28 Ağustos 2008

Dizilelim şöyle yanyana sıkış tıkış duralım.
Aynı olalım.
Kendimiz olmayalım. Hiç aramayalım o kıymetli kişiliği.
O hiç kimseye benzemeyeni.
Aynı olalım.
Aynı düşünce havuzundan beslenelim. Biz sadece bizden bekleneni yapalım.
Kim olduğumuzu bilmeden yaşayalım.
Hiç kaybolmayalım.
Sıkı sıkı tutalım birbirimizi.
Boğazından.
Nefes aldırmayalım.
Şöyle bir adım başka yönde durana parmak sallayıp kınayalım.
Yok, daha iyisi küçümseyelim.
Ortak düşünce havuzuna ters olanı küçümseyip utandıralım.
Ve aynı duruma düşmekten korkarak yaşayalım.
11 Temmuz 2008

Hayatta herşeyin bir hikayesi vardır.
Hikayesini bilmediklerimiz bizim için sıradan, hatta sıkıcıdır.
Zaman kaybıdır.
Müze gezmek büyük ve etkiliyici bir şehre gittiğinizde yapılacaklar listesindeki çentiklerden biridir.
Öyledir.
Gitmemek eksikliktir. Mutlaka zaman ayırmak gerekir.
Müzede dolaşmaya başladığınız anda kendinizi hikayesini bilmediğiniz bir dolu sanat eserine bakarken bulursunuz.
Gördüklerinizin ne kadar etkileyici olduğu farketmez bir süre sonra.
Sıkılırsınız.
Ama gitmezseniz olmaz!
O şehirle ilgili her sohbetin içine dahil olabilir o müze.
Ne diyeceksiniz ? Gitmedim mi ?(!)
En iyisi geziden önce biraz hazırlık yapmak.
Müzenin internet sitesine girip sergilenen önemli eserlerin isimlerini, sanatçılarını öğrenmek ve bunların hakkında biraz araştırma yapıp okumak.
Yapıldıkları tarihi, neden önemli olduklarını vb…
Yani hikayelerini öğrenmek.
Hikayelerini biraz öğrenince onları gördüğünüzde mutlu olursunuz. Sonra müze sohbetlerinizin içine girerse sohbetten zevk bile alabilirsiniz.
Ama kendinizi, sanatçıların hayatlarına, eserlerin yapıldıkları tarihlere, o dönemin eserlerinin özelliklerine, bu eserlerin sonraki dönemleri nasıl etkilediklerine, o eserlerin neler olduklarına vb.. kaptırırsanız;
Müzeden içeri girip o eserleri gördüğünüzde iki gözünüz iki çeşme ağlayabilirsiniz. Mutluluktan ağzınızdan kelime çıkmaz, anlamsız mırıltılar çıkarır konuşmaya çalışırsınız.
Müze takıntınız olur. Şehire yeniden gidip gelebilmek için anlamsız bahaneler yaratırsınız.
26 Haziran 2008

Biz bilim ve teknolojinin hızına hayranız.
Bir kere bilim ve teknoloji kelimelerinin saygı ve güven uyandıran anlamları, insanlık zekasının bizim de dahil olmaktan hoşlandığımız “zeki olmak” kısmını destekliyor.
Ama
İnsalar en büyük ve en önemli teknolojik buluşları savaş zamanları yapıyor.
İlerleme çok büyük, askerlerin üstün silahları var, daha etkili öldürebilmek için ve askerlerin savaş sonrası depresyonlarının çözümü olarak prozac var. Yok öyle savaştan döndüm depresifim durumları. Hatta artık herşeyin bir çözümü var. Bunlara çözüm denirse.
Savaş teknolojileri geliştirilirken birden gündelik hayatımıza da katkıları bulunacak eşyalar, ilaçlar vb… şeyler ediniveriyoruz.
Devletler ve ordular inanılmaz paralar akıtıyorlar bu araştırmalara.
Ve tabi savaşlara.
Ama
İnsanlık ilerlemiyor.
Sanat, felsefe, edebiyatla savaş yapılamayacağı için bu konulara para yatırılmıyor.
Sadece gelişmiş ülkelerde başarılı sanatçılara iyi burslar veriliyor.
Prestij için.
Yine de şavaşa akıtılan paraların yanında çok komik oluyor bu miktarlar.
İnsanlık gelişmezken,
Her zaman hazır cevapları vardır savaşların.
Din nedeniyle denir, çıkarlar nedenile denir, denir denir…
“Az zekalıyız, bazı değerlerin önemini anlayamadığımız için insanlık yönümüz geri kaldı.”
Hazır cevaplara kısa cevaptır.
18 Nisan 2008

