Hakaret Şiddettir

5 Şubat 2010

siddet

Eskiden hayatımda  yokluğunu en çok hissettiren şey huzurdu. Hayatında benim kadar sözlü şiddete uğramış bir insan varmıdır bilmiyorum. Bu nedenle  sakin ve huzurlu  bir hayatım olabilmesi için çok çaba harcadım.

Arkadaşlarımı saygı duyduğum insanların arasından seçtim onlar da bana saygı gösterdiler. Aramızda yanlış anlaşılmalar ya da düşünce ayrılıkları çıktığında birbirimize neler düşündüğümüzü söyledik, bazen yollarımız da ayrıldı ama hiç hakaret etmedik.

Bence ne düşündüğünü söylemek önemlidir. Ben katılsam da katılmasam da herkesin düşüncelerini duymayı severim.  Eğer düşünceleriniz hakaret ederek dile getirmek gibi bir eğilimizi varsa kaybedersiniz. Çünkü hakaret bir şiddet çeşididir. Ne kadar zeki olduğunuz, ne kadar haklı ve yerinde konuştuğunuz değerini kaybeder ve hakaretin gölgesi altında kalır.

Ne kadar haklı olursanız olun, hakaret  şiddettir  ve kelimeler tokat atmak kadar şiddet içerir.

Dört yıldır Crebro’ya yazıyorum. Beşbinden fazla yorum aldım. Bu yorumların çoğunluğu destekleyici ve güzel yorumlardı çok teşekkür ederim.

Bazıları gizliden ya da açıktan iğneleyici mesajlar içeriyordu ve bazıları açık açık eleştiriydi. Onlarara da teşekkür ederim.

Bana istediğiniz herşeyi hakaret etmeden yazarsanız okurum.

Ama bazıları bana hakaret ettiler. Onlara hiç teşekkür etmedim. Yazdıklarını sildim. Hatta hakaretle başlayıp uzun yazanların, yazılarını okumadan sildim.

Bu yazıyı yazmamın sebebi aşağıdaki yorum. Yorum Frontal Cortex yazısına gelmiş. Eğer o yoruma cevap gelmeden önce ben görmüş olsaydım silecektim. Ama geç kaldım. Deniz ve Ebruli günlerdeyim cevap vermişler, size destekleriniz için teşekkür ederim.

  • aa, 4 Şubat 2010:
    “miğde” diye birşey yok, “mide” var
    “hafısa” diye birşey yok “hafıza” var

    beyninizi gereksiz bilgilerle doldurmadığınız çok belli

Sadece üst paragrafı yazıp yollasaydı yorumunu ciddiye alıp yazıyı düzeltecektim ama  ikinci paragrafta hakaret olduğu için düzeltmiyorum.

Eğer Crebro’da böyle bir yorum görürseniz lütfen ciddiye alıp cevap vermeyin. Genelde yorumların benim onayıma gerek kalmadan atılabilmesinin sebebi herkesin düşüncelerini söyleyebilme şansı olması. Eleştirebilirsiniz ama bana hakaret edemezsiniz.

Çok yazım hataları yaptığımı düşüneneler için de şunu söyleyeyim. Crebro bir gazete ya da dergi değil. Bir günlük. Amerika’da yaşayıp günün büyük bölümünü ingilizce konuşup, yazıp, okuyarak geçirdiğim halde elimden geldiğince okunabilir yazılar yazmaya çalışıyorum. Gün içinde okula gidiyor, ödev, ev işleri yapıyor, çalışıyor , çocuğuma bakıyor ve haftada bir iki defa Crebro’ya yazıyorum. Bütün bunlara yetişebildiğim için çok şanslıyım.

Ben her konuda herşeyi bilen  kusursuz bir insan olduğumu düşünmüyorum. Eğer rahatsız olduğunuz şeyler varsa yazın düzelteyim. Ama hakaretlerinizi sileceğimi ve ciddiye almayacağımı bilmenizi isterim.

Karşı Kaldırım

14 Ağustos 2009

elbise

Alison’un hayatımıza dahil olmasıyla birlikte Arel’in bakımını üç kişi üstlenmeye başladığımızdan beri kendime daha çok zaman ayırabiliyorum.

Genelde öğleden sonraları şehir merkezine gidiyorum.

Bir kafeye oturup düşünüyorum, okuyorum çiziyorum.

Güneşin öğleden sonra karşı kaldırımı aydınlatışını seyrediyorum. Trafik ışığında bekleyen insanları çiziyorum. Onların gülüşlerini, sabırsızlıklarını…

Vitrinlerdeki elbiselere takılıyor gözüm,  bakmaya her karar verdiğimde kendimi caydıracak bir bahane bulup gitmiyorum. Uzaktan istediğim kumaştan istediğim şekilde hayal ediyorum elbiseleri.

Biliyorum bakmaya gidince  büyü bozulacak.

