18 Eylül 2008
Yaşadığım zorunlu yoğunluğun içinde beni rahatlatıp mutlu hissettirecek iki çalışma yapma fırsatı buldum. Ama hafta başında yazacak fırsatı bulamadım.
İlk Banner çalışmamı Dilara’nın bloğu JourneyToBlue için yaptım. Öncelikle Dilara gibi ince ve hoş bir insanla tanışmış olmak beni çok mutlu etti. Bloğunun zengin içeriğinden çok etkilendiğimi söylemeliyim ve fotoğrafları harika. Hakkımda bloğuna yazdıkların için de ayrıca teşekkürler.

İkinci banner çalışmasını Pelin’in bloğu Pelin’ce Lezzetler için yaptım. Ben bundan sonra Pelin gibi sıcak ve çok tatlı bir insanın tariflerini takip etmekten büyük keyif alacağım. Sizinle de bu keyifi paylaşmak istedim.

Bu iki banner çalışmasından önce Türkiye’den gelen çizim isteklerinin büyük bir kısmını ödeme/transfer zorlukları nedeniyle geri çevirmek zorunda kalıyordum. Şimdi internet siteme kredi kartıyla ödeme yapılabilecek bir sistem kurduğumuzdan beri Türkiye’ye de çizim yapmaya başaldım.
15 Eylül 2008

Bütün hafta sonu yağmur yağdı.
Ben bir şemsiyeli kadın daha çizdim.
Uzun zamandır çay içmemiştim, yağmuru seyrederken çay da içtim. Sıcak çayımdan odaya yayılan bergamut kokusunun tadını çıkardım.
Bebeğimin ve sevgilimin evde olmamalarını fırsat bilip müziğin sesini biraz daha yükselttim ve cam kapıyı sonuna kadar açtım.
Kanepenin üzerine uzanıp hava kadar ağır olan göz kapaklarımı kapattım.
Kendimi çalan müziğe, yağmurun sesine ve kokusuna teslim ettim.
Diğerleri gibi kendine ait bir hikayesi olan bu şemsiyeli kadını düşündüm.
Hikayesini yazmadım.
Kendisini çizdim ve diğer şemsiyeli kadınları çizdiğim günlerdeki gibi o gün pek konuşmadım.
12 Eylül 2008

Biten hafta için yaptığım programların hep gerisinde kaldım. Hiç hesapta olmayanlar da birden bire programa dahil oluverdi.
Ahududu toplamak gibi :)
Arel’le sürekli yapacak değişik aktiviteler bulmaya çalışan ben, çarşamba akşam saat altı gibi sevgilimi ve arkadaşlarımı da alarak Ahududu toplamaya gittim.
Yine çok güzel zaman geçirdik. Yaban mersininden yaptığım reçel çok güzel olmuştu. Şimdi bir de ahududulu denemek gerekiyor.

