin düşüncelerini duymayı severim. Eğer düşünceleriniz hakaret ederek dile getirmek gibi bir eğilimizi varsa kaybedersiniz. Çünkü hakaret bir şiddet çeşididir. Ne kadar zeki olduğunuz, ne kadar haklı ve yerinde konuştuğunuz değerini kaybeder ve hakaretin gölgesi altında kalır.
Ne kadar haklı olursanız olun, hakaret şiddettir ve kelimeler tokat atmak kadar şiddet içerir.
Dört yıldır Crebro’ya yazıyorum. Beşbinden fazla yorum aldım. Bu yorumların çoğunluğu destekleyici ve güzel yorumlardı çok teşekkür ederim.
Bazıları gizliden ya da açıktan iğneleyici mesajlar içeriyordu ve bazıları açık açık eleştiriydi. Onlarara da teşekkür ederim.
Bana istediğiniz herşeyi hakaret etmeden yazarsanız okurum.
Ama bazıları bana hakaret ettiler. Onlara hiç teşekkür etmedim. Yazdıklarını sildim. Hatta hakaretle başlayıp uzun yazanların, yazılarını okumadan sildim.
Bu yazıyı yazmamın sebebi aşağıdaki yorum. Yorum Frontal Cortex yazısına gelmiş. Eğer o yoruma cevap gelmeden önce ben görmüş olsaydım silecektim. Ama geç kaldım. Deniz ve Ebruli günlerdeyim cevap vermişler, size destekleriniz için teşekkür ederim.
Sadece üst paragrafı yazıp yollasaydı yorumunu ciddiye alıp yazıyı düzeltecektim ama ikinci paragrafta hakaret olduğu için düzeltmiyorum.
Eğer Crebro’da böyle bir yorum görürseniz lütfen ciddiye alıp cevap vermeyin. Genelde yorumların benim onayıma gerek kalmadan atılabilmesinin sebebi herkesin düşüncelerini söyleyebilme şansı olması. Eleştirebilirsiniz ama bana hakaret edemezsiniz.
Çok yazım hataları yaptığımı düşüneneler için de şunu söyleyeyim. Crebro bir gazete ya da dergi değil. Bir günlük. Amerika’da yaşayıp günün büyük bölümünü ingilizce konuşup, yazıp, okuyarak geçirdiğim halde elimden geldiğince okunabilir yazılar yazmaya çalışıyorum. Gün içinde okula gidiyor, ödev, ev işleri yapıyor, çalışıyor , çocuğuma bakıyor ve haftada bir iki defa Crebro’ya yazıyorum. Bütün bunlara yetişebildiğim için çok şanslıyım.
Ben her konuda herşeyi bilen kusursuz bir insan olduğumu düşünmüyorum. Eğer rahatsız olduğunuz şeyler varsa yazın düzelteyim. Ama hakaretlerinizi sileceğimi ve ciddiye almayacağımı bilmenizi isterim.
4 Temmuz 2009

Farklı malzemeleri bir araya getirip yeni birşey oluşturmaktan hoşlanıyorum.
Bu saksı süsünü hazırlarken midye kabuğu, keçe, renkli ipler, tahta ve kumaş boyası kullandım.
Sevdiğim malzemeleri bir araya toplamak eğlenceli oldu.
Bitince onu bahçemdeki kır çiçeklerinin yanına götürdüm. İçinde maydonoz taklidi yapan yeşillikli bir saksıyı süslüyor :)

28 Haziran 2009

Sonunda fırsat bulup önce bir yastık kılıfı diktim sonra keçelerle süsledim.
Birinci fotoğraf önden ikincisi arkadan görünümü.
Yastığa düğme olarak keçeden çiçekler yaptım.
Öğlenleri, öğleden sonraları yastığımı alıp arka bahçedeki ağaçların en gölge olanının altına oturuyorum.
Kitap okuyorum, çiziyorum, yazıyorum.
Çok yakında yeni ve büyük bir projeye başlayacağım onun taslaklarını hazırlıyorum.
Yastığım çok cici oldu diye mutlu oluyorum :)

5 Haziran 2009

Dünyadan kaçıp saklandığım yerdir hayal odası.
Hep dağınıktır hep. Ne kadar toplarsam toplayım o doğası gereği dağınıktır.
Ama dağınıklığın içinde kendine ait düzenini de korumasını bilir.
Aratmaz her lazım olanı. Sabırsızlığımı zorlamaz.
Hayal odası sıradan bir çalışma odası değildir. Benim ruh halime göre şekil değiştirir. Ben çalışmaya konsantre olduğum zaman o çizdiğim oluverir. Deniz dibi çizersem içindeki kızdır o, eşyalar da mercan.
Kendisi benim ikizimdir.
Ona çok ihtiyacım olduğu günlerde sarar sarmalar sıcacık bir hayal alemi olur. Gündüzleri hava güzel diye kaçarsam, çirkin bir mağaraya benzer, akşamları da almaz içeri.
Bazen benim kadar huysuzlaşır, içeri adım atınca boğulacak gibi olurum. Laptop’u alır kaçarım. Işığını açmam önünden geçmem.
Ama çalışmam gerektiğinde onsuz olamam. Hiçbir oda beni hayal odası gibi çalışmaya teşvik etmez. Çalışmam gerektiğinde o alır eline cetvelini etrafımda dolanır kafamı kaldıramam. Çok çalıştım mı acır bana, ayaklarımı masaya uzatırım o sırtıma masaj yapıp yeni hayaller sunar.
Sessizce paylaşırız düşüncelerimizi her zaman aynı fikirde olmasak da birbirimizin ne düşündüğünü çok iyi biliriz.
Birlikteliğimizin en zor kısmı da budur; birbirimizi çok iyi tanıyor olmak. En iyi incitebildiklerin hep en iyi tanıdıklarındır. Neyin acıtacağını bilirsin.
Ben çok üzerine gitmem sonra kırılır diye, o hiç acımaz hedefini alır ve tam onikiden acıtır.
Bir de çok kıskançtır, sevgilimden hiç hoşlanmaz. Sevgilim ne zaman hayal odasında çalışsa günlerce öksürük krizi tutar. Boğuluyormuş gibi öksürür durur.
Önce tozlu herhalde onun için diye düşündüm. Temizledim topladım tozunu aldım. Ama olmadı ne zaman benimle hayal odasında çalışmaya kalksa boğulacak gibi öksürdü günlerce. Sonra birgün o yine böyle boğulacak gibi öksürmeye başladığında odanın kıkırdadığını duydum.
Başbaşa kaldığımızda sen mi onu böyle öksürtüyorsun dedim.
Şeytan şeytan bakıp güldü. Ben sıradan bir çalışma odası değilim kızdırma beni diye bağırdı bana.
İstemiyormuş benden başka kimseyi.
Huysuz!!
Kıskanç!!!
Ama vazgeçemiyorum ondan, o benim hayal odam. Onsuz yazamam onsuz çizemem.