3 Nisan 2007

Dört hafta kadar önce belimde sürekli ağrılar hissediyordum. Ama hamileliğin en klasik şikayetlerinden biri olduğu için fazla ciddiye almayıp o ağrıyla yaşamaya başladım. Ağrılar başlayalı bir hafta olmuştu ki, bir gece hiç uyuyamadım. Sabah ağrılar nedeniyle yerimde duramıyordum ve sağ bacağım tamamen uyuşmuştu. Doktora gittik, bebeğin karnımdaki duruşu nedeniyle sinirlere baskı yapıyor olabileceğinden bahsetti. Siyatik ağrıları için ağrı kesici verdi. Bu ilaçların bebeğe hiçbir zarar vermediğini söyleyip, yapılan araştırma sonuçlarını kanıt göstererek beni rahatlatmaya çalıştı. İki gün aldım ilaçtan sonra tekrar ağrıyla yaşamaya devam ettim.
Sonraki hafta bir gece hayatımda hiç çekmediğim bir ağrı çekiyordum. Gidip ilaç aldım, hiçbir işe yaramadı. Hatta artık yürüyemiyordum. Ertesi gün tekrar dotora gittim. Doktor uzun bir incelemeden sonra aslında ağrının siyatik değil, kalça kemiklerinin eş zamanlı hareket etmemesinden kaynaklandığını farketti. Bu durumun da hamilelik hormonlarıyla ilgili olduğunu, sık görüldüğünü söyledi. Bu sefer yazdığı ilaç çok güçlüydü. Bebeği etkileyeceğini bildiğim için satın bile almadım.
Yarın yine doktor randevum var ve bir kaç güne kadar fizik tedaviye başlayacağım. Kemiği eski yerine getirmeye çalışacaklarmış. Ben bu arada yaklaşık iki haftadır koltukta oturarak uyuyorum. Yatmak çok fazla ağrıya neden oluyor.
Tabi doktorun tavsiyesiyle izne de erken ayrılmak zorunda kaldım. Bir ay daha çalışmayı düşünüyordum. Artık evde oturup, hergün yaklaşık on saat çizim yapıyorum. