Pıfffhhh
Tatili üç gün süren hafta sonlarından birini daha yaşarken bu sefer gezi fikrine tümüyle karşıydım.
Arel’in en mutlu olduğu yer havuz, benim en mutlu olduğum yer çalışma odam, sevgilimin en mutlu olduğu yer benim yanı başım olduğu fikri bütünlüğüne varınca gezmek istemediğimize karar verdik.
Pazar sabahı Arel’le birlikte Jackson Pollock belgeselini seyrettik. Ben daha önce filmini de seyretmiştim ama belgeseli oğlumla seyretmek ayrı bir keyif oldu. Gerçi o Pollock’un tekniğinin ortalığı kirlettiğini düşündüğü için kızdı :) Sanki ellerini ayaklarını boyanın içine daldırarak resim yapan kendisi değil. Ona sanatın tekniklerin ve değişen sanat tanımı üzerine bir konuşma yaptım, hiçbir şey anlamadı tabi. Neyse o büyüyene kadar nasıl olsa yine herşey değişir.
Saçlarımı kestim. Çeşitli katlarda kısalttım. Bence eskisinden de iyi görünüyor.
Sevgilim gün içinde bin kere değişen halet-i ruhiyem karşında gayet sakin ve sarsılmaz bir şekilde duruyor. Ancak herşey yolundaymış gibi durursa beni buna inandırıp eski halime döndürebileceğini biliyor.
Kafamın içinde bir yerlere sıkışıp kaldığımın orada çok acı çektiğimin ve mutlu olduğumun da farkında.
Evet mutluyum bu yaşadığım en güzel yaz mevsimlerinden biri. Ama benim için çok önemli bir şeyi sonunda yazacak zaman bulup sürekli üzerinde çalışıyorum bu da beni içten içe yiyip bitiriyor.
Bu arada polen, mite alerjime ceviz ve üzüm de eklendi. Tomates ve patlıcan da sırada gibi gözüküyorlar.
Yukarıdaki çizimi ajans aracılığıyla bulduğum müşterime yaptım çok beğendiler. Benim için değişik bir çalışma oldu.
Hafta sonu en çok Cake -I will survive dinledim.







