Kariyeri Ailesi Olan Kadınlar

Meltem Sozer, 23 Kasım 2008

Uzun zamandır kahve içmiyordum.

Geçenlerde soğuk bir gün şehir merkezinde gezinirken kahvenin dayanılmaz kokusunun peşine düştüm. Bol sütlü ve bol karamelli kahvemi alıp içinde şöminesi olan kafenin şömineye yakın bir penceresi önünde duran masaya oturdum. Dışarıda, koşuşturmalarına kahve molası vermeden devam eden insanları seyrettim.

Etrafı izleyip aslında kafamın içine döndüğümde bir süredir beni heyecanlandıran ama oturup tadını çıkaracak vakti bile bulamadığım konuyu kafamda bir çok yönüyle evirip çevirme fırsatı buldum.

Üç yakın arkadaşım hamile ve ben onların adına çok heyecanlanıyorum. Üçü de nisan-mayıs aylarında doğum yapacaklar. iki tanesinin bir bebeği var ikinciyi bekliyorlar. Biri dördüncüye hamile. Üçünün de bebekleri Arel’le aynı yaşta.

Üçü de iyi üniversitelerin iyi bölümlerinden mezunlar. Hepsinin eşleri Michigan üniversitesinde doktora yapıyorlar. Biliyorum hayatları boyunca zorunlu olmadıkları sürece hiç ücret karşılığı çalışmayacaklar. Ekonomik olarak orta ya da ortanın üzerinde bir hayat sürecekler.  Dört ile altı arası çocuk yapacaklar.

Çünkü onların kariyer konuları aileleri.

Evde tek kişinin çalışmasıyla sağlanan gelir hedefledikleri hayata yettiği için kadınlar daha fazlasını istemek yerine  insan yetiştirmek, sevgi çoğaltmak ve mutlu olmak üzerine kurdukları bu hayatı yaşayacaklar.

Amerika’nın büyük çoğunluğunu oluşturan milyonlarca kadın gibi.

Aynı kendi anneleri gibi.

Kariyeri ailesi olan kadınların hayatı çoook inanılmaz bence.

Yedi-yirmi-dört çocuklarıyla ilgileniyor bu kahraman insanlar. Çocukların bakımlarıyla ilgili kitaplar okuyorlar, onlarla nereye gidilir nasıl eğlenilir çok iyi biliyorlar. Hatta çocuklar o kadar ön planda ki onların yemekleri ve rahatları dışında pek evle ilgilenip uzun süren yemekler asla yapmıyorlar.

Bu kadınlara neden çalışmıyor denir bilinmez. Sadece para karşılığı çalışmanın çalışmak sayılması gibi saçma bir nedeni olmalı. Genelde uyuyacak fırsat bulamadan yaşarlar.

Amerika’nın yasaları sayesinde  boşanma durumu olduğunda erkekler mal varlığının neredeyse tümünü bırakıp gitmek zorunda kalır. Yani boşanınca ortada kalmazlar.

İyi insanlardır. Komşularıyla arkadaşlarıyla çok iyi ilişkiler kurarlar. Çok sosyallerdir. Birbirlerine çocuklarını bırakıp toplantılara, dinletilere, kitap günlerine, sanat festivallerine, arkadaşlarıyla gece ve gündüz gezmelerine giderler.

İyi annedirler. Çocuklarıyla ilgilenirler. Başkalarının çocuklarıyla ilgilenirler, şehrin çocukları yaşlıları için işe yarar aktivite ve fikir üretirler. Okulların özel günlerinde çocukları için yüzlerce kurabiye pişirirler. Onları arabayla okula, kreşe, kurslara bırakır alırlar.

Üretkenlikleri inanılmazdır. Bir dakika durmazlar.

Büyüdüğüm kültür ve hayat şartlarıyla ben böyle bir hayatı ancak uzaktan seyredebilirim. Büyük aileleri ne kadar çok sevsem ve ben de çok sayıda çocuk istesem de yapamam. Ama sevgilim ve bebeğim benimdir. Onlarsız bir dakika duramam.

Ekonomik zorluklar nedeniyle ancak iki kişinin çalışıp geçinebildiği ülkelerde çalışan kadın olmak beraberinde para ve saygınlığı getirir. Böyle ülkelerde sırf biraz saygınlık için ancak bakıcı parasını karşılamaya gücü yetecek kadar kazananlar bile çalışmak için can atarlar. Bakıcı olarak eğitimsiz biri bulunur sonra bu yeni insan ona emanet edilir.

Hatta çocuk bakmak zor diye çalışan başka bir kesim daha vardır ki bu insanı tüketir. Anne olmak çok büyük fedakarlık gerektiriyor. Bu çok tekrarlanan cümleyi her yerde duyuyorsanız nedeni gerçek olmasıdır. Fedakarlık yapamayacaksanız rahatınızı bozup anne olmayın.

Para en büyük gücü simgeler insanlara ev, araba, saygınlık, tatiller, elbiseler, mobilyalar…sunar. Bunları kazanmak adına harcanan zamanın karşılığıdır para.

Bu zamanın aileye harcanan bölümü ise sevgi ve bağlılığı oluşturur.

Bir kadının harcadığı zaman bazen erkeğinkinden çok daha fazla önemlidir. Çocuklarını ve ailesini bir arada tutan kişi kadındır. Bağlılık  ve sevgi  oluşturacak zaman bulamayacak kadar yoğun anneler: parayla sevgi ve bağlılık oluşmaz.

Bence böyle. Kahvemi içerken aklımda bunlar vardı.

(Ben) Yani bebeğine daha fazla zaman ayırıp fiziksel ve zihinsel olarak onunla birlikte olabilmek için düşüncelerini kahve molalarına saklayan anne.

Yazıya ek yazı;

Çalışan anneler yazıma alınmış gibi görünüyorlar. İnsan çalışmak istiyorsa, kariyer yapıyorsa, maddi olarak buna ihityacı varsa çalışır. Ama bebeğin ilk ikibuçuk-üç yıl ailesine çok ihityacı vardır. İmkan varsa zaman varsa çalışmaya biraz ara verilebilir. Üç yaşından sonra zaten sosyalleşmeye başlayan çocuk hayatında kreş ve başka bireylerinde varlığına ihityaç duyuyor. Ben de Arel ikibuçuk yaşına gelince onu yarım gün kreşe verip yarım gün çalışmayı planlıyorum.

Benim birinci olarak altını çizmek istediğim konu,

Hayatta neye çok zaman ayırırsanız onun karşılığını alırsınızdı.

İkinci konu da, evde ailesine yatırım yapan kadınların işsiz olmadıklarını vurgulamaktı. Eğer evde çocuklarına bakan kadınların işsiz olduğunu düşünüyorsanız siz hayatınızda çalışmanın ne demek olduğunu görmemişsiniz demektir.

Kategoriler: Diğer
Etiketler:

Yorumlar (69):


  1. nihan on Kasım 23rd, 2008

    sen bu dünyadaki tüm bebeklerin sahip olmak isteyeceği bir annesin.

  2. asya on Kasım 23rd, 2008

    ya bu kadar mı yakın hissebilirim kendimi sana…

  3. erguvan ağacı on Kasım 23rd, 2008

    Son zamanlarda okuduğum, en güzel yazı, kendi düşüncelerimi buldum……

  4. gezicini on Kasım 23rd, 2008

    cok güzel bir yazı bu. ben de kendimi sorgularken çok iyi geldi bana. teşekkürler…
    sevgiler
    gorki

  5. betül on Kasım 23rd, 2008

    çok güzel bir yazı. durumu çok iyi özetlemişsin.

  6. ayse on Kasım 23rd, 2008

    sevgili meltem,
    çok çok güzel yazı. bu dediğin hayata biz ancak şaşırır ve uzaktan bakabiliriz.türkiyede yok böyle bir hayat, ya da çok çok nadir. hiç bir şeyin garantisi yok, bak kriz var yine, neler olacak bakalım…
    ben bir doktorum, aileden ne benim ne eşimin gelen bişey yok. yani hayat boyu çalışmak, tırnaklarımızla kazımak zorundayız. ayrıca çalışmasak o dediğin kadınlar gibi hiç bir sosyalliğimiz olamayacağı için mutsuz olup çocuklarımıza yetersiz oluruz… yani benim gördğklerim öyle. nerden bulacağız öyle çalışmayan sosyal arkadaşları, çünkü hepsi çalışıyor.
    bu arada sen napacaksın okul sonrasında..

  7. güldem on Kasım 23rd, 2008

    sana can-ı gönülden katılıyorum.Bahsettiğin annelerden biriyim bende:) onlar kadar üretkenmiyim bilmem ama bir kadın tutup oğlumu bu en önemli yaşlarda tanımadığım birine emanet etmek yerine dışarıda değil evde çalışmayı uygun görenlerdenim.Yıllarca okumuş,hatta pekte sıradan olmayan bir meslek sahibi olmama rağmen oğlum hayatın anlamını değiştirmiştir.Hayat yine benim kaçmıyor ki…kendini bilsin,aklı başına gelsin kendim için yapılacak işlere devam edebilirim:)özellikle TR de bahsettiğin şu çalışan kadın tipi çok revaçta…çocuğu bir kadına bırak ama zar zor kadın parasını çıkar ama soran olursa”hayır ev hanımı değilim”diyebilmek için o kadar emek harca,yazık diyorum sadece…
    Bu güzel yazında bir çok anne kendinden bir bir parça bulacak eminim meltem:) en azından benim duygularıma tercuman oldun:)

  8. sinem on Kasım 23rd, 2008

    aman allahim,bayildim bayildim bu yaziya.
    nasil anlatsam bilemedim senin yazinin ustune zaten hepsi gereksiz bos olacakti cumlelerim.dusundugunu boyle guzel ifade edebilmem ne guzel bisey,pravo.
    eger izin verirsen yazini kopyalayip,yollamak istedigim birkac kisi var!!!!!belki bazi seyler dank eder!!!
    sinem.

  9. Serap on Kasım 23rd, 2008

    Meltem’cim dusuncene saglik. Keske gelecek korkumuz olmasa biz de en az 4 cocuk yapıp hakkını vererek buyutebilsek. Ayrıca TR’ deki vahim durumu cok guzel ozetlemissin. Universiteyi bitir, emek ver sonra uc kurusa calıs. Kazandıgın parayı da zar zor karar verip 30 ‘unda dunyaya getirdigin dunyalar tatlisi bebeginin egitimsiz bakıcısına ver. Sonuc; Yorgunlugunun uzerine cocuguna yetememenin acısını da eklersen neredeyse bakıcıyla ayni parayı kazanıyorsun.Benim de yazacak cok seyim varmıs.Kahve ısmarlamalıyım kendime:)

  10. ozlem on Kasım 23rd, 2008

    harika bir yazıydı.
    kendi kendime nasıl yani diye sorduğum bazı soruların cevaplarını tek tek vermişsin :)

  11. arzum on Kasım 23rd, 2008

    meltemciğim,

    yaklaşık 10 dakikadır ne yazacağımı düşünüyorum sana. bu yazını övebilecek , hislerimi ifade edebilecek birkaç cümleyi bir araya getiremedim.

    eğer senin için uygunsa bu yazıyı blogumda yayınlamak isterim; elbette senden ve blogundan bahsederek.
    sevgilerimle…

  12. Texas'tan on Kasım 23rd, 2008

    Calismak insan olmanin bir geregi. Kadin ya da erkek, her insanin kendine olan saygisinin bir geregi. Bu gercek suslu cumlelerin arasinda kaybolmasin. Annelerimizn anneannelerimizn zamaninda dunya baskaymis. Ama bu devirde eli ayagi tutarken calismayip evde oturan insana “rent-seeker” denir, ki bu Amerika’da da Dogu toplumlarinda da cok yaygin. Avrupa’da daha az, cunku Avrupa dunyanin diger yerlerine gore (buna Amerika da dahil) kadin-erkek esitliginin daha gelismis oldugu, daha modern bir kulture sahip.
    Eve kadinin getirdigi para az olur cok olur, konunun ozu bu degil. Ne kadar para kazandigi degil, calismanin kendisi insanin kendisine olan saygisinin bir geregi.

  13. Bir okur on Kasım 23rd, 2008

    Calismanin tek amaci para kazanmak degildir. Kadinlarin calismamasini neden yuceltiyorsunuz, anlamadim. Kadin evde oturup cocuk bakacaksa Ataturk’e ne gerek vardi…

  14. Meltem Sozer on Kasım 23rd, 2008

    Yorumlarınıza tek tek cevap veremedim üzgünüm.Yorumlarınız için teşekkürler.

    Arzum yazımı linkimi verip kullana bilirsin.

    Texastan, anladığım kadarıyla anne değilsin. Bu konular anneler için çok hassas. Ayrıca uzun zamandır beni kimse böyle SİNİRLENDİRMEMİŞTİ seni tebrik ederim. “rent-seeker” dediğin insanlar çocuk büyütüyorlar. Ama yazdıklarına bakılırsa senin böyle birşeyi anlaman imkansız. İş olarak üniversitede öğrencilik ve asistanlık mı yapıyorsun da yaptığın işi işten sayıyorsun!!!
    SİTEME GİRME YAZILARIMI OKUMA BANA YORUM ATMA!!!

  15. ltg on Kasım 23rd, 2008

    insan ancak alternatifi gorunce hayatindaki eksiklikleri anlayabiliyor. buraya (amerika) gelmeden evvel ben de calisan anne olmaktan baska bir alternatifi dusunmedim bile. ev hanimlarini kucumsedigim icin degil, sadece baska turlu bir hayatin varligini hayal edemedigim icin (calisan bir annenin cocuguyum). simdi 1 yasinda bir cocugum var; part time calisiyorum. etrafimda ki ev hanimi annelere bakiyorum, calismadiklari icin kendilerini asagi/ asalak gormuyorlar, cunku etrafindakiler o gozle bakmiyor. imreniyorum, ama sizin gibi benim de buyurken beslendigim kulturun etkisiyle oyle hissetmem mumkun degil, huzur bulamam.

  16. Bir okur on Kasım 23rd, 2008

    Sayin Texas’tan,
    Bu site sanirim ev hanimlarinin sitesi. Yanlislikla girmisiz…Blog yazarinin kaba tutumunu hakedecek bir sey yazmamissiniz. Size katiliyorum, ve herkese guzel bir hafta diliyorum.

  17. güldem on Kasım 23rd, 2008

    :))) meltem çok güldüm bazı yorum yazarlara,bence sende gülüp geç diyeceğim.Bazı şeyleri anlamak için içinde olmak ve yaşamak gerekli,belli ki anne olmayan yada bir bireyin bakımı ile ilgilenmeyen insanoğullarının yazının içeriğini anlamaları biraz zor gözüküyor.sevgiler sana ve EV HANIMLARINA :))

  18. ozlem on Kasım 23rd, 2008

    Kadin evde oturup cocuk bakacaksa Ataturk’e ne gerek vardi… mı???

    Hayatımda duyduğum en saçma cümley di bu.
    Bunun için sizi tebrik ediyorum :)))
    Böyle cümleler kurabilen insanlar da iş sahibi yaaa. PES.

    (çok özür dilerim crebro ama buna bir yorum yapmalıyıdm)

  19. meral on Kasım 23rd, 2008

    Zannediyorum tam olarak sizi anlamamış arkadaşlarımız var. Tabii ki üretmek çok güzel ama evde çocuklarına kendi bakan annelere iş yapmıyor diye bakmak anlamsız. İki oğlum var şu an üçüncüm yolda. Oğlumun biri 19 yaşında ve okul birincisi. Bütün okuldaki öğretmenlerimiz, çalışanlar için o tam manasıyla yıldız. Diğeri son derece zeki ve eğlenceli bir çocuk. Onun yanında kalıpta eğlenmeyecek, gülmeyecek ve mutlu olmayacak bir YETİŞKİN düşünemiyorum. Evim çok temiz olmayabilir, çok detaylı yemekler yapılmıyo rolabilir ama benim hiç vaktim yok. Çünkü benim profesyonel işim şu anda onlar. Ayrıca TR en iyi üç üni. eğitim almış çocuklardan önce çok bilindik bir uluslararası şirkette yönetici olarak çalışan bir bireyken tercihimi bu yanda kullanan bir anneyim.
    Yazınızı okumaktan keyif aldım. Bu bir tercih meselesi. Bir arkadaşım çalışıyor. Parayı evde dört kadına paylaştırıyor. Ütüye ayrı, gece ve gündüz bakıcısına ayrı, temizliğe ayrı kadın geliyor. Tüm parayı onlara veriyor çocukları ise annelerini tanımadan büyüyor. Böyle örneklerin yanında, tabii ki verimli olarak çocuklarının yanında olan annelerde vardır. Herkesin herkesin seçimine saygı duyması lazım.
    Teşekkürler güzel paylaşımlarınız için.

  20. meral on Kasım 23rd, 2008

    Düzeltme oğlum 10 yaşında. Sevgiler.

  21. Texas'tan on Kasım 23rd, 2008

    Isterseniz bunu “Blgger Kapatilmis… Vah Vah, Ne Ayip… Bu Devirde… Halbuki Bakin Ben Begenmedigim Goruslere Karsi Nasil Davraniyorum” baslikli yazinizin altina alt baslik olarak koyalim.

    Benim yazdigim ikinci yorum silinmis. Bu silme olayini kiniyorum.

    Oysa Meltem’in saygisizca tepkisine karsilik, bir daha yorum yazmayacagimi da ozellikle belirterek, suna benzer bir cevap vermistim: Tepkini anlamadim Meltem. Kadinlarin calismasina kategorik olarak karsi cikan insanlar var, kadinlar da BU TIP ROMANTIK ARGUMANLARA KAPILARAK YUZ YIL ONCESININ NORMLARINI DIRILTMEYE CALISANLARA ALET OLUYORLAR. Calismak calismaktir, evde oturup cocuk bakmak evde oturup cocuk bakmaktir. Bu ikisinin farkini “calismanin ne demek oldugunu anlayamamak” gibi suslu cumlelerin arasinda kaybetmeyelim. Yorumum kesinlikle ev hanimlarina bir asagilama icermemekle beraber calisabilecekken calismayan pek cok kadinin Ataturk’un degistirmeye calistigi bu zihniyetin yeniden canlandirilmasina hizmet ettiklerine dikkat cekmek istiyorum.

    Hic kimsenin kisisel tercihine bir sey demiyorum, yazida sozu gecen hanimlari da tanimiyorum. Fakat ben dort cocuklu, profesor ve avukat hanimlar da biliyorum. Lutfen bana kisisel hakaret edilmesin, cunku ben bunu kimseye hakaret etmek icin soylemedim. Ulkemizin nereye gittigini durup bir dusunelim.

  22. Kuaybe on Kasım 23rd, 2008

    Yazını keyifle okudum sevgili Meltem..

    Ekleyebilceğim tek şey (sen,n yazdıklarına benzer olarak) bu dünyadaki en zor işin “bir insanı yetiştirmek” olduğu.. Çünkü iyi bir insan zamanı geldiğinde iyi bir öğretmen, iyi bir anne, iyi bir komşu ya da iyi bir tesisatçı olabilir bence.. Öncelik, iyi yetiştirilmiş bir insan olmasıdır..

    Üretmek için çalışmak tabii ki çok önemli ama sadece para kazandıran şeyler üretmek zorunda değiliz öyle değil mi?

  23. annevebebisi on Kasım 23rd, 2008

    Cok begendim. Eline ve aklina saglik sevgili Meltem.

    Calismak ve uretmenin farkli seyler oldugunu belirtmek istiyorum.

    Ayrica “medeni olma” kaygisi adina kadinlarin calismasi taraftari iseniz, en az o kadar da bu kadinlarin sosyal haklarini savunuyor olmaniz lazim.

    Ingiltere’de durum ABD’dekinden farkli degil. Anneler genellikle, ekonomik sartlarin uygunlugu sayesinde cocuklarinin ilk yillarinda ya calismiyorlar, ya part time calisiyorlar. Cocuklar buyudukten sonra ise full time donuyorlar.

    Ancak sosyal haklar bakimindan ABD’den de, TR’den de cok onde.

    Dogum izninin ilk 38 haftasi maasinizin onemli bir kismini oduyorlar. Eger ise donmek istemezseniz uzerine ucretsiz izin alma hakkiniz var. 1 yilinizi cocugunuzla gecirebilesiniz diye.

    Ise doneceginiz zaman, part-time, evden calisma, gerekirse isyerinizdeki yerinizi kaybetmeden bir kac yil daha ucretsiz izin alma, flexible calisma gibi secenekler icin basvurma hakkiniz var. Isveren bu basvurulari degerlendirmek ve calisaninin cocugu 6 yasina gelene kadar kolaylik gostermek yukumlulugunde.

    Hukumetin 2010 yili calisma planinda, kadinlarin dogum sonrasi izinlerini 2 tam yila cikarma var. Sebep? Anneler cocuklarinin ilk yillarinda, mumkun oldugunca DAHA COK YANLARINDA olabilsinler diye.

  24. Ev hanimi, ve gurur duyuyor on Kasım 23rd, 2008

    Texas’tan,

    Ilk yorumunuzu okudum, Rent-Seeker (Kira Avcisi) ev hanimlari icin bir hakaret degilse nedir?? Ustelik cok agir bir hakaret, Meltem’e tepkisinde cok hak veriyorum. Siz ise ozur dileyeceginize kendinizi hakli cikarmak icin durmadan devam etmissiniz. Bir gun cocugunuz oldugunda eminim anlayacaksiniz ki evde cocugunu en iyi bir sekilde buyutmek, calismaktir. Ayrica kim diyor ki Ataturk’un kadinlarin evde cocuklarini buyutmesine karsi oldugunu? Meltem bu insanlar icin yazi yazmis. Evde hicbirsey yapmadan oturan insanlar icin yazmamis (Ayrica ona bile kim birsey diyebilir).

    Mukemmel anlatmis Meltem, ilk okuyusta alinan varsa bence bir daha okusun, uzerine biraz dusunsun. Butun on yargilarini girtlaginda toplayip, Rent-seeker diye bir sacmalik tukurmeden once!

  25. Texas'tan on Kasım 23rd, 2008

    Rent-seeker bir ekonomi terimidir. Bilimsel bir terim olan rent-seeker hicbir hakaret icermedigi gibi, zannettiginiz gibi kira avcisi anlamina da gelmez.

  26. sentromer on Kasım 23rd, 2008

    sanırım arşivime ekliyeceğim bir yazııı evet benimde aklımda uçusan kaçısan düşüncelerdi bunlar…
    çalışmak çalışmamak ,kadın olmak ,şartlar, annelik ,
    böyle içinden çıkılmaz bir kaos oluşturuyor…
    ev hanımlarını çok cesur buluyorum ve de özeniyorum açıkcası ama şartlar….
    teşekkürler

  27. Ev hanimi, ve gurur duyuyor on Kasım 23rd, 2008

    Texas’tan

    Bak Wikipedia ne diyor: In economics, rent seeking occurs when an individual, organization or firm seeks to make money by manipulating the economic and/or legal environment rather than by trade and production of wealth.

    Rent-Seeker terimini ev hanimlari icin kullanman cok buyuk bir hakaret. Neyse daha fazla yazmayacagim. Bence ozur dilemen gerekirdi.

  28. Texas'tan on Kasım 23rd, 2008

    Ben de bundan farkli bir sey demedim zaten. Meltem’in “insan yetistirmek” gibi suslu puslu cumlelerle oldugundan farkli bir sey olarak gostermeye calistigi “calismayan hanim” olmanin ne demek oldugunu soyledim.

    Benim yetistigim ortamlarda bizim annelerimiz hem calistilar, hem bizi yetistirdiler, hem de kendi ayaklari uzerinde durabilen bireyler olarak topluma katildilar. Ben sizin geldiginiz ortamlari bilemeyecegim. Simdi koca parasiyla latte icmek mi modernlik oldu?

    “Cennet annelerin ayaklari altindadir,” “kadinlar cicektir,” “birey yetistirme sorumlulugu” gibi laflar hos laflar ama ekonomik olarak annelerin de babalarin ayaklari altinda oldugunu hic kimse soylemiyor. Lutfen tepki gostermeden once dusunelim. Ya da Blogger’i kapatanlar gibi biz de begenmedigimiz gorusleri susturalim gitsin.

  29. Emre Sozer on Kasım 23rd, 2008

    Merhaba ben Meltem’in esiyim. Ilk defa bu blogda yorum yaziyorum. Texan’tan bir insanin esime saldirilarini karsiliksiz birakamayacagim.

    Nereden baslasam, mmm “koca parasiyla latte icmek modernlik mi oldu?” Hayir! ama cocugu olmadan, ne dedigini bilmeden burada bilmislik yapip, cocuk yetistiren annelere asalak muamelesi yapmak yeni bir sey.

    Bilmiyorum Meltem hakkinda ne biliyorsunuz ama Meltem okuyor, calisiyor (ve evet para kazaniyor!), ayni zamanda cocugun bakimini benimle paylasiyor. Ben de bu arada calisiyorum ve doktora yapiyorum. Biz bu gune kadar bir kere bile bakici tutmadik Arel’imiz icin. Bakici tutamadigimiz icin degil, bunu tercih etmedigimiz icin. Meltem’in gosterdigi fedakarligin burada kendi sitesinde “koca parasi ve latte” gibi ucuz soylemlerle karsilanmasina ben izin veremem. Sayin Texas’tan, sizin yorumlariniza yasak koymak zorundayim. Bunun blogger’in kapatilmasiyla da bir ilgisi yok, her internet sitesi hakarete hassas davranir.

    Cocuk yetistiren hanimlara koca parasi yiyor diyen zihniyeti sadece erkekler degil, bazi kadinlar da gosteriyor, buna hayret ediyorum. Evlilikte koca parasi diye birsey olmaz. Kadinin (veya erkegin) evde kalip cocuklari yetistirmesinde uzlasilmissa, kazanilan para ortaktir, is paylasilmistir. Hangi cagda yasiyoruz. Koca parasi soylemcisi erkekler varsa da tavsiye ederim bir kac gunlugune evle ilgilenin, cocugunuza tamamen siz bakin. Bir daha koca parasi lafini agziniza almayacaginiza eminim.

  30. Anne1 on Kasım 23rd, 2008

    Efendim…Sacmalamayin lutfen. Ev hanimi olmanin hic ozenilecek, ovunulecek bir yani yok. Kimi kandiriyorsunuz? Simdi yeni moda bahanemiz bu mu oldu?? Lutfen calisin ve cocugunuza bakin. Cok mu zor?

  31. Texas'tan on Kasım 23rd, 2008

    Peki bir yanlis anlama olmus sanirim. Ben de izninizle ozur dileyerek cikiyorum.
    Ben yazdiklarimin direkt Meltem’e degil, kendisinin farkinda olmadan yucelttigi zihniyete cevaben yazdim; daha cok da gelen yorumlara karsilik verdim. Elbette ki ben kendisini tanimiyorum.
    Ben de bu silme olayini ve hak etmedigim terslemeleri kendisine yakistiramadigimi bilmenizi istiyorum. Geri kalan her sey yorumdur, toplumsal elestiridir, tamamen bana aittir, hakaretle veya kisisellikle ilgisi yoktur.

  32. Ayse Sule on Kasım 24th, 2008

    Ictigin o bol sutlu ve karamelli kahve helali hos olsun Meltemcim:) Modern toplumun biz kadinlara uygun gordugu rolleri oynamaktan yorgun dusmus ruhuma nasil da iyi geldi yazdiklarin.

    Ailesi tarafindan okutulmamis, profesyonel is hayatina da hic girememis bir kadinin, yani annemin, hayallerini gerceklestirmekle gecti benim omrum. Yillarca okudum, calistim ve nihayet 38 yasimda anne olabildim. Artik calismiyorum. Sonuna yaklastigim doktora programim disinda ise, cok sukur ki tam zamanli bir anneyim. Ama yillar boyu “calismaktan” o kadar yorgun dustum ki, simdilerde bebegimin enerjisine yetisemiyorum. Ve o bahsettigin dinamik, caliskan, uretken annelere fena halde imreniyorum.

    Uzulerek okudugum bazi yorumlardan bir kez daha anladim ki, kadinlari en cok yine kadinlar otekilestiriyor. Ama ben bu kez “oteki” olmaktan cok mutluyum. Ve birgun seninle tanisip dev bir sominenin karsisinda karsilikli french vanilla cappucino icebilirsek daha da mutlu olacagimi hissediyorum:)

    Sevgiler,
    Ayse Sule

  33. duygu on Kasım 24th, 2008

    henuz anne degilim, olmayi ister miyim boyle bir dunyada onu da bilemiyorum. Ama cevremde gordugum yeni anne adaylarinda hepsinde olan, evde oturma ve cocugunu kendi yetistirme istegi… Keske onlar icin, en azindan 3-4 yasina kadar yapilabilir birsey olsa bu Turkiye’de. Malum kriz var, kriz yokken de sartlar belliydi. Anne baba calismadan ne derece cocuklarimiza iyi birer gelecek verebiliriz Turkiye’de bilemiyorum. Hersey sevgiyle bitmiyor ne de olsa…
    Bana gore, 7 gun 24 saat cocukla birlikte olmaktansa, cocukla kaliteli zaman gecirmek onemli olan. Cocugumuzun bakimi icin, bir bakici secebilir, bizler calisip uretebilir,aileye katki saglayabilir, ve cocugumuzla kaliteli zaman gecirmek icin zamanimizi organize edebiliriz. Ayrica sadece birey olarak dusunmeden, bir butun olarak dusunursek, cocuklarimizin Ataturk Turkiye’sinde buyumesini istiyorsa eger, daha cok calismaliyiz…
    Hepiniz sevgiyle kalin….

  34. gezicini on Kasım 24th, 2008

    burada yazılanları okumaktan üzgünüm. ben de senelerce okumuş, master yapmış, yurtdışında ve Türkiye’de en iyi şirketlerde çalışmış ve ancak anne olabilmiş biriyim. şu anda 8 aylık olan bebeğimle ilgileniyorum. bir süre daha çalışmak gibi bir niyetim yok. bunu küçümseyenleri de anlamak zor. hayatta her şeyin ne zaman nasıl yapılacağını bilmek ve dengeyi doğru korumak lazım.
    lütfen siz bildiğiniz yolda devam edin…
    sevgiler
    gorki

  35. pelin on Kasım 24th, 2008

    Meltemcim yazılanları okumaktan dolayı biraz üzüldüm ama seni çok seviyorum..Canım benim yüreğine sağlık…..

    Arel’i kocaman öpüyorum..

  36. kiraz on Kasım 24th, 2008

    Mükemmel bir yazı olmuş, eline sağlık.
    Etrafımda o kadar çok daha 3-4 aylıkken 40-50 yaşlarında en çok ilkokul mezunu teyzelere emanet edilen bebişler var ki…
    Herkesin kendi görüşü, kendi hayata bakışı diyip geçmek istiyor ama yine de üzülüyorum.