Sanat eğitimi alırken nasıl çizeceğini öğrenirsin ama nasıl göreceğini kimse sana öğretemez.
Aslında bir bakıma ne güzellikte çizdiğin ya da yaptığından çok ne gördüğün ve ne amaçla yaptığın çok büyük bir önem kazanıyor.
Sanat, yeteneğin ortaya çıkardığı bir güzellikten çok beynin ortaya koyduğu nedeni ve sonuçları olan bir düşünce biçimi.
Okumak, düşünmek ve kendi sanatını ortaya çıkarabilmek uzun süren çalışmalar gerektiriyor. Çalışmalarsa genellikle bütün etkisi altında kalınanların bir sentezi oluyorlar.
Sanat eğitimi almış almamış herkese açıyorsun çalışmalarını. Eleştirileri ve beğenileri kabul edip yoluna devam ediyorsun.
Çok erdemli gibi görünse de kendisine sanatçıyım diyemeyen sanatçıların gelecekte bu işi yapmayacaklarını biliyorsun.
Sadece kendi sanatına güvenemeyenin kendisine sanatçıyım diyemediğinin altı çiziliyor her ortamda.
Kendine sanatçı diyemeyenlerin bu işi yapmaması tavsiye ediliyor. Zaman kaybetmemeleri açısından.
14 Mart 2008

Akrilik ve mürekkeple yaptığım okyanus dibi resmi düşüncelerimin derinlik öçüsüdür.
Benim için hırpalanmanın tanımı, ne kadar eskiye dayandığını bilmediğim bir görüntü olan tırmalanmış, aç kalmış, kenelenmiş, bakımsızlıktan ve açlıktan tüyleri yer yer dökülmüş artık yemek arayacak hali de kalmamış yeni yetişkin olmuş cılız bir kedidir.
Yedi canına rağmen gözümüzün önünde hayatın ucunda yürür.
Aynı olmak
Hayat boyu aynı olmaya zorlanmak çok korkunç. Ya da sürekli tuhaf karşılamak, beğenilmemek, yazılı olmayan kurallara uymaya çalışmak.
İnsanlar yaşadıkları dönemlerde hep aynı doğruları uygulamaya çalışıyorlar. Kulağa en doğru gelen her uygulamada aynı doğru sonuca ulaşıyormuş gibi.
Ben şöyle yaptım sen de yap. Sanki aynı insanlarız ve aynı sonuçlara ulaşacağız. Eğer herşey bu kadar basit olsaydı yemek tarifleri gibi hayat tarifleri de olabilirdi. Bir tarif ne kadar çok denenmiş ve ne kadar iyiyse biz de öyle iyi sonuçlar elde ederdik ama farklıyız işte o tarifler işe yarasa bile sonucun vereceği mutluluk herkes için farklı olurdu. Hatta bazıları için sonuç felaket bir saçmalık bile olabilirdi.
Ama işte farklı olarak kendini çok büyük bir tehlikeye atar insan, istenmeyenler köyüne tayini çıkartılır hemen. Herkes gıcık olur bu şahsa, bir iki saldırsak gardı düşer mi diye yoklanır. Zehirli kelimeler şekerle kaplanıp sunulur aptal olduğu varsayılarak.
Farklı davranma cesaretine sahip olanın da kendine göre savunma kalkanları vardır tabi. Çocukluğundan beri bu hırpalanmaya maruz kaldığı için umursamaz insanların davranışlarını. Onu tek üzen şey hayal kırıklığını tedavi eden bir hapın geliştirilmemiş olmasıdır. Alınca sakinleştiren haplardan değil de mesela içince bir kaç gün içinde hayal kırıklığını yok edecek ilaç ister.
Zaten hayatın yeterince karmaşık ve zor olması yetmiyormuş gibi bir de yemek tarifi gibi hayat tarif ederler. Uygulama çok pratiktir! denemiyorsun diye önce sinir olur, sonra sinir ederler.