Kölelik Bitmedi
Amerika’da ekonomik kriz olduğunda milyonlarca insan evlerini, emeklilik birikimlerini ve paralarını kaybetti. Amerikalı’ların bu kirizden aldığı en büyük ders köle olduklarını anlamak oldu. Krizden sonra ekonominin çok zor toparlanmasının nedeni de budur. Köle olduğunu anlayan insanlar, biraz korkuyla biraz da gözlerinin açılmasının verdiği güçle tüketimi azalttılar.
Bu sırada devlet adamları harcayın harcayın merak etmeyin diye bağırıyordu. Çünkü ekonominin borca dayalı düzeni sarsılmıştı düzeltmenin yolu yeniden borca girebilecek köleler bulmakta yatıyordu.
Hala Amerikada nüfüsun çok büyük bir kısmı, işlerini kaybederlerse ertesi ay iflas edecek kadar büyük bir borcun altında yaşıyor. Gelişmiş ülkelerde yaşayan köleler yaşadıkları hayatın rahatlığı nedeniyle kendilerini efendi sanıyorlar. Sistem üzerinde demokratik söz hakları olduğuna inanıyorlar. Kölelik yaparak kazandıkları paralarla gelişmekte olan ülkelerin insanlarının sorfralarından çalıyorlar ve gelişmekte olanlarda kendinden daha kötü durumdakilerin.
Gelişmekte olan ülkelerde kurdukları fabrikalarla çevreyi kirletip aslında ihtiyacımız olmayan ve varmış gibi gösterilen ürünlerini, köle durumuna düşürdükleri başka insanlara ürettirmeye devam ediyorlar. İnsanın içindeki kendini efendi hissetme isteği yüzünden bütün Amerika’ya nişan yüzüğü olarak tek taş pırlanta yetiştirebilmek, başka binlerce çocuğun ve yetişkinin ölümüne neden oluyor. Yüzüğü takan umursamıyor çünkü çevresinde herkesin var. Bütün arkadaşları birkaç Afrikalı’nın ölümünden sorumlu o neden üzülsün ki? Kendisini efendi öleni de köle sanıyor!
Ben Somali’de olanlara çok üzüldüm sadece açlık yoksulluğa değil de en çok Somali yönetiminin, çocukların yıllardır aşılamanmasına karşı çıktığı için o bebeklerin gözgöre göre öldürülmesine üzüldüm. Cahil duruma düşürülmüş yeterince eğitim almaktan uzak tutulmuş halkının aşağılanmasına üzüldüm. Onlara yardım götürenlerin ellerindeki aşırı pahalı pırlanta yüzüklerini çıkarma zahmetine bile katlanmamalarına üzüldüm. Yine de üzülmenin kimseye bir faydası yok. Biz kendimizi efendi gibi hissedebilmek için dünyaya verilen zararları, aşırı tüketimi ve kölelik düzenini desteklediğimiz sürece hangi refah içinde yaşıyor olursak olalım sonunda köleliğimizle yüzleşmek zorunda kalacağız.
Amerika’da ve Avrupada yaşayan sistem karşıtı aktvistler para harcamadan borca girmeden bir hayat sürüyorlar. Her geçen gün aktivistler artıyor her gün internette ve radyo programlarında onlara daha çok rastlıyorum. Ben kendimce kişisel giderlerimi çok azalttım. Yiyecek dışında hiçbir şey satın almıyorum. Büyük zincir işletmetmeler yerine küçük işletmelerden alışveriş yapıyorum. Genetiğiyle oynanmış ürünler alıcı bulamasın diye daha çok ödeyip organik ürünler satın alıyorum. Onları aldığım yerler yine küçük işletmeler whole foods gibi büyük marketler organik ürünlerin fiyatını yükseltip, fakirler için organik beslenmeyi ulaşılmaz yaptığı için onları desteklemiyorum. Fakirler organik beslenemezse genetiliğiyle oynanmış ürünler daha çok satılır!
Eğer izlemediyseniz aşağıdaki videolara göz atmanızı isterim onları Türkçe’ye çevrilmiş oldukları için seçtim.
Bir de İngilizce kitap var adı debt (borç) IMF’nin gelişmekte olan ülkeleri nasıl borçlandırdığı ve onalara nasıl zarar verdiğiyle ilgili bilgiler bulacaksınız.
Kategoriler: Düşünce















Zeitgeist serisi gerçekten çok çarpıcı. Seyreden ne kadar dirense bile birbirinden inanılmaz örneklerle insanın gözünü açmayı başarıyor. Ben de geçen sene ilk defa seyrettiğimde çok etkilenmiştim. Debt biraz dazla ekonomik terimlerle dolu geldi ama insanları para için köle haline getirilmesinin hikayesi gerçekten çok ilginç. Zeitgestçilerin facebookta da bir grupları var. Arasıra Türkiyede toplantılar, film gösterimleri düzenliyorlar.
sevgiler canım.
Benim geçen haftaya kadar Zeitgeist serisinden haberim yoktu. Genelde Amerika'daki aktivistler daha çok para harcamama ve yeni hiçbir eşya satın almama üzerine yoğunlaşmış durumda. Yiyecek dışında birşey almıyorlar eğer bir şey satın almak zorunda kalırlarsa da ya aralarında değiş tokuş yapıyorlar ya da ikinci el alıyorlar. Aşırı tüketimi desteklememek için. Ben de kendi çapımda bir aktivist olmaktan gururduyuyorum.
Meltem çok doğru yazmışsın aynen katılıyorum sana. Geçen kış izlemiştim zeitgeist belgesellerini ve aslında bilinenleri bir belgeselle izleyince, inan insan olarak çok değersiz olduğumuzu hissetmiştim. Bu kadar küresel bir güce bir insan olarak nasıl "dur" denir, bilmiyorum ama senin tüketim planından da yararlanacağımı düşünüyorum. Ama şu da gerçek ki, çalışan kadın için özellikle görsellik önemli oluyor, bir kot ve t-shirtle gidemezsin mesela işe,her ne kadar rahat da olsa ve her ne kadar dozunu ayarlasak da alışverişin, bu belgesellere bakarsan eğer sonuç şu çıkar; her yer tuzak …
Sevgin Aktvistler sistemin içinde bir hayat sürmüyor zaten. Bu nedenle kısıtlı giysi sayısı çevresinde taktir edilen birşey :)