  37. çisem on Kasım 24th, 2008

    bu kariyer delisi,ömrünü sadece çalışmakla tüketen,hiçbirşeye vakit ayırmayan,güya kadınların gücünü göstermek için çalışan insanlar… sanırım atatürk kadını olduklarını sanıyorlar bence yanılıyorlar.kadın demek aile demek hatta ailenin başı demek çocuğunun öğretmeni demek arkadaşı demek bizler için emek veren en yüce varlık demek.ayrıca koca parası ne demek? evlenmek demek herşeyin ortak olması demek.senin benim diye birşey olmaz.madem kadın evde oturup koca parası yiyorsa o parada onun hakkı yoksa,erkeğinde çocukta hakkı yok onun çocuğu değil ne de olsa annesi büyütüyor değil mi? ne saçma düşünceler ne saçma şeyler bunlar ya!

    bir çocuk için annesiylşe büyümek bambaşka birşeydir.ben annemle büyümedim çünkü çalışmak zorundaydı.hergün işe gittiğinde babanemden arardım ne zaman gelceksin diye.o zamanlar para sıkıntısı olmasa çalışmayacağını çok iyi biliyorum ve nitekimde kardeşim olduktan sonra ben çocuğumu kendim büyütmeliyim dedi.eksik kalan annelik duygusunu kardeşimde yaşadı belkide.ilk konuşmasını duydu yürümesine şahit oldu yedirdi içirdi uyuttu onunla uyudu onunla uyandı.ve hiçte pişman değil çalışmadığı için.çünkü annelik çocuğunu kendin büyütmen yanında olman mükemmel bir duygu.

    inşallah bende bir yuva kurucam ve benimde bir çocuğum olursa maddi sıkıntım olmazsa kendim büyütücem onu hep yanında olucam.maddi sıkıntım olsa bile belli bir yaşa kadar ben büyüteceğim inşallah çocuğumu.herşeyinde yanında olmak istiyorum.

    ve Meltem’e hayranım gerçekten.bu kadar özveri bu kadar hoşgörü bu kadar sadakat ve bağlılık mükemmel.keşke seni yakından tanıma ve görme imkanım olsaydı…

    inşallah istanbul şartlarında ben senin gibi bir anne olmayı başaracağım ilerde…

  38. inci on Kasım 24th, 2008

    merhaba ben uzun süredir meltemin sessiz takipçisiyim
    bu yazısını beğenerek okudum bir de yorumlara bakayım dedim ki tam tahmin ettiğim gibi şeylerle karşılaştım
    ben henüz anne değilim evli de değilim ancak evlenince koca parası yemeyi düşünüyorum
    profesyonel bir şirkette çalışıyorum ve katıldığım seminerlerde olsun yönetici pozisyonundaki kadınların konuşmalarında olsun kadınların illa çalışması gerektiği ayaklarının üzerinde durması gerektiği çocuklarına kaliteli zaman ayırması gerektiği falan filan birsürü şeyle beynim yıkanmıştı bir zamanlar taki yönetici olup o başarılı kadınlarla samimi olup evlerine gidene kadar 8 üst düzey yöneticinin aile yaşantıları bana göre dışarıdan mükmmel. Başarılı anne mükemmel eş ama içeride çok farklı bence sadece kendilerini kandırıyorlar para herşey olabilir ama aynı zamanda hiç birşey de.
    koca parası yemek terimini kullanıyorsa bir kadın kocasını bir yabancı olarak görüyodur veya bir koca karısının koca parası yediğini düşünüyorsa o aile gerçek bir aile olamamıştır zaten
    benim ailemde herkesin aldığı para ortadadır annem çalışmadı hiç bir zaman
    bir çocuk annesinden randevu alıyorsa ve bunun adı kaliteli zaman geçirmekse
    hasta olan genç kız tek başına doktora gidiyorsa ve anne bunu çocuğun kendine güveni olarak yansıtıyorsa

    ben benim annem gibi anne olacağım büyük bir mutlulukla ve içim rahat
    sevgiler

  39. mine on Kasım 24th, 2008

    merhaba,
    ben de tıpkı inci hanım gibi sitenizin sessiz takipçisiyim. Her insan ve hayat insana farklı bir bakış açısı kazandırıyor.
    16 aylık bir kızım var ve çalışıyorum.
    Sadece kısa bir iki cümle ile konuya iştirak etmek istedim.
    Koşullar, bakış açısı, tecihler…Bu üç kavram bizim hayatta durduğumuz yeri belirliyor. Bazen istedİğimiz yerde durabiliyoruz bazen duramıyoruz. Önemli olan iç huzuru ve dengeyi yakalayabilmek. Bunu başarırsak sağlıklı bireyler yetiştiren sağlıklı anneler olabiliriz.
    Mühim olan evde yada işyerinde çalışmak değil önemli olan varolan zamanı iyi değerlendirebilmek.
    Meltem hanım fikirlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkürler.
    Sevgilerimle.

  40. ozge on Kasım 24th, 2008

    Calismak ve calismayi dogru bulmak ‘kariyer delisi’ olmak degildir. Ille de bir kaliba sokacagiz: “kariyer istiyor, demek ki hirsli, paragoz, kariyer delisi..demek ki kalbinde aska ve cocuk sevgisine yer yok”
    Bunlar hep beyin yikanmasinin sonuclari bence.
    Meltem’cigim bu senin secimin, kimse karisamaz. Ama bazi yorumlara da kulaklarini tikaman dogru degil. Sevgiler.

  41. arzum on Kasım 24th, 2008

    meltemciğim,
    şaşırarak ve üzülerek okuyorum bu yorumları.
    lütfen üzülme.
    seni anlamamış birinin seni kırmasına izin verme.

    bebeğin ve sana böyle bir durumda hemen destek olabilen bir eşin var ne mutlu…

    eğer bu yorumları yazan kişi seni biraz tanısaydı böyle saçmalamazdı..
    ki ben seni ne kadar az tanıdığım halde bunu söylüyorum.
    tekrar etmek istiyorum:
    lütfen üzülme…

  42. sirar on Kasım 24th, 2008

    merhaba,
    ben de yazıyı çok beğendim.tebrik ve teşekkür edenlerdenim..
    mevlananın bir sözü vardır “ne kadar bilirsen bil;ne kadar anlatırsan anlat,senin bildiğin karşındakinin anladığı kadardır”…
    buradaki yorumlardan aynı hisleri taşıyan bir çok annenin birbirini ne kadar iyi anladığını görüyoruz..ve bazılarının ne kadar anlayamadığını…
    neyse…
    21 yaşında lisans eğitimini tamamlamış ve evliliğe adım atmış , 23 yaşında 8 aylık bir meleğe ,anne olmuş biri olarak herkesin kendince haklı olduğunu düşünüyorum.
    türkiyenin sosyal ve ekonomik şartları , “bir şey olma” ve/ya “bir şeye sahip olma” psikolojisi bebekleri çoğu kere ayırıyor annelerinden..
    ablam işe giderken ardından emekleyerek giden yeğenimin ,kapının kapanmasının ardından,aynaya bakarak dakikalarca ağlayışını unutamadım hiç.
    ve ben asla bebeğimi bırakmayacağım dedim.
    ve şükür ki bırakmadım.
    şimdi oğlumla birlikte gittiğim ,ufak bir sorumluluğum var,bir çeşit iş..haftada birkaç gün..
    ama bu bile ona yaptığım bir haksızlık mı diye sorguluyorum kendimi..
    bir yazıda evde olup bütün gün çocuğu tv karşısında oturtan,ona fazlalık muamelesi yapan annelerden bahsediyordu.evet bu da bir gerçek.
    evde olmak,onla olmak anlamına gelmiyor her zaman..
    ayrı olmanın ,onsuz olmak anlamına gelmeyişi gibi.
    “kaliteli zaman” olgusu gerçekten önemli.bebekle tüm benliğinle ilgilenmek.
    kişinin kendi karar vereceği bir sınır var bence.
    özgüvenini yitirmeyeceği bir denge kurmalı ve herşeye yeter zamanı ayırmalı..başta kendine..
    tıpkı kahve molanız gibi :)

    sevgiler..

  43. Merve-çalışan anne on Kasım 24th, 2008

    “Hepsinin eşleri Michigan üniversitesinde doktora yapıyorlar. Biliyorum hayatları boyunca zorunlu olmadıkları sürece hiç ücret karşılığı çalışmayacaklar. Ekonomik olarak orta ya da ortanın üzerinde bir hayat sürecekler. Dört ile altı arası çocuk yapacaklar.”

    1)Neden kendileri doktora yapmıyorlar?
    2)Neden çalışmayacaklar? Anne oldukları için mi?
    3)4-6 arası çocuk güzel bir hayal. Koca tek maaşla bakabilecek mi 4-6 çocuğa?

  44. nihan on Kasım 24th, 2008

    başarılı
    çalışkan
    yavrusunu asla ihmal etmeyen
    koşuşturup duran ve bu kadar meşguliyetin arasında insanlarla güzellikler paylaşmak için zaman ayıran sevgili arkadaşım,şu durumu hayretler içerisinde izliyorum.
    senin eleştiriye değil,eleştirinin yapılış tarzına üzüldüğün anlaşılmamış. bakalım daha ne kadar (!) uzatılacak.ben de hatırı sayılır derecede kariyer sahibi olan biriyim.anne olunca ara verip iki aydır yeniden yarım gün çalışmaya başladım.ama yavruma ayırdığım zaman herşeye değer.
    güzel yazının yanlış anlaşılması beni çok üzdü.canını sıkmaya devam etmiyorsundur umarım.
    yeni yazını sabırsızlıkla bekliyorum.

  45. Sardunya on Kasım 24th, 2008

    Merhaba Meltem,

    İlk çocuğum doğdu, 7 aylıktı üniversiteye döndüm. O ilkokul 2ye gidene kadar çalıştım. ilkokul 2′ye giderken kızım, oğlum dünyaya geldi. Önce sağlık sebepleriyle sonra da kendi tercihimle evde kalifiye işçi ve keyfimin kahyası olmaya karar verdim.

    Bak şurda karalamıştım bir zamanlar: http://sardunya.wordpress.com/2006/08/11/olamadim-2/

    Bekara karı boşamak kolaydır ya:) Herkes kendi hayatına en uygun planı kesip biçiyor zaten. Bize de önyargısız, saygı duymak gerekiyor sanırım. Sen ne demişsin, gözler ne okumuş:) Sırf bu yüzden kabuğumdan çıkmaya hiç niyetim yok. İyi ki yazdın. Banyo kuşunu öperim.

    Sloganım: Hiç halim yok orkid kadınlarını çekmeye:)

  46. serhan on Kasım 24th, 2008

    Bana bir masal anlat anne

    ‘Tek istediğim sahici bir anne’.

    Bana aldığın bütün oyuncaklardan vazgeçebilirim senin için çünkü tek istediğim sahici bir anne. Sadece bir anne!..

    20/01/2008 (1172 defa okundu)

    MELTEM NİZAMOĞLU ÖZTÜRK (Arşivi)

    Bana bir masal anlat anne; babaların işe giderken, anneleri yanında götürmediği zamanlarda geçsin. Çocuklar sabahları kızarmış ekmek kokusuna uyansın. Akşam olduğunda fırından yeni çıkmış ekmekle eve dönen babalarını pencerede beklesin. Yağmur yağarken anneler “Arap kızı” şarkısını mırıldansın çocuklarına. Arkadaşlığı kreşlerde değil, karşı komşunun evinde tanısın. Hani sen öyle büyümemiş miydin?
    Biliyorum bunlar eskide kaldı. Kadın bağı reklamlarında verdikleri gazla uçurdular kadınları. ‘Çalışın anneler, sen çalışmazsan o çalışmazsa kime satılır bu süt sağma makinaları; anne sütüne eşdeğerde hazır mamalar, bu yüzlerce oyuncak? Bir de, kozmetik masraflarını, marka giysileri hesaba katarsak’… Kimse filmin ikinci yarısından söz etmedi ama. Birileri kesesini doldururken çocuklar gündüzleri yetim bırakıldı ve anne diye ağladıklarında tutundukları hiçbir şey anne sıcaklığında değildi.
    Çocuklara kauçuk bir dünya sunuldu anne. Yalancı memeler, yalancı sütle dolu biberonlar, sahte ana kucakları. Anneler işe giderken çocuklar çocukluğundan kaybetti.

    Eksik kalan
    Her çocuk bir gün büyür anne, böyle bakarsak çocuk büyütmeye; her anne de annedir. Oysa neler eksik kalmıştır hayatımızda kimse dönüp sormaz, bir de elimize kalan dünyanın bunca telaşa değip değmediğini. İşte kadınların özgürlüğü böyle bir şey anne. Siz kendi ayaklarınızın üstünde durdukça taşıdığınız yük gün be gün artar. Sizin mücadeleniz rüzgara karşı, anne olduktan sonra. Eteğini çekiştiren bir çocukla kaç kilometre hız yapılabilir sence, bir insan hangi birine yetebilir? Anneler adına kimse konuşmadı gerçekte. Bu yüzden sıra bana geldi.
    Habire fısıldadılar önüne çıkan dergilerin gizli satırlarında, anne-bebek sitelerinin sözde psikolog yorumlarında, aldattılar seni anne; ‘önemli olan nitelikli zaman’! Henüz konuşamadığım için sana ‘inanma onlara’ diyemedim anne. Bak şimdi yaşadığın hayata, işten eve evden işe koşturup dururken yaşamın ilk yarıdan ne kadar da nitelikli…
    Daha tüyüm bitmeden beni gazeteden bulduğun bakıcıya emanet ederken “delirdim mi ben” diye dürtükleyen hormanlarını dinlemeliydin anne. Ama hayat ne getirir bilinmez dediler sana etrafındaki insanlar. Olabilecek kötü örneklerle seni korkuttular. Oysa bir bebeğin bakıcıyla büyümesi de yeterince korkutucu değil mi? Eve getirdiğin oyuncak, yeni giysi, maaşından artan para olmazsa, hayatımızda neler değişecek diye de sor kendine. Annesiz geçen zamanlarımı ve yorgun bir anne kucağını da hesaba katarsak asıl yoksulluk hangisi sence? Bir gün geriye baktığında telaş içinde yaşanmış gençliğin ve yarım yamalak bir annnelik yüzünden için acıyabilir. İşte o zaman duyduğun pişmanlık ikimizin işine de yaramaz anne.
    Bir orta yol olmalı anne, bulunmalı… Ne annelik anneliğe, ne bebeklik bebekliğe benziyor şimdilerde. Bana aldığın bütün oyuncaklardan vazgeçebilirim senin için çünkü tek istediğim sahici bir anne. Sadece bir anne!..

    MELTEM NİZAMOĞLU ÖZTÜRK: Anne

  47. serhan on Kasım 24th, 2008

    radikalde yayımlanmış…

  48. tavsan on Kasım 24th, 2008

    Meltem, ben de seni yillardir okuyorum, sanirim belki bir-iki kere yorum biraktim sadece. Bu yaziya da calisan bir annenin, henuz anne olmamis, akademik dunyada calisan cocugu olarak yorum yazmak istedim.
    Ben calisan bir annenin cocugu olarak 2.5 yasina kadar biraz anneanne ama daha cok bakici elinde, sonrasinda da annemin calistigi devlet kurumunun simdikilerle kiyaslanamayacak denli kotu kresinde buyudum. “Romantik cumleler” kurmak istemiyorum ama hep annemi ozledim. Bu yuzden cocugum olursa hep onu en azindan 3 yasina kadar kendim bakabilmek istedim. Gerci akademik dunya is saatleri bakimindan daha rahat da olsa, kalici pozisyon bulduktan sonra bu kadar uzun aralar vermek mumkun degil. Bakalim, cocuk kendi yolunu buldurur umudundayim:)
    Yine de, bir yandan da calismayi yucelten yorumlari da anliyorum. Cunku, eskiden, ve dunyanin bircok yerinde hala, calismayan kadinin ekonomik ozgurlugu yok. Bahsettigin aileler ve benzeri ornekleri icin bu bir sorun olmayabilir ama genel olarak baktiginda, ozellikle ucuz isciligin oldugu ulkelerde (yani evde yapilan el islerinin satilip anlamli miktarlarda para kazanilamayacagi ulkelerde, sehirlerde, semtlerde), ya da ise ara verdikten sonra tekrar baslamanin zor oldugu issizligin, dolayisiyla rekabetin cok oldugu ulkelerde, ekonomik ozgurlugunun olmamasi cok zorlayici bir durum. Bir de ozellikle Turkiye’de, ve universite seviyesi icin ABD’de, ailenin gelir duzeyi iyi degilse cocugun imkanlari da cok kisitli olabiliyor. Bu yine senin verdigin ornekleri kapsamiyor; sonucta kazandigi parayi bakiciya veren annelerin gelir avantaji yok elbette.
    Ikincisi, kapali ve/veya ataerkil toplumlarda (ki bu dunyadaki cogu toplum demek maalesef) kadin hala arka plana, geriye, toplum hayatina kisitli katilima sahip olabilecegi sekilde eve itiliyor. Bu toplumlarda calismamak kisisel bir tercihten cok bir gelenek. Oysa ki kadina erkekle benzer duzeyde ekonomik ozgurluk, toplum hayatina katilim, sosyal haklar saglayan toplumlarda cocuk icin uzun zamanli izin ve para yardimi da yapiliyor. Ve bu ancak bunlara kafa yorup talep etmekle mumkun sanirim.
    Butun bunlari senin de bildigini dusunuyorum; ben sadece neden calismayi yucelten yorumlara da bir miktar hak verdigimi anlatmak icin yazdim.
    En guzeli esin ve senin uyguladiginiz sistem, ya da daha da guzeli anneye/babaya/aileye ebeveyinlik hakkini taniyan uzun izinler, kariyerine donme imkani ve anlamli miktarlardaki cocuk yardimlari;)

  49. crebro » Blog Archive » Yorumlara Cevap on Kasım 24th, 2008

    [...] Bu sitede yayınlanan içeriğin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. « Kariyeri Ailesi Olan Kadınlar [...]

  50. Açalya on Kasım 25th, 2008

    Uzun suredir bakmamisim bu bloga…Arel 18 aylik yazisina bir bakayim, 1.5 yas icin guzel seyler yazmistir simdi Meltem diye girdim.

    Ben bu yaziyi cok begendim, cok da dogru buldum. Yorumculardan bazilarinin seni daha once pek okumadigini dusundum. Ne garip, oysa sen bebegini yetistirmek icin bazi seylerden fedakarlik ediyorsun, onu birilerine birakmiyorsun, yani ailecek fedakarlik ediyorsunuz sirf Arel`in iyiligi icin, ama ayni zamanda uykusuz kalip, ufacik zaman zarflarinda isine zaman ayirarak para da kazanmaya calisiyorsun. Sonra birileri senin ev kadinligini goklere cikardigini falan saniyor. Bence yazi cok acik, yalin ve guzel.

    Iste tam da senin yazdigindan dolayi, yaptigimizin aslinda zor bir is oldugunu gostermek icin, cocuk oncesi de kariyeri olan bir kadin olarak, blog profilimde meslegimi `domestic engineer` olarak yazmaktayim.
    Arel`e, sana ve esine sevgiler.

  51. Ebruli Günlerdeyim on Kasım 25th, 2008

    Yazdiklarini okudum ve cok begendim. Kesinlikle sana katiliyorum.”Fedakarlik yapamayacaksaniz, rahatinizi bozup, anne olmayin” demissin. Buna da aynen katiliyorum. Ben de, bu yuzden cocuk yapamiyorum ve cok kararsizim inan…

  52. leyla safiye on Kasım 25th, 2008

    bu yazıyı okumamı tavsiye eden arkadaşım Senem’e teşekkür ederim. ben de kızımı 3 yaşına getirene kadar çalışmama kararı aldım. ocak ayında da oğlum doğacak kısmetse. 3 yıl da onun için işimden ayrı kalacağım. kararımın çok doğru olduğunun farkındayım ama zorlanmıyor da değilim. acaba 6 yıl aradan sonra iş bulabilecek miyim? bu ve benzeri sorular beni çok yoruyor. yine de yazını okumak beni mutlu etti…

  53. Bilun ŞEN on Kasım 25th, 2008

    Sevgilimle uzun zaman tartışmıştık bu konuyu Meltem. Yıllarca, o bebeğimizle annesinin ilgilenmesinin daha doğru olduğunu, daha doğrusu hemen hemen senin gibi düşündüğünü söylemişti. Ben ise, kadın çalışır, ayakları üzerinde durur baskılarından mıdır, etrafımda herkes çalışıyor diye midir bilinmez; hayır ben çalışacağım der dururdum. Ablam yaptığı doğumdan 1 sene sonra iş hayatına döndü, 2 senedir annem bakıyor yeğenime. Annesi ilk sözlerini, ilk adımını, ilk hareketlerini göremedi. Günde kaç defa arıyor ki, haber alabilsin diye. Bunları örnek verirdi sevgilim. Sonra uzun uzun düşünüp, haklı olduğuna karar verdim..
    Çok güzel bir yazı olmuş Meltem, aklına, fikrine sağlık. İmkanlar el veriyorsa çocuklarıma vakit ayırırım elbet. Evde çalışmak gerçekten çok önemli bir iş ve önemli bir kariyer…
    Arel’e, eşine ve sana çok çok sevgiler..

