Karşı Kaldırım
Alison’un hayatımıza dahil olmasıyla birlikte Arel’in bakımını üç kişi üstlenmeye başladığımızdan beri kendime daha çok zaman ayırabiliyorum.
Genelde öğleden sonraları şehir merkezine gidiyorum.
Bir kafeye oturup düşünüyorum, okuyorum çiziyorum.
Güneşin öğleden sonra karşı kaldırımı aydınlatışını seyrediyorum. Trafik ışığında bekleyen insanları çiziyorum. Onların gülüşlerini, sabırsızlıklarını…
Vitrinlerdeki elbiselere takılıyor gözüm, bakmaya her karar verdiğimde kendimi caydıracak bir bahane bulup gitmiyorum. Uzaktan istediğim kumaştan istediğim şekilde hayal ediyorum elbiseleri.
Biliyorum bakmaya gidince büyü bozulacak.
Onları hayal ettiğim gibi çizerken, hayatın getirdiği ve kaçabilecekken kaçmadığım sorumlulukları düşünüyorum.
Mutlu oluyorum.
Zaten kaçsam ne farkederdi karşı kaldırımda başka sorumluluklar bekliyor olacaktı.
Ben o zaman güneşin altında yürüyüp, trafik ışığında durup, kafede oturup çizim yapan kişiyi mi görecektim?
Gidip bakabilecek miydim elbiselere ?






Hayattan kaçılmıyor değil mi :) Çizimin çok güzel olmuş ama biz yine de o elbiseleri görmeye gidelim. Mutlaka üstümüzde bir deneyelim :))
Ne güzel anlatmışsın,düşündün düşündürdün :)sevgilerr
Şehir Kızı,seninle alış veriş yapmak büyük zevk.
nehircce,teşekkürler.