29 Ekim 2007

Cuma gününden beri hayat pek bir zorlaştı bizim evde.
Hatta imdat !!!
Bebeğimiz diş çıkarıyor.
Küçücük bebek bütün gün ve bütün gece mızıldanıyor. Ağlamıyor, mızıldanıyor. Ama bir dakika kucağımızdan bırakırsak ya da gece uyanınca beni yanında bulamazsa başlıyor ağlamaya.
İçi sıvı olan buzluk oyuncakları, desenli dokulu plastik oyuncaklar, gece ve gündüz için ayrı ayrı ağrı kesici damak jelleri, gazlı bez ve ıslak kumaşlarla sürekli olarak diş etlerini rahatlatma aktiviteleri içindeyiz. Hepsi işe yarıyor ama sadece bir kaç dakika kadar :(
Onu oyalamak için ne oyunlar uyduruyoruz. Zavallı ne kadar acı çekiyorsa, onu mutlu eden, her zaman güldüren şeylere bile güçlükle gülümsüyor. Alıyorum onu kucağıma, hoplatıyorum zıplatıyorum öpüyorum bir an göz göze geliyoruz gülümsüyor. Ama bir an. Sonra yine huysuz yine huysuz.
Neyse bu diş çıkarma olayını daha önce bilemediğimiz için cumartesi akşam yemeğine arkadaşlarımızı davet etmiştik. Cumartesi günü sevgilimle birlikte bütün evi toplayıp temizledik, alışveriş yaptık, ben yemek yaptım ve bu arada Arel bir onun kucağında bir benim kucağımda sürekli bakım halindeydi. Misafirlerimiz giderken sevgilim arkalarından “aa bunu saymayız toplanıp bebek bakmak gibi oldu yine bekleriz” dedi. Birlikte geçirdiğimiz saatler bundan iyi özetlenemezdi :)
Geceyi de bu şekilde sürekli sızlanarak geçirdi ki ben üzüntüden ne yapacağımı şaşırdım. Pazar sabahı erkenden uyanıp sızlanmaya kaldığı yerden devam etti. Ne zaman çıkacak bu dişler? Daha ne kadar çekilecek bu acı? Yoksa her diş için yaşayacakmıyız biz bunları?
Ben de sevgilim de bütün hafta sonu bir dakika çalışamadık. Ara sıra enerji toplamak için beşer onar dakikalık aralar veriyorduk işte o sırada zaman bulup ilgililenemediğimiz Facebook’u da keşfetmiş olduk. Hiç değilse Facebook sayesinde bu hafta sonu biraz rahatladık.
25 Eylül 2007