  54. elif on Kasım 25th, 2008

    Bence konu hangisi daha iyi, hangisi daha kotu degil. Hangi aileye hangisi uyuyor, konu bu. Bir anne, evde cocuguna baktigi icin aile ekonomik olarak zor durumlara dusuyorsa baska careler dusunmek gerek. Bir anne, kariyerini beklemeye aldigi icin evde huzursuz oluyor, icten ice cocuklarini sucluyor, mutsuz bir kadin, mutsuz bir es ve anne haline geliyor, etrafindakileri mutsuz ediyor ve butun gun evde oldugu halde cocuguyla ilgilenemiyorsa, cocuk krese, kadin ise gitmelidir. Cunku mutlu bir anne, mutlu bir cocuk icin en gerekli seylerden biri.

    Amerika’da da, Turkiye’de de kadinlarin birbirlerini haksiz yere hirpaladiklarini dusunuyorum. Amerika’da da resim o kadar pembe degil. Calisan kadinlar ile evde oturmayi secmis kadinlar arasinda kulturel bir itis kakis var. Onlar da birbirlerini kabullenmis degiller. Iki tarafin, aynen yukarida okudugum gibi, kendisinden olanlari asiri yuceltmesi ve kendinden olmayani siddetle elestirmesi cok rastlanan bir problem.

    Dogrusu benim, yuzyuze gorustugum, cocugu olan, evde oturan veya calisan bir tek arkadasim bile yok. Cunku hayatlari cocuklarina adanmis kadinlara saygim var ancak entellektuel enerjileri tamamen cocuklara ayrilmis kadinlara tahammul edemiyorum. Kadinlarin cocuk yetistirme icinde kendilerini eritmeleri, kaybetmeleri bana cekici gelmiyor. Bu kadinlarin da evde de otursalar, sokakta da calissalar, cocuklarina birsey katabileceklerini sanmiyorum. Hayatimin en onemli varligi oglum. O sebeple kendimi gelistirmeli, ona yarasir bir anne olmaliyim. Yoksa buyudugu zaman, eh, valla anne, ben dogmak istemedim ki, sen dogurdun deyiverir.

    Demek benim icin problem kadin calisiyor mu, calismiyor mu degil, kadin cocuk yetistirirken kendini ne kadar kaybediyor, kimliginden ne kaybediyor.

    Yukaridaki yorumlari okurken, butun milletlerde kadinlarin, yine kadinlarin en buyuk dusmanlari oldugunu dusundum. Sadece birbirimizi asagiya cekmekle kalmiyoruz, kendi degerlerimizi empoze etmeye calisiyoruz, birbirimizi dinlemek bile istemiyoruz. Sadece iki kadinin birbirini anlayabilecegi anlayis, tolerans ve dinleme yetisinden eser yok. Turkiye’de, neyse ki bir erkek (Ataturk) bize haklarimizi vermis. Yoksa boyle birbirimizi didiklerken bir yere varamazdik biz.

    http://www.elifsavas.com/blog

  55. Aysema on Kasım 26th, 2008

    Selam,

    Yazınızı da yorumları da okudum. Güzel bir yazı olmuş, paylaşımlar da öyle…

    Dışarda bir işte çalışmayan dört çocuk annesi bir annenin kızı ;otuz dört yıl çalıştıktan sonra bu yıl emekli olmuş iki kız çocuk büyütmüş, anneane adayıyım…

    Çalışarak çocuk büyütmüş eski bir anne olarak ben de bir şeyler yazmak istedim.

    Çocuklar yaşamımızın en değerli varlıkları. Onlar için her türlü özveriyi seve seve yaparız. Başkaları için parmağımızı kıpırdatmayacağımız anlarda bile hiç yüksünmeden çocuklarımıza koşarız. Gece dörtlerde yatıp sabah işe koştuğum çok olmuştur. Pişman mıyım? Hayır!

    Özellikle ilk yıllarda anne-baba çok önemli. Baba nedense yorumlarda yardım eden olarak çok az yer almış. Emzirme dışında çocuğun babaya gereksinimi az mı sanıyorsunuz? Çalışma yaşamımda çok sayıda tanıdığım özellikle erkek çocuklarının sorunlarının kökeninde babaların ilgisizliği vardı…

    Anne çalışmayacak, baba çalışacak! Neden? Biraz baba biraz anne fedakarlık yapsa, bu üç yıl daha kolay atlatılsa olmaz mı? Ondan sonra çocuğu evde tutmanın yararı yok, hatta sosyalleşmesi için akranlarına gereksinimi var. Üç yıl işinden uzak kalmış bir annenin işine dönmesi daha kolay mı?

    Olaya kariyer olarak bakmıyorum. Baksak bile siz kariyerinden fedakarlık eden baba tanıyor musunuz? Eğer öyle bir baba adayı tanıyorsanız ona sımsıkı sarılınız, mutluluğu birlikte paylaşınız…

    Çocuğumuzu en iyi şekilde yetiştirmeliyiz. Ama onu mutlu bir insan yapmak bu kadar kolay olsaydı keşke! Oturup üç de beş de doğurup bakardık. Ama büyüdüğü zaman yaşayacağı başka bir dünya olacak bizim denetimimizden kaçan. O zaman bizim steril ortamda yetiştirdiğimiz bu çocuk mutlu olabilecek mi?

    Biz çocuklarımızın geleceğini de düşünmek zorunda değil miyiz? Onlara iyi bir aile ortamı hazırlarken iyi bir dünya ortamına duyarsız kalabilir miyiz?

    Atatürk’e çok şey borçluyuz. Atatürk’ün aydınlık Türkiyesinde çocuklarımızı yaşatmak için kadın erkek demeden çok çalışmalıyız diyorum ben. İyi yetişmiş insanlarımızın bu ülkeye de borçları var. Bunu çocuğumuzun geleceğini düşünerek yapmalıyız değil mi?

    Lütfen kimse yanlış anlamasın. Bu kimseyi yermek amacıyla yazılmadı. Sadece deneyimlerimden yararlanarak ben de katılmak istedim tartışmalara. Konu çok önemli, herkes kendi açısından haklı.

    Ancak gördüm ki kadınlar çoğunlukla tartışılırken erkeklere kimse dokunmamış, burada da dokunulmazlıkları var. Biraz erkeklere dokunmak gerekiyor.Hep kadınlar öne sürülerek erkekler bir yerlere geliyor, kadınların yaşamıyla ilgili onlar kararlar veriyor. Kadınlar kendi kararlarını kendileri verebilecek yerlere gelebilseydi yaşadığımız sorunlar bu kadar çok olmazdı…

    Bence kadınlar çocuklarının geleceği için çalışmalılar. Daha iyi bir dünya için… Bir düşünün derim!

    Çocuklarınızın, torunlarımızın güzel bir dünyada insana yaraşır şekilde yaşaması dileğiyle sevgiler tüm anne ve babalara…

  56. diyorum ki on Kasım 26th, 2008

    Bu yazıyı bir arkadaşım bana e-mail aracılığıyla gönderdi ve ben inanın iki gündür bu yazı üzerinde düşünüyorum. Çalışan bir anneyim, evet siz yanlış bulup, bunu yapmamayı yücelik olarak görseniz de, evde çocuk bakmanın da bir iş olduğunu düşünseniz de size katılmam mümkün değil. Çünkü yazıdan sanki çalışmak kolay yolu seçmek gibi bir sonuç çıkıyor, ne kadar yanılıyorsunuz farkında değilsiniz. Bebeğim 6 aylık olana kadar evdeydim, yani onun da nasıl bir hayat olduğunu gayet iyi biliyorum ve evet rahatlıkla söyleyebilirim evde oturup çocuklarına bakan bayanlar, ÇALIŞMIYORSUNUZ. İspatı olarak size bir günümü özetleyeyim, sabah erkenden kalkıyorum, bebeğimin öğlen yemeğini yapıyorum. Bu sırada uyanıyor, altını üstünü değiştiriyorum. Birlikte oyun oynuyoruz, kahvaltı ediyoruz. Sonrasında işe gidiyorum, müthiş sorumluluk gerektiren işimi beynimim tüm hücrelerini kullanarak başarıyla yapıyorum, akşam eve dönüyorum, bebeğimle sarmaş dolaş oluyoruz, sevdiği oyunları oynuyoruz, akşam yemeğini yediriyorum, yatmaya hazırlık ve uyku. Gece iki defa uyanıyor. Şimdi size soruyorum, ben bebeğime bakmıyor muyum? Bakımını bakıcıya emanet etmiş, işimi bebeğimin bakımına tercih mi etmiş oluyorum? Sizce benim yaşantımın yanında evde çocuğuna bakan biri çalışıyor mu sayılmalı? Kusura bakmayın bunları yazmasam uykularım kaçacaktı, bizleri çocuğunla ilgilenmeyen, bakmayan insanlar olarak lanse etmenize göz yummam mümkün değil. Bunun yanısıra çalışmama tercihini yapmış insanlara da saygı duyduğumu da belirtmek isterim. Ama insan hem çalışıp hem de çocuğuna gereken ilgiyi gösterebilir, kendimi bunun ispatı olarak görüyorum. Ve aslında şöyle de bir gerçeği de hatırlatmak isterim, tüm pedagogların ortak görüşü, birlikte ne kadar zaman geçirdiğin değil, ne kadar kaliteli zaman geçirdiğin önemlidir. Herkese sevgiler.

  57. Tugba on Kasım 27th, 2008

    diyorum ki’ye istinaden:
    Kızımı uyutmuş ve kendime bir 30 dk. gün içinde mola vermişken ve sakin sakin blogları okurken yorumunuzu okudum.
    Kan beynime sıçradı.. caps’lerle “çalışmıyorsunuz” yazınca çok mu rahatladınız acaba??
    İlk 6 ay bir anne için en kolay zamanlardır. Hareket etmez, emekler, anne sütü alır..sonrasında başlar herşey..
    Cok yogun bir iş kadını olabilirsiniz..ben/bizler de öyleydik. Sabah kahvaltı yaptırıp işinize gidip beyin hücrelerinizi patlatıyor da olabilirsiniz ama gün içerisinde yaptığınız “işinizde” duygu kısmı eksik kalıyor..Ben asla anneliği çalışmak olarak adlandırmıyorum ancak ben/bizler gün içerisinde bebeklerimizle/çocuklarımızla birlikteyken işin içine duygu faktörü de girdiğinden sizin yorumlarınızı asla kabul edemem.
    Akşam tabiki eve gelip yemek yedirip, oynayıp uyutup gece de 2 de fa kalkacaksınız.
    Bunları maharetmiş gibi yazmanız bile çok enteresan.
    Hayat şartları kimimizi çalışmaya itiyor, benim gibi bazılarını ise hayatını eskisine oranla daha az lüks yaşamaya itiyor.
    Çocuğunuzla ilgilenmiyorsunuz asla demiyorum ama siz kesinlikle ve kesinlikle “çalışmıyorsunuz” deme gibi bir lükse sahip değilsiniz..
    Gün içerisinde bu mesajı yazacak lüksünüz var..ben ise bu değerli kendi zamanımı size cevap yazmakla harcadım..yazık oldu ya..neyse