7 Eylül 2008

Bu yaz çizdiğim Arel’lerimi bir araya getirip onlardan tünel kitap yaptım.
Hep birlikte öyle mutlu günler geçirdik ki, bu tünel kitap benim için çok değerli. Hazırlarken bile bir kaç kere ağlamaklı oldum.
Oğlum zaman ne kadar çabuk geçiyor, ne çabuk büyüyorsun!?
**********
Sonbahar biraz yüzünü göstermeye başladı. Bazı sabahlar çok serin ve yağmurlu oluyor.
Arel çok rahat bakılan bir çocuk ama ona sürekli enerjisini harcayabileceği, ilgisini çeken oyun alanları bulmak gerekiyor.
Çünkü bütün gün evde sadece birkaç saat geçiriyor. Geri kalan zamanda ona açık ya da kapalı alanlarda oynayacak yerler buluyoruz.
Arel’in bakımı ne kadar kolay olursa olsun, eğer onun enerjisini harcayacağı yerler bulmazsak çok fena olur çoook…
Hayatta evde birkaç saaten fazla durmaz. İmkansız.
Onu havanın kötü olduğu günlerde götürecek yerler buldum.
Pazartesi günleri bizim sitemizin oyun grubu var. Burada kışın hava çok soğuk olduğu için üniversite çocuklar için büyük kapalı oyun alanları ayırıyor. İçinde oyuncaklar oluyor, aktiviteler yapılıyor, şarkılar söyleniyor. Arkadaşlarımın hepsi geliyor, bebeklerimiz oynarken biz de biraz konuşacak zaman buluyoruz.
Salı -perşembe çocuk müzesine bir yıllık üyelik aldık. Harika bir yer çocuklar için. Ayrıca kütüphanenin çocuk alanı var.
Çarşamba henüz kesin olmayan planlar var.
Cuma, kütüphanenin masal ve şarkı günününe katılacak. Bebeğimiz inanılmaz seviyor bu müzikli masallı günleri. Nasıl heyecanlanıyor anlatamam.
Hafta sonları hepbirlikte gezeriz diye düşünüyorum.
Bunların dışında yeni kitaplar aldık.
Resimli kitaplarla iyi oyalanıyor. Yeni küpler aldık üzerlerinde resimler, sayılar ve harfler olanlardan.
Oyuncaklarla bunlarla oynadığı kadar oynamıyor.
Bir sürü tahta oyuncak aldık. Plastikten daha güzel görünüyorlar ve umuyorum ki sağlık açısından da daha güvenlidirler.
Bakalım ev oyuncakları evde kalma süremizi uzatabilecekler mi?
Aslında Arel’i çok aktif olduğu için suçlayamam. Annesi ve babasına benziyor. Sanki biz bir dakika yerimizde durabiliyor muyuz ki o dursun :)
4 Eylül 2008

Geçen dönem hem oğluma bakayım hem okuyayım çabalarımın ne kadar zorlu olduğunu gördükten sonra önümüzdeki iki dönem okula ara vermek istedim.
Herşey çok gözümde büyüdü.
Biz iki insan hem çocuğumuzun, hem ev işlerinin, hem okulun sorumluluğunu üstlenip, bir yandan para kazanıp neredeyse hiç nefes almadan geçirdik bir önceki okul dönemini.
Günde bir kaç saat uyuyarak yaşadık.
Bu nedenle sevgilimin doktorası bitene kadar ben ara vereyim, sonra herşey daha kolay olur diye düşünüyordum. Ama o boşa sevgili değil işte. Yok dedi git sen okuluna ben seni sonuna kadar destekliyorum.
Biliyorum zor olacak ama bu son sekiz zorlu ay da geçecek.
**********
Bir kaç gündür neler yaptım.
Hafta sonu eve yeni bir düzen verdim. Çalışma odamı okul için hazırladım.
Pazartesi tatil olmasına rağmen sevgilim okula gitti, Arel’e aylardır ilk defa tam gün tek başıma baktım. Yarım gün oyalamak kolay da, tam gün zor oldu.
Ramazan için ayrıca mutfak alışverişine zaman ayırdım. Yemek yaptım. Salı günü babası tüm gün oğlumuza baktı. Sabah dokuzdan akşam sekize kadar okulda derslere girip çıktım. Arel’den iki günden fazla ayrılmayayım diye bütün dersleri salı ve perşembe gününe sıkıştırdım.
Derslerden birini hiç sevmedim. Şimdi yeni bir program yapıp çarşamba ve cuma günleri de ders alacağım. Bu sefer haftada dört gün ders alacağım ama dört güne yaydığım için yine en fazla yarım gün bebeğimden ayrı kalacağım. Belki böyle daha iyi olur. Salı günü bütün gün onu görememek beni çok üzdü.
Bugün oğlumla birlikteydim. O öğlen uykusuna yatınca yemek yaptım. Akşam uyuyunca da ödevleri bitirdim. Şimdi fırsat bulup bu yazıyı yazdığıma inanamıyorum.
Yarın yine uzun bir gün olacak. Önümüzdeki sekiz ayın herhangi bir günü gibi.