Geçen ayın en büyük olayı bitişik yataklarda (co-sleeping) yattığımız bebeğimizin artık kendi yatağında yatıyor olması. Ben altı aylık olana kadar birlikte uyumaktan yanaydım. Babası artık hazır olduğunu söyleyince yatağını ayırıp denemeye karar verdik ve artık kendi başına mışıl mışıl uyuyabildiğini gördük. Biz yine de onu çok özlüyoruz. Sabah beş gibi uyandığında yanımıza alıp birlikte uyumaya devam ediyoruz.
İkinci büyük olay Eylül ayının gelmesiyle insanların şehre dönmesi ve sosyal hayatın hız kazanmasıydı. Arel insanları çok seven, kalabalıklarda bulunmak isteyen bir bebek olsa da yatma saatine denk gelen yemek davetlerinden hoşlanacak mıydı?
İlk davet sevgilimin hocasının otantik çin yemekleri yapan bir restoranda verdiği yirmi kişilik bir akşam yemeğiydi. Çok zor bir gece geçirdik. Otantik çorbanın içinde solucana benzeyen pörtlek gözlü balıkları soya filizi sanıp çorbadan bir yudum aldığımdaki hislerimden mi bahsetsem, yoksa Arel’in orada bulunmaktan ne kadar hoşnutsuz olduğundan mı? Gece bittiğinde yorgunluktan ölecektim. Ama pes etmedim.
Ertesi gece başka bir davet vardı, bir kez daha denemek istedik yine gittik. Bu sefer biz lezzetli yemekler yiyip sohbetler ederken (bir gece önce yediğimiz çorbanın içindeki yaratıkların bize nasıl göz kırptığını anlatırken) sütçül mest olmuş etrafı seyrediyordu. Bu durum bize nasıl bir güç verdiyse bebeksiz zamanlarımızdakinden daha fazla gezdik tozduk.
Pikniklere, barbekü ve yemek davetlerine gittik. Bundan sonraki hedefimiz, birlikte sinemaya gitmek. Amerika’da özellikle bebeklerin uyku saatine denk gelen zamanlarda bebeğinizi alıp sinemaya gidebiliyorsunuz. Anne babalara özel gece seansları var. Bebekler karanlıkta ve sinema gürültüsünde rahatlıkla uyuyormuş. Gidelim görelim bakalım bizim bebeğimiz de o bebeklerden mi?
Bu ay için eklemek istediğim en son şey ilk üç ayın ne kadar zor olduğunu anlamamız oldu.
Tabi her çocuk aynı değil. Eğer ilk üç ayda bebeğinizi bir dakika kucağınızdan bırakıp çay kahve içebilen anne babalardansanız, ayaklarınızı uzatıp içtiğiniz kahvenin tadını çıkartın. Ama değilseniz üzülmeyin, üçüncü ayın sonlarında bu durum bitecek.
Eğer bebeğinizle yakın ilişki kurup onunla birlikte olduğunuz zamanı keyifli geçirmek isterseniz, çiçeği burnunda bir anne olarak size aşağıdaki listeyi verebilirim.
Bebeğimizi taşımak için; Ultimate Baby Wrap kullandık. Bebeği beş farklı şekilde taşıyabiliyorsunuz. Sadece taşıma amaçlı bakmayın bebeğin huzursuz olduğu her durumda işe yarıyor.
Okuduğum kitaplar arasında önerebileceklerim: The Baby Book , Happiest Baby On The Block ve No-cry sleep solution . İlk iki kitabın Türkçe’ye çevrilmiş olduğunu duymuştum. Ama emin değilim.
Çocuk büyütme şekli olarak kendimize en yakın bulduğumuz yöntem çocukla yakın ilişki içinde olmak diye bilinen (Attachment Parenting) yöntemi oldu. Bu yöntemi seçme nedenimiz, çok insancıl olması ve Asya’lıların çocuk büyütme şekillerine kendimizi daha yakın hissetmemiz. Avrupalı’ların soğuk aile ilişkilerinin (genellemiyorum) pek bizim ailemize uygun olmadığına karar verdik.
12 Eylül 2007

Her gece yatmadan önce Arel’in başucunda buluyoruz kendimizi. Sanki bütün günü olunla geçiren biz değilmişiz gibi onu seyrediyoruz hayranlıkla. Onun hakkında fısıldaşıp uyandırmamaya çalışarak öpüp mıncıklıyoruz. Bebeğimizin hayatımıza kattığı mutluluk tarif bile edilemez.
Arel doğduğundan beri birlikte bakıyoruz bebeğimize. İkinci aydan sonra program yapıp saatleri de belirledik. Bir buçuk aydır,
Sabah 7-11 arası babası bakıyor,
sonra 11-15 arası ben,
akşam 15-19 saatleri arası babası,
19 - 21 arası ben. (gece saat iki gibi acıkıp uyanınca yine ben bakıyorum.)
Böylece ikimiz de tatlı Arel’in bebekliğini kaçırmamış oluyoruz. Hem de yapmamız gereken işlere yetişebiliyoruz.
Ben hergün ortalama altı saat çizim yapıyorum. Ev temiz toplu, mutfağımda sağlıklı ve lezzetli yemekler pişiyor. Çamaşırlar zamanında yıkanıyor yerlerine yerleşiyor. Haftada üç gün spor salonuna gidiyorum. Her gün bir film seyredecek, biraz kitap okuyacak zamanım var. Arel’in yanında olamadığım zaman sadece üç adım ötesindeyim. Babası da benim gibi Arel’le vakit geçirmekten büyük keyif alıyor. Biz anne baba olmayı çok sevdik. Şimdiden başladık ikinci çocuktan konuşmaya.
8 Ağustos 2007