Onları hayal ettiğim gibi çizerken, hayatın getirdiği ve kaçabilecekken kaçmadığım sorumlulukları düşünüyorum.

Mutlu oluyorum.

Zaten kaçsam ne farkederdi karşı kaldırımda başka sorumluluklar bekliyor olacaktı.

Ben o zaman güneşin altında yürüyüp, trafik ışığında durup,  kafede oturup çizim yapan kişiyi mi görecektim?

Gidip bakabilecek miydim  elbiselere ?

Lavabo Altı

18 Mayıs 2009

akrilik-resim

Sonsuz parçalı bulmacalar gibiyiz.

Yaşadıkça ve öğrendikçe  kendimize ait parçaları topluyoruz. Hazine avı gibi hangi parçanın bize ait olduğu ya da nereden çıkacağı belli değil.

En ilginç keşifler kendimizle ilgili olanlar.

Yaşadığım iyi ya da kötü deneyimlerle buluyorum bu parçaları.  Bazen burnumun dibinde oluyorlar bazen dünyanın bir ucunda.

Hayatta en korktuğum şey kendime ait bir konfor alanı yaratıp, kendi parçalarımı bulmaktan ve yaşamaktan vazgeçmek.

O zaman ihtiyarlarmışım gibi geliyor.

****

Yukarıdaki resim bana ait çok önemli bir parça. Yeni buldum : )

Yağmurlu bir sabahtı.

Hoca, seçtiğiniz herhangi birşeyin resmini yapmanızı istiyorum dedi. Ayakkabılar, porselen çaydanlıklar vb… bir çok şey seçebilirdim.

Ama asıl yapmak istediğim şeyin stüdyodaki lavabonun altı olmasının açıklaması yok. Ya da perspektif kullanmak istemememin. Ya da seçtiğim paletin.

Bu resimi yapmanın beni bu kadar heyecanlandıracağını tahmin bile edemezdim. Resim bittiğinde ben hayatımla ilgili çok önemli bir karar vedim. Şimdi akrilikle çalışırken yaptığım resimleri daha çok seviyorum.

Geçtiğimiz dönem yaptığım en iyi şey bu dersi bu hocadan almak olmuş.

Bizim Çözüme İhtiyacımız Var

30 Kasım 2008

Kariyeri ailesi olan kadınlar ve yorumlara cevap yazılarıma hala yorum gelmesi nedeniyle, gelen yorumlardan yola çıkarak bu konuda yeniden yazmaya karar verdim.

Bir annenin en çok ihtiyacı olan şey yardımdır herhalde bir de yalnız bırakılmamak.

Hepimiz çeşitli şartlarda anne olmak gibi ortak bir sorumluluğu yüklendiğimize göre birbirimize destek olsak daha iyi olacak.

Yorumların genelinden de anlaşıldığı gibi çalışmak zorunda olan ve kariyer yapan annelere kimsenin bir diyeceği yok. Benim anlamadığım konu çalışan kadınların genellikle çalışma hayatına sahip çıkması ama çalışma şartlarının iyileştirilmesi konusunda talepkar olmamasıydı.

Çalışan bir anne olarak bir yıllık ücretli izniniz olsa hiç değilse bir yıl bebeğinizin yanında olsanız iyi olmaz mıydı? Sürekli bebekle ilgilenmekte zorlanıyorsanız para kazanmaya devam ettiğiniz için bakıcı da tutardınız. Bebeğinizin başında durup sizin istediğiniz gibi büyümesini sağlardınız. Arada sevdiğiniz kitaptan parçalar okurdunuz ona hikayeler anlatır, bir bebek ne kadar öpülebilirse öperdiniz onu.

Ama siz yine de işe gitmenin sizin için daha uygun olduğunu savunuyorsanız bu yasadan eşiniz de yararlanıyor olsa kötü mü olurdu. Belki o çok isterdi bir yılını bebeğiyle birlikte geçirmeyi. Benim eşim gibi. Doktora yapıp çalıştığı halde günde altı saati oğluyla geçirip bütün gece çalışıp sadece bir kaç saatlik uykularla yaşamayı tercih eden bir baba o.

Bir önceki nesil zor şartlarda çalıştılar. Dışarıda çalışıp eve gelip bütün ev işlerini de üstlendiler. Yorgunluktan kendilerine ve çocuklarına ayıracak zamanları çok kısıtlıydı. Benim annem de çalışan annelerdendi. Küçükken onu çok özlediğimde kendimi teselli etmek için ben çocuğumu kimseye bırakmayacağım o beni böyle beklemeyecek derdim. Benim bana bakacak bir anneannem ya da bir akrabam olmadığı için çocukluğuma ait sıcak anılarım sınırlıdır.

Tabi o zamanı o şartlarla değerlendirmek gerekiyor ama şimdi çok şey değişti.

Eğitimli kadınların hepsi çok güçlüler. Bu bir önceki nesil sayesinde. Şimdi bizim de yüklenmemiz gereken sorumluluklar var. Çalışan anne babalar için yeniden düzenlenmesi gereken sosyal haklardan bahsediyorum.

Susmayın her yerde konuşun yeni düzenlemeler için bloglarımızda yazılar yazalım, kadın ve anne dergilerinde sesimizi duyuralım. Babaların da desteğini alalım.

Ve tekrar evinde bebekleriyle ilgilenen annelere dönersek. Herkesin kariyer yapmak ve para kazanmak gibi hayat beklentileri ya da zorunlulukları yok. Bazı eğitimli anneler işlerine bir kaç yıl ara verip bebekleriyle ilgileniyorlar. Benim tanıdığım anneler arasında avukat, sanatçı, genetik mühendisi vb… çeşitli mesleklerden bir çok anne var. Bazıları tekrar iş hayatına dönmeyi planlıyor, bazıları daha çok çocuk yapmak istedikleri için kendi birikimlerini sadece çocuklarına sunacakları bir hayatı tercih ediyorlar.

Ben hergün altı saatini bebeğiyle geçiren bir anne olarak onların bu tercihlerine saygı duyuyorum ve destekliyorum. Ve yaptıkları işin çok önemli olduğunu tekrarlamak istiyorum.

Çünkü bir bebeği büyütmek, onun altını üstünü değiştirip yemek yedirip uyutup sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılamaktan ibaret değildir. Üremekle insan yetiştirmek tamamen farklı şeylerdir.

Yorumlara Cevap

24 Kasım 2008

Kariyeri ailesi olan kadınlar yazımın yorum sayısına ve içeriklerine bakınca bu konuda yazmış olduğuma sevindim. Demek hepimizin söyleyecek çok şeyi varmış.

Gelen bütün yorumlar için teşekkürler. Benim gibi düşünmeniz gerekmiyor benim de sizin gibi. Bu nedenle farklı insanlarız ve farklı hayatlar yaşıyoruz. Bence bu güzel birşey.

Bir yorumu hakaret içerdiği için silmek zorunda kaldım. Sonra Arel’le kütüphaneye gittim, alışveriş yaptım, yemek hazırladım, yemekten sonra onunla oynadık. Bebeğime banyo yaptırıp yatırdım ve  yorumlara bir baktım ki herşey çığrından çıkmış. Sevgilim bile yorum atmış.

Başkalarının seçimlerini sevmeseniz de bu kadar kırıcı olmanız gerekmez. Siz öyle yaşamazsınız. Bebeğiniz olunca da bakıcı tutarsınız olur biter.

Hayatta tek bir doğru yoktur. Her anne kendi çocuğunu en doğru nasıl yetiştireceğine kendi karar verir. Bu onun çocuğuyla arasındaki ilişkidir. İlişkisinin nasıl olacağını kendi biçimlendirir.

Ben her zaman için annelerin bebeğin ilk yıllarını onun yanında geçirmesi gerektiğini savundum ve savunacağımda.

Ama kadınlar işi gücü bıraksın toptan herşeyden vazgeçsin eve kapansın gibi saçma sapan şeylerden bahsetmiyorum tabiki.

Zaten bir kadın çocuğu olacağı zaman uzun uzun ne yapmak istediğini düşünüyor. Kendi şartlarına göre karar verip istediği yöne gidiyor. Ben böyle süslü yazılar yazıyorum diye ertesi gün toplu istifa vermiyorlar :)

Ben de para kazanmak zorunda olan kadınlardanım. Arel’e babasının baktığı saatlerde ve geceleri bilgisayar başında çalışıyorum. Zorunda olmasam bu birbuçuk yılı daha çok uyuyup daha az sorumluluk alarak geçirmek isterdim.

Yazdığım hayat seçimleri Türkiye’nin yaşam şartlarına uymadı ama çalışan bayanların hiçbiri çalışma şartlarının iyileştirilmesi yönünde tek bir söz de söylemedi. Bir tek Anne ve bebişi İngiltere’de düzeltilmeye çalışılan şartlardan bahsetti. Zaten Avrupa’da bir çok ülkede iki yaşına kadar işinizi kaybetmeden bebeğinize bakabileceğiniz yasalar var. Amerika’da nüfus sorunu yok, o nedenle kadınları koruyan yasalar da yok.

Türkiye’de böyle yasaların çıkmasından önce cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldıracak önlemler ve yaptırımlar uygulanması gerekiyor. Yoksa kimse bir daha işe kadın çalışan almaz.

Ama gelen yorumlarda gördüğüm kadarıyla kadınlar kadınları daha fazla ezmeye çalışıyor. Çok fena! Bu şekilde haklarımızı nasıl savunuruz bilemiyorum.

Ben yine son satırıma evde ailesi için çaba harcayan annelerin de gereken saygıyı görmeleri gerektiğini yazacağım. Size işsiz denmesine izin vermeyin yaptığınız çok zor bir iş.