4 Haziran 2007

22 Mayıs gecesi saat on ikiye yaklaşırken, yeni açtığım pirinç cipsinden tam bir tane yemek üzere ağzıma yaklaştırırken ve sevgilimle uzun zamandır seyretmek istediğimiz filmi izlemek üzereyken suyum geldi. Hemen doktoru aradık ama evden çıkmamız iki saat sürdü. (Bu iki saat gerçek anlamında kullanılmıştır.)
Bizi önce izleme odasına (triage) aldılar. Testler yaptılar, bebeğin kalp atışlarına baktılar ultrasonda incelediler. Sancılarım olmadığı ve bebeğin hala yeterince suyu olduğu için sabah dörtte eve gönderdiler. Biz de bir güzel uyuduk.
23 Mayısta sabah kahvaltımızı yaptık. Öğleden sonra doktor randevumuz vardı, randevudan önce sancılar da 13 dakikada bir düzenli bir şekilde gelmeye başladı. Doktor ulturasonda bebeğin artık yeterli suyu kalmadığına karar verip bizi hastaneye yolladı. Eve uğrayıp hastane çantamızı aldık, biraz atıştırıp hastaneye gittik. Odamıza yerleştiğimizde saat öğleden sonra dörttü. Hastane odasının jaluzilerinden hafif bir güneş sızıyordu. Ben komik hastane gömleğinin içindeydim ve sevgilimle birbirimizin fotoğraflarını çekip eğleniyorduk. Bu arada sancılar düzenli olarak beş dakikada bir gelmeye başlamıştı. Doktor bu sancıların yeterli olmadığına karar verip suni sancı vermeye başladı. Bu sırada kendimle ilgili yeni birşey daha öğrenmiş oldum benim ağrı eşiğim yüksekmiş. Uzun saatler bu ağrıların dayanılmaz olduğunu düşünmedim ama doğuma enerjim kalsın diye epidural istedim. Epidural yapıldıktan sonra sancılardan ne kadar çok yorulmuş olduğumu farkettim. Bu sırada biraz uyuma fırsatım oldu. Saatler hastaneye yattığımdan itibaren o kadar çabuk geçiyordu ki inanamıyorduk. Bana sürekli serum ve suni sancı (pitocin) veriyorlardı. Monitörden sancıları ve bebeğin kalp atışlarını takip ediyorduk. sancıların süresi ve şiddeti arttıkça bebeğimizin kalp atışları düzensizleşmeye başladı. Bu nedenle pitocini azalttılar.

24 mayıs sabah saat altı civarında, bu kadar saate rağmen açılma sadece yedi cm. di. Doktor bebeğin kafasının duruşunun doğum için uygun olmadığına karar verince hemşire sevgiliminde yardımlarıyla bana çeşitli hareketler yaptırmaya başladı. Sonra birden ateşim yükselmeye başladı. Su geldikten sonra en büyük risk enfeksiyon ihtimaliydi, malesef o da oldu. Bunun üzerine bana ateş düşürücü ve antibiyotik vermeye başladılar. Saat yedi civarlarında doktorum tekrar geldi. Ben artık itmeye başlayacağım diye düşünürken o gayet ciddi bir ifadeyle şu açıklamayı yaptı:
Bebeğin duruşu nedeniyle onu itmeye başlaman mümkün değil, uterusun yoruldu ve artık kasılmaların düzensizleşti. Neredeyse yok denecek kadar azlar, bebeğin kalp atışları düzensizleşti, yorgunsun ve üstelik mikrop kaptın. Normal doğum yapma ihtimalin yok. Seni sezaryana almak zorundayız.
Normal bir doğum yapıp bebeğimi kucağıma almak onunla zaman geçirmek istiyordum. Doktor odadan çıkınca ağlamaya başladım ve ben tam ağlamaya başlamıştım ki benim doktorum ve ameliyata girecek tüm ekip içeri daldılar. Bir sürü insan hızla beni ameliyata hazırlıyordu. Bir yandan da kimi sarılıyor, kimi teselli ediyor, kimi elimi tutuyordu. Ağlıyor olduğum için utancımdan ölecektim. Bütün bunlar çok hızlı oldu. Üstelik okumadan bir kaç belge bile imzalattılar bu arada. Belgede ne yazdığını açıklıyorlardı hızla, ben de imzalıyordum. Ameliyatta kollarımı bağlamamalarını istedim, bağlamadılar. Sevgilim yanımda bana destek oldu. Bebeğimiz doğunca mikrop kaptığım ve onu da beni de ayrı özel bakım ünitelerine gönderecekleri için sevgilimin ısrarıyla bebeğimizle beş dakika geçirebildik.
Hastanede dört gün yattım ve bu süre içinde özellikle hemşireler melek gibiydi. Hastanede kaldığım dört gün boyunca sevgilim hep yanımdaydı ve bebeğimize birlikte baktık. Sevgilim sayesinde yaşadığım zorlukların kolayca üstesinden gelebildim.
Doğumun normal başlayıp sezaryanla sonuçlanmasının en kötü yanı toparlanmakta zorluk çekmem oldu. Çok uzun süre aç ve uykusuz kaldım. Günlerce serum verdiler ve hastaneden çıktığımda hamile kıyafetlerime giremeyecek kadar şişmiştim. Hala güçlü ağrı kesiciler olmadan yataktan çıkamıyorum. Ama her acı arkasında iz bırakmadan geçip gidiveriyor. Kucağımda bebeğimle hayatımın en güzel günlerini yaşıyorum.
8 Mayıs 2007