Akşam üstü pencerenin önüne oturup beklemek çocukluğuma ait hatırladığım en net sahnedir. Felaket yanlız bir çocuktum ben. Annem çalıştığı için bana başka bir bayan bakardı. Hatırladığım kadarıyla iyi bir kadındı, beni severdi. Bütün günü bana bakan bayanla geçirirdik. Onun benden yaklaşık yedi yaş büyük bir kızı vardı annesini benimle paylaştığını düşündüğü için benden nefret eden.
Eğer ağabeyim olmasaydı berbat bir hayatım olurdu . Kendisinden sekiz yaş küçük kardeşiyle oyunlar oynamasaydı benim ağabeyim, ben mutsuz bir çocuk olurdum herhalde.
Akşam üstü pencerenin önünde özlemekten yorulduğum ailemi beklerdim. Sonraki yıllarda özlem alışkanlığa dönüştü. İnsan herşeye alışabiliyor. Hatta şimdi bile aynı alışkanlıkların izinden gidiyoruz.
Ekonomik olarak eski rahatımızı kaybedeceğimizi bildiğim halde Arel doğmadan önce işi bırakıp evden çalışmaya başladım. Karar verdim, Ocak ayına kadar bir dönem de okula ara vereceğim. Mümkün olduğu kadar uzun zamanlar geçirmek istiyorum sütçül bebeğimle. Ne kadar hızlı büyüdüğüne inanamıyorum. Zaman bu kadar hızlı geçerken ondan uzak kalmakla kaçıracaklarımın büyük kayıplar olduğunu düşünüyorum.
Ve aslında hayatımda sevdiğim birini daha özlemeye alışmak istemiyorum. İnsan pek değişmiyor duygusal bir çocuktum şimdi de duygusal bir anne oldum :)
13 Temmuz 2007

Sevgilim makale yazdı, minik bebeğimizi alıp Cincinnati’deki konferansa gittik. Bu, bebeğimizle çıktığımız ilk yolculuk olduğu için bizi neyin beklediğini bilmiyorduk ama hazırlanıp evden çıkmamız tahmin ettiğimizden sadece kırk dakika geç olunca pek bir sevindik. Bunun rekor denecek kadar hızlı bir toparlanıp çıkma olduğuna karar verdik :) Gülücükler saçtığıma bakmayın ciddiyim.
Arabayla dört saat sürecek yolu beş saatte gitmiş olmak da ayrı bir başarıydı. Sadece iki defa emzirme arası verdik ve neyse ki Arel, araba yolculuğunu sevdi.
Cincinnati’de otele yerleştikten sonra akşam üstü şehirde biraz yürüyüş yaptık. Farklı bir şehirde olma fikri bile rahatlatıcıydı. Yorgunluktan sürünecek hale gelene kadar dolaştık ve malesef akşamları merkezi terk edilen başka bir şehirle daha tanışmış olduk.

Ertesi gün sevgilim konferansa gitti, biz de şehirde gezindik. Akşam hep birlikte gemi turuna katıldık. Gemide Arel sayesinde bir çok insanla sohbet ettik. Bazıları bu kadar küçük bir bebekle gezdiğimiz için bizi cesaretimizden dolayı kutladı, bazıları bebekle gezmek için şimdi en iyi zaman olduğunu söyledi. Nehirde akşam güzel mavi yeşil bir manzarayı seyrederek ilerlerken, batan güneşe ve hayata teslim oldum. Zaman uzunca bir süre durdu, ben uzunca bir süre aklımın içinde kayboldum.

Ve daha ertesi gün, Newport’ta büyük bir akvaryum gezdik, içinde çeşit çeşit köpek balıklarının olduğu. Hatta yavru köpekbalıklarına dokunmana izin veriyorlardı ama ben balığa dokunmaktan çok hoşlanmayacağımı düşündüm. Sevgilim dokundu harikaymış!!!
Otelden ayrılmadan telaş içinde eşyalarımızı toplarken, bebeğimiz şaşkınlıkla anne babasının koşuşturmasını seyrediyordu. Onu öyle masum görünce unuttuk odayı eşyayı, onun fotoğraflarını çektik :)