  58. diyorum ki on Kasım 28th, 2008

    Sevgili Tuğba,
    Yazdıklarını gülümseyerek okudum, aslında benim yazdıklarımı destekleyerek bana saldırmışsın çünkü. Kendin söylüyorsun anneliği çalışmak olarak görmediğini, sonra da çalışmıyorsun sözüne sinirleniyorsun, ilginç! Ben yazımda söylemiştim, evde çocuklarına bakmayı tercih eden annelere de saygı duyduğumu, senin canını yakan kısımları almışsın sadece anladığım kadarı ile. Ha bir de ben bebeğime yemek yedirmeyi, gece uyanmayı maharet olarak anlatmadım, sadece yazdığım gibi bir günümü özetledim, asla şikayetçi değilim hayatımdan aksine son derece mutluyum. Duygu eksikliği konusunda da çok yanılıyorsun, bebeğimle geçirdiğimiz saatleri görme şansın olsaydı keşke de duygu var mı yok mu anlayabilseydin..Benim savunduğum sadece hem çalışıp, hem de bebeğinin her şeyiyle ilgilenmenin, çok zor olsa da mümkün olduğuydu. Bir de 6 ayın çok kolay olduğunu söylemişsin, kusura bakma buna da güldüm. Her çocuk farklı demek ki, bebeğim şu anda 9 aylık, ilk 5 ayına kıyasla o kadar rahat ki her şey, ben erken doğmuş, had safhada koliği olmuş, gece gündüz her yarım saatte bir uyanmış bir bebeğin annesiyim, bununla alakalı olsa gerek. Ayrıca daha önce de yazdığım gibi, (anne sütü aldığı için kolaymış ya ilk 6 ay) tüm yemeklerini ben pişiriyorum, çoğunu da ben yediriyorum. Ben bunlara ek olarak çalışıyorum. Bebeğim benim işim değil, hayatım, canım, en büyük keyfim.
    Bunu bir polemiğe çevirecek değilim, saldırına saldırı ile karşılık verecek de değilim. Herkesin diğer düşünceye saygılı olması gerekir diye düşünüyorum. Neyse ki bu hafta da bitti, benim kendime ait koskoca iki günüm var bebeğimle birlikte geçirebileceğim, ben uyumadığı zamanları da kendime ait görüyorum zira..Tüm annelere sevgiler…

  59. Eda Güreken on Kasım 29th, 2008

    Sonuna kadar yazdıklarına katılıyorum. Gerçek annelik asla tartışılmaz. Amele gibiyim be sabahın köründen akşam yatana kadar çalışıyorum. Ben kızım 14 aylık gece hala memeye kalkıyor. Uyku yok yani hala. Bu arada habire uyanıyor geceleri diş sıkıntımız tutuyor.Hiçbir destek(anne-kardeş v.s)yok üstelik benim eşim acayip seyahat eden bir adam. Bir aylıktan beri kızımla biz yalnız büyüyoruz.Ama kızımdaki gelişimi görünce kendimle gurur duyuyorum. Bu iş böyle yapılmalı arkadaşlar. 3 yaşına kadar anne-çocuk bir arada olmalı. Ha lafım mecbur kalıp çalışmak zorunda kalanlara değil. Bir bakıyorum da etrafta bakıcılarla büyüyen TV de Seda Sayan seyredip arabesk müziklerle göbek atmmayı marifet sayan garip bir nesil geliyor. Kızımı parka götürdüğümde işi gücü bırakıp çocuğuna bakan çok kaliteli anneler ve çocuklarıyla da tanışıyorum ve aradaki fark çocukların iletişimine de yansıyor. Çocuk yetiştirmek zor bir “CAN” büyütüyoruz kolay değil. Herkese tüm anne babalara bu işi hakkıyla yapanlara kolay gelsin emeklerin karşılığı çok değil kısa bir sürede kendilerine dönecek hiç merak etmesinler.

  60. crebro » Blog Archive » Bizim Çözüme İhtiyacımız Var on Kasım 30th, 2008

    [...] Kariyeri ailesi olan kadınlar ve yorumlara cevap yazılarıma hala yorum gelmesi nedeniyle, gelen yorumlardan yola çıkarak bu konuda yeniden yazmaya karar verdim. [...]

  61. annevebebisi on Aralık 1st, 2008

    Sevgili diyorum ki, haftanin 2 gunu calisiyorum 5 gunu ogluma bakiyorum. Her cocuk farklidir, her annenin gun icinde cocuguyla yaptiklari farklidir. Ancak benim kendi hayatimda, ise gittigim gunler toplamda 3-3.5 saatlik yolculuga ve gun boyu kafa patlatmam, dikkatimi vermem, arastirma ve tercume yapmama ragmen ogluma baktigim gunler ise gittigim gunlerden cok daha yorucu.

    Sabah evden cikarsiniz, cocugunuzun sorumlulugunu bir baskasina teslim etmenin rahatligi ile ise gidersiniz. Kendi yasitiniz insanlarla, kendi dilinizde konusur anlasirsiniz. Caniniz istedigi an yemeginizi yer, cayinizi kahvenizi icersiniz. Oglumla oldugum zamanlar sabah 6-7′de kalkmama ragmen ogleden sonra 3.5′a kadar agzima bir lokma koymadigimiz, saatlerce tuvalete gidemedigimi bilirim. Bu senin beceriksizligin diyebilirsiniz tabii :)) ama oglumu bilen ne demek istedigimi bilir..

    Ise gidersiniz ve 8-9 saat ofise kapanmis olmak vicdanimi rahatsiz etmez. Ama oglumla birlikteysem azicik gunes gorsem bahceye cikarayim, biraz gunes gorsun, temiz hava alsin derim. Cikamasam gonlum rahat etmez. Haftada en az 1 gune playgroup tarzi bir seyler ayarlamaya calisirim, bir aktivite yapsin diye. Goturmesem yine kendimi rahatsiz hissederim. Yine haftada en az 1 gun oglumun yasiti olan arkadaslarimla gorusmeye calisirim, sosyallessin, arkadaslik kurmayi ogrenmeye baslasin diye.

    Diyelim evde uslu uslu oynuyor, ben de kendimce bir seyler yapiyorum. Beynim hep tetiktedir. Huzurla bir sey yapamam cunku annelik gudusu mudur nedir bilmiyorum ama bir ise konsantre olamam, aklim hep evi icinde olan, sorumlulugum altindaki oglumdadir. Ve zaten surekli tetikteyimdir. Yemegi yedirilecek, uyutulacak, kitap okunacak, gezmeye gidilecek vs. vs. Benim icin isin fiziksel kismi disinda bu surekli tetikte olmak da cok yorucu. Oysa ise gittigimde ceker kapiyi giderim. Is yerimde gayet rahat, her an tetikte olmadan huzurla bir gun geciririm. Yani elbette gun icinde oglum hep aklimdadir, bakicisini ararim ve konusuruz ama ikisi cok farkli seyler. Umarim soylemeye calistigimi anlatabilmisimdir:))

    Yorucu bir gunun ardindan kotu bir anlatim oldu ama kusura bakmayin:)))

  62. isile on Aralık 7th, 2008

    Sevgili Meltem, bugün rastladım tam da üstüne geldi yaşadıklarımın :) Ben iyi bir üniversitenin iktisat bölümünden mezunuyum. 8 yıl profesyonel kademelerde çalıştım, 30 yaşına doğru anne oldum. Çok yorulmuştum biraz dinlenmek, mola vermek istedim. Bu sırada 4 aylık hamileydim ve düşük riskim vardı. Çalışmayı bırakalı tam 4 yıl olacak… Bebeğim 3 yaşındayken çalışırım diyordum ve özgeçmişimi yollamaya başladım pek çok yere. (tabii yaşım ve tecrübem dolayısıyla seçiciydim) Geçim derdim de yoktu, eşim zaten pazara kadar full-time çalışan bir yönetici. O kendini bu süre zarfında tamamen işe verdi, ben ise çocuğun bakımı ve ev işlerine fakat daha önceki ekonomik ve sosyal hayatım ve statümle ilgili düşünceleri beni bırakmıyor. Yaklaşık 1 yıldır cv yollamama rağmen ya yaşımdan, ya ara vermemden ya da krizden dolayı kimse doğru düzgün geri dönmüyor. Bu arada ben panik atak oldum. Evde duramaz oldum, alışverişe verdim kendimi. Yani demek istediğim benim planım tutmadı maalesef eğer 1 yıl önce çalışabilseydim belki de çok daha iyi olacaktı belki de yürümeyecekti bilemiyorum ama en azından denemiş olacaktım. Herkes nasıl mutluysa öyle yaşasın çalışan ve bebeğini aksatmayan annelere gıpta ediyorum ama ilk üç yıl çocuğun anneye ihtiyacı olduğunu da düşünüyorum aynı zamanda. İşte bu konuyla ilgili annelere özel yasalar çıkarılmasını, çalışma şartlarında yabancı ülkelerdeki gibi alternatifler yaratılmasını isterdim ülkemde. Ama maalesef şartlar kadının aleyhinde çalışıyor, cambaz gibi olmak lazım.:)

  63. ozlem-istanbul on Aralık 19th, 2008

    tüm yazılanları okudum sanırım. öncelikle elif savaş’a teşekkür etmek istiyorum, tüm duygu ve düşüncelerime tercüman olduğu için…
    ben de bir anneyim, 22 aylik ikizlerim var, 2 erkek bebek…onları ne kadar sevdiğimi anlatabilmem mümkün mü sizce?
    10 senedir çalışıyorum, çalışmak zorundayım ve de istiyorum, ama imkanım olsaydı elbette ara vermek, en az 2.5, 3 yaşlarını doldurup bebeklikten çıktıklarını görmek isterdim, içim daha rahat olur, yüreğim sıkışıp kalmazdı gün boyu…ama ben bu kararı vermiş olsaydım şu anda ailecek zor durumda kalmış olurduk, çünkü ciddi bir ekonomik kriz içine girdik ve eşimin şu anda düzenli para kazandığı bir işi yok…şu anda bunun en doğrusu olduğunu düşünmek dışında bir seçeneğim var mı sizce?
    çocuklarla ilgilenmenin evde bütün günü onlarla ilgilenerek geçirmenin çok zor olduğunu da biliyorum, bir haftalık tatilde 3 kilo verdiğimi hatırlıyorum, peşlerinden koşturmaktan, biri bir tarafa biri diğer tarafa…
    bazen iş yerime geldiğimde dinleneceğim için mutlu olduğumu da itiraf ediyorum…
    yazılanların hepsi çok doğru, çünkü hepsi de gerçek, bizlerin yaşadıkları, ama farklı koşullarda ve farklı bakış açılarında, hepimiz ayrı yerlerde ayrı zihniyetlerle büyütülmüşüz ne de olsa
    ama elif savaş’ın dediği gibi gene kadının en büyük düşmanı kadın galiba, birbirimize destek olmak yerine kendimizi haklı çıkarmak, içinde bulunduğumuz koşulları ya da hislerimizi, yaşantımızı onaylatmak ihtiyacındayız…neden ak ya da kara? neden anlamaya, empati kurmaya çalışmadan yargılıyoruz birbirimizi? ne kadar okusak da, kendimizi geliştirsek de, akıllı olduğumuzu düşünsek de, dinlemeyi, anlamayı beceremiyoruz bir türlü…
    acaba türk olduğumuz için mi bilemiyorum, yakamıza yapışan bir lanet mi bu acaba?
    herkesin koşulları farklı,yaşantısı farklı, bakış açısı farklı…kendi yaşantısı ve koşullarından yola çıkarak bazı annelere aferin, doğru yoldasın devam demek ve bazılarını da yan gözle süzmek, eleştirmek ve hatta madem böyle düşünüyorsun sana yasak, bir daha buralara uğrama demek biraz bencilce ya da benmerkezcilik olmuyor mu?
    konuşurken kullanmayacağımız kelimeleri, bazen yazarken düşünmeden pervasızca kullanabiliyoruz, ama bunun için özür dilemek ya da sadece özür beklediğini ifade etmek zor mu?
    yanlış ifadeler kullanılmış olsa da buraya gelmiş, kıymet vermiş, okumuş ve üşenmeden yorum yazmış… paylaşmaya çalışan insanlarız anladığım kadarıyla hepimiz…neden bunu ben doğruyum, sen yanlışsından da daha da beter bir şekilde bunlar bunlar iyi anne, bunlar da maalesef işte anne olmuşlar ama kariyer diye tutturup çocukları gündüz yetimlerine çevirmişler gibi tartışmalara çeviriyoruz…
    kadın ya da anne olarak kendimizi can evinden vuruyoruz resmen, birbirimize destek olacağımıza…
    hepimiz kahvemizi elimize alıp, durup düşünelim bence, çocuklarımıza gerçek iletişimin ne kadar önemli olduğunu, empati kurmanın, insanları kendi kafanın içinde yargılamadan onların durdukları yerden olaylara bakmayı öğrenmenin ve en önemlisi farklı yollarda da olsalar destek olmaya çalışmanın ne kadar önemli olduğunu nasıl öğreticez diye, daha kendimiz başaramamışken?
    bence en önemlisi çocuklarımız için bu, bunu yapabiliyor olurlarsa bir gün işte o zaman hepimizin içi rahat olur ve emin oluruz onlar için en doğru şeyi başarmış olduğumuzdan, çalışmış olsak da olmasak da onları büyütürken…

  64. Meltem Sözer on Aralık 19th, 2008

    ozlem-istanbul, Yazdıklarımı tekrar okudum bu yazıda neyi üzerinize alınıp yorum yazma ihtiyacı duyduğunuzu anlayamadım. Ben çalışmak zorunda olan ve kariyer yapan kadınlar için yazmadım yazıyı. Bu yazı işte çalışmayı çalışmak çocuk bakmayı işsizlik saymak görüşüşüne karşıt olarak yazıldı. Siz biliyormusunuz kariyer yapmadığı ve paraya ihtiyacı olmadığı halde ne kadar çok kadın sırf işsiz, ev kadını gibi damgalar yememek için çocuğunu daha ilk aylarında bırakıp çalışma hayatına döndüklerini. Ya da ücreti ancak bebeğin bakım masraflarını karşıladığı halde yine sırf ev kadını damgasından kurtulmak için iş hayatını çocuklarına tercih etmek zorunda kaldıklarını. sizi bilmem ama ben böyle çok kadın tanıyorum!
    Ben yazılan yorumlardan birine çok kızdım çünkü tam da benim evde kalıp çocuklarıyla ilgilen anneler işsiz değildir yaklaşımıma karşı cevap olarak ev kadınlarının beleşçi olduğunu yazdı. Eğer sizin gibi sadece karşı düşüncelerini yazsa sinirlenmezdim. Ama çocuğuyla ilgilenmeyi seçen ailesinin yanında olmak isteyen bir kadına neden beleşçi gibi aşalayıcı şeyler söylenir bilemiyorum. Sanırım kendi çocuğu olmadığı için. Kendi çocuğu olsa onun yanında olmak isterdi.
    ‘Ama gelen yorumlarda gördüğüm kadarıyla kadınlar kadınları daha fazla ezmeye çalışıyor.’ yazmıştım ikinci yazımda nedenide çalışan kadınların ev kadınlarını küçümsemesiydi. Sizin de söylediğiniz gibi çocuk bakmak hiç kolay bir iş değildir.
    Son olarak, ben hamileyken ve bebeğim doğduğunda herkes aman bebek bakmak zordur git kendine sabahtan akşama evden uzak çalışacağın bir iş bul dediler. Bunu benim tanıdığım herkes dedi. Ta o günden beridir bu yazıyı sakin bir kafayla yazmayı bekliyordum. Tam birbuçuk yıl geçti ve sonunda bu yazıyı yazdım. İnsan imkan bulabildiği halde çocuk bakmak zor diye çocuğundan kaçar mı ?
    Umarım sırf iş olsun diye evde bebeğini bırakıp çalışan ya da çalışmayı düşünen kadınlara farklı bir bakış açısı sunabilmişimdir.

  65. Sinem on Mayıs 20th, 2009

    Merhaba,

    Sizi ilk defa okudum.
    İnternette bambaşka bir şey ararken yazınıza yapılan yorumlardan birine çıktı yolum.

    Ben Türkiye’de yaşıyorum ve çalışıyorum.
    27 aylık bir erkek çocuk annesiyim.
    Çocuğum 6aylık olduktan sonra çalışmaya başladım malesef…
    Etrafımda tarif ettiğiniz gibi ‘kadın çalışmalıdır, neden okudun ki’ diye düşünen çok çok insan var.
    Bunlar arasında kendi babam bile var.
    Malesef kadın ve kadına biçilen görevler gelişmemiş toplumlarda çok aşağılandığı için herhalde, başta kadınlar ve kız babaları olmak üzere insanlarda bir eziklik duygusu oluşmuş…
    Ama anne olmuş ve çocuğunu el kadarken bırakıp çalışmaya başlamış tüm arkadaşlarım aynı şeyi söylüyorlar ‘ Allahım keşke çalışmak zorunda olmasaydım’

    Ben 3 yıl bir annenin çocuğuna bakması gerektiğini düşünüyorum. Bakıcı değil, anane babanne değil, annesinin…

    Ama

    Maddi olarak zorunluysanız çalışmanız gerekiyor.
    Eşinizin geliri sizinkinden düşükse çalışmanız gerekiyor.
    Yaptığınız iş ara veermeye uygun değilse çalışmanız gerekiyor.

    Ha, maddi durumunuz el verene kadar çocuk yapmayı erteleyelim derseniz o hiç olmuyor.

    Ben çocuğumu 2 yl babannesine, şimdilerde de kendi yaşıtlarıyla birlikte tüm günü geçirdiği bir kreşe emanet ettim.

    Mutlu muyum? İçim rahat mı?

    HAYIR

    İçime sinen şey benim onunla birlikte olmam ve onu 3-4 yaşlarına getirip kreşe gönderip ara veerdiğim çalışma hayatıma dönmekti…

    Ama yapamıyorum.

    Bu yazı çok güzel bir yazı ama bu durumda olan anneleri kapsamayan bir yazı olmuş.
    Sanırım bu yüzden yazıya bir de ekleme yapmışsınız.

    Umarım hiçbir anne çocuğunu kendi annesine dahi emanet etmek zorunda kalmaz.

    Saygılarımla

  66. Çocuk da yaparım kariyer de (?!) « Uturuki on Kasım 19th, 2009

    [...] Nihal tarafından Crebro‘dan Meltem kariyer ve anne olmak üzerine çok güzel bir yazı yazmıştı. O yazı benim ne zamandır kafamda dönen hislere tercüman oldu ve bu yazıya ilham [...]

  67. simon on Temmuz 15th, 2010

    kadınların yaptırması gereken testlere şurdan bakabilirsiniz efem :)http://eyeportal.blogspot.com/2010/07/kadinlar-hangi-testleri-yaptirmali.html

  68. şahmaran on Ekim 29th, 2011

    Fiziksel koşullara ek olarak bireysel olarak ihtiyaçlarımız hayat tercihlerimizi belirler. Mutlu ve mutmain bir insan olmanın gereğidir ki, herkes seçtiğinin "doğru yol" olduğuna inanmak ve yolunu idealize etmek ihtiyacı duyar. Buraya kadar anlaşılabilir gibi görünüyor. Fakat yorum yazarlarından birkaç kişinin de belirttiği üzere, konunun, kadının kadınla savaşına dönüşmesi çok üzücü. Bana göre mesele şu ki, dünya üzerinde hüküm süren sistemin yaratıcısı olan erkek cinsi bu konunun neresinde duruyor, önümüze sunulan birkaç seçenek arasından bir tercih yapma zorunluluğu bizi nereye götürüyor.. sorularına cevap aramadığımız sürece, hep bir yanımız eksik kalmak zorunda. Kadınlar neden ayaklanmıyor, hayat şartları bunca ağırken ve doğurup büyüttüğü, uğruna uykusuz, rüyasız geceler geçirdiği erkek evladı tarafından dahi kadın olması itibariyle ötelenirken, neden kadınlar hâlâ lâl, hâlâ bir gölgeden ibaret?

  69. şahmaran on Ekim 29th, 2011

    (devam) Erkek dünyasının dayattığı ve kabullendirdiği "Öğrenilmiş güçsüzlüğümüz" ile mücadelemizi daha yüzyıllarca, erkek dünyasının olumladığı şekilde "güçlü" olarak mı sürdürmek zorundayız? Akademik anlamda kadın çalışmalarında bunca yol alınmışken neden sokaktaki ya da evdeki kadın hâlâ hayatının hükümrânlığını erkek eline bırakmakta? Benim sorularım bunlar, ve bu minvalde daha pek çoğu.. Kendi çocuğuna bakmak çalışmak mıdır, değil midir'den öte, doğru soruları sormayı nasıl ve ne zaman başarabileceğimize dair sorularım mevcut.

Leave a Comment

Subscribe to feed