Bu fotoğraflar arka bahçemizdeki ağaçlardan. Geçen hafta yukarıdaki gibi tomurcuktular, bu hafta açtılar. Ben elimde fotoğraf makinası, güneşli günlerin getirdiği güzellikleri hatıra yapmaya uğraşıyorum.
Sevgilimle sabah akşam evimizin ve bebeğimizin eksiklerini tamamlamak için çabalıyorduk. Artık eksik gördüğümüz herşey tamam. Ama bizim akıllar biraz yarım. Geçenlerde farkettik ki biz bebeğimiz dışında konuşmaz olmuşuz. Bu nedenle yapay konular yaratıp, sırf değişiklik olsun diye başka konular bulmaya çalışıyoruz. Bu konular da ancak bir kaç dakika idare ediyor haliyle.
Bir de konsantrasyon sorunumuz var ki ikimizin hayatı da felç bu nedenle. Bende bu uzun zamandır vardı. Sınav zamanı ders çalışırken beş dakika dersle ilgileniyorsam, yirmi dakika aklım bebekle ilgili konulara gidiyordu. Nasıl geçtim hala inanamıyorum. Şimdilerde sevgilim de aynı durumda. Yazması gereken bir makale, hazırlaması gereken bir sunum ve üzerinde çalıştığı bir proje var ama aklı bebekte. Sürekli dağılan ilgisinden yakınıyor ve elinde bebek bakım kitaplarıyla dolaşıyor :) Sonra oturup kitaptan öğrendiklerimiz üzerine konuşurken buluyoruz kendimizi. Yani son haftalara yaklaştıkça heyecan arttı ikimizde de.

1 Mayıs 2007

Günler dışarıda yürüyüşler yapıp, arka bahçede örgü örmekle ve kitap okumakla geçiyor. Asıl örgüleri anneannesi ve babaannnesi tarafından hazırlandı ama annesi de bebeğine sonbahar için bir panço ördü. Akşamları da uzun saatler çizim yapıyorum, zamanı yavaş ve tadını çıkartarak kullanıyorum.
Sonunda geçen gün hastane turumuzu da yaptık. Hastane hiç hastaneye benzemiyordu. Özellikle de doğum kısmı. Ne ortalıkta koşuşturan personel vardı, ne anonslar, ne sürekli çalan telefonlar, ne de hastane kokusu. Herkes huzur içinde çalışıyordu. Görevli bize doğum bölümünü gezdirirken hastaneden çok otele benzeyen dekorasyon beni rahatlattı.
Sürekli bebek gelişimi ve bakımıyla ilgili kitaplar okuyorum. Yeni doğmuş bebeklerle ilgili bütün yayınlarda mutlaka rastladığım “bebeğin ilk saati” yazıları beni çok heyecanlandırıyor. Kitaplarda, eğer yaşayabilirseniz bu zamanın nasıl güzel bir mucize olduğunu anlatıyorlar. Bebeğin ilk doğduğu saat, bilincinin en açık olduğu zaman olarak kabul ediliyor. Anne, baba ve bebek arasında gelişen bağlılık açısından en önemli zaman dilimi. Eğer tıbbi bir gereklilik yoksa bebeğinizi doğar doğmaz kucağınıza veriyorlar.
Hastane turunda da görevli, bu mucize saatte bebeğinizi kucağınıza bırakır, bir saat ortadan yok oluruz dedi. Bu bir saatin sonunda bebeğiniz yorulur, o zaman biz geri dönüp onu sizin yanınızda temizler, gerekli bakımlarını yapar, giydirir ve size veririz dedi. Siz istemediğiniz sürece biz bebeğinizi gözünüzün önünden ayırmayız. Bunları duymak bizi çok rahatlattı. Umarım bu mucize ilk saati yaşayabiliriz. Böylelikle turumuzu tamamladıktan sonraki birkaç gün içinde hastane çantamızı da topladım.
Bebeğimizin ilk haftalarında giyeceği giysileri elimde yıkadım. İnsan giysi yıkadığı için mutlu olurmu ? Olurmuş ! Sonra o küçük giysileri ütüleyip çekmecelere yerleştirdim. Babasıyla birlikte odasını düzenledik. Artık odası da hazır. Gerçi en az altı ay bizimle aynı odada kalmasının daha iyi olacağını düşünüyoruz. Yani odasındaki mobilyalar yakında bizim odamıza gelecekler :)
22 Nisan 2007

Herşey çok sevdiğimiz bir yakınımız olan Burcu Hanımın bize baby shower partisi düzenlemek istemesiyle başladı. Burada adet böyle. Bir bayan arkadaşınız ya da yakınınız parti düzenliyor sizin için.

Burcu hanım da partiyi büyük ve şık evinde düzenledi. Davetiyelerden peçetelere, balonlardan ikram edilecek menüye kadar herşeyle o ilgilendi. Güzel peynir tabaklarından ve zevkle süslenmiş sofradan gözümüzü alamadık. Bu nedenle bir kaç fotoğraf yayınlamak istedim.

Biz sadece arkadaş listemizi verdik. Ama partide sekiz kişilik bir Türk ekibinin de olduğu göz önünde bulundurularak mercimek köftesi, kısır, muhammara, humus ve mangalda sucuk da yapıldı :) Türk Sucuğunu Amerikalı ve Çinli arkadaşlarımız da yedi. Hatta ben onlar daha çok kırmızı et ve balık yerler de sucuk bizlere kalır diye düşünüyordum, yanılmışım. Yakın bir zamanda biz Türkler tekrar toplanıp mangalda sucuk partisi vermeyi düşünüyoruz.

Yemekler yendikten sonra sevgilimle ortaya oturup bebeğimize gelen hediyeleri açtık. Her açtığımız hediyede ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Sonra pastalarımızı kestik ve haftalardır ilk defa bu kadar güneşli bir bahar gününde arkadaşlarımızla bahçede ve evde harika zaman geçirdik. Bu parti bebek partisinden çok bahar partisi güzelliğindeydi.

Önümüzdeki hafta sınav haftası olduğu için herhalde ben derslerden kafamı kaldıramayacağım. Ama ondan sonraki hafta tamamen özgür günler başlıyor…
6 Nisan 2007

Yukarıdaki resime bakınca karnımı biraz küçük çizmiş olduğumu farkettim. Aslında böyle görünmüyor. Hatta araba kullanırken kollarımın direksiyona zor ulaştığını söylemeliyim. Araba değil, kamyon kullanıyorum sanki :)
Sağlık durumumda pek bir değişiklik yok ama alıştım bu şekilde yaşamaya. Gerçekten de insan herşeye alışıyor. Keyfim tekrar yerine geldi. Günleri daha yavaş geçiriyorum ve her fırsatta karnımla konuşuyorum. Hayatımda ilk defa yetişemediğim şeyler için bir bahanem var. Bu nedenle yapmam gereken ve yetiştiremediklerim için kendimi üzmüyorum. Hayatımda ilk defa!!!
Off ne rahatlık, ne mutlulukmuş azıcık tembellik yapmak.
Doktorum çocuk doktorunu seçtiniz mi diye soruncaya kadar ben hayatı hafif rüzgar esintisi şeklinde kaygısızca yaşıyordum.
Aylardır doktor araştırıyoruz. Doğumdan önce doktora karar vermeniz gerekiyor. Doğumdan sonra ilk yirmi dört saat içinde bebeğin doktoru gelip kontrollerini yapıyor. Sonrasında da rutin kontroller ve aşı takvimine göre randevularını verip bebeğin sağlık durumunu takip ediyorlar. Aslında çok önemli bir işlevleri daha var. Her ihtiyacınız olduğunda ofisini arayıp bilgi alabiliyorsunuz.
Ben doktor araştırıken aynı zamanda bilmediğim bir çok şey de öğrenmiş oldum. Mesela Amerika’da doğan erkek bebeklerin yüzde sekseninin ilk bir hafta içinde sünnet oldukları gibi. İlk öğrendiğimde rakamın yüksekliği beni çok şaşırtmıştı. Biraz araştırınca bunun dini, kültürel ve sağlık nedenleriyle bu kadar yüksek oranlarda olduğunu öğrendim. Çoğunlukla bebekler ilk yirmi dört saat içinde sünnet ediliyorlar. Bebek ne kadar küçük olursa, iyileşme sürecinin o kadar hızlı olduğu yazıyor her yerde.
Doktor araştırırken sünnet konusuyla karşılaştığımdan da anlaşılacağı gibi, sünneti çocuk doktorları yapıyor. Bunun üzerine doktor konusu daha da önem kazandı. Deneyimli ve sünnet yapan bir doktor aramaya başladık. Sonunda, geçen hafta içinde bir tanıdığımızın tavsiyesiyle doktoru da bulmuş olduk.
Artık son olarak hastane çantamı hazırlamam gerekiyor. Konu sadece çanta toplamak olsa hemen yapacağım ama almam gereken bir sürü şey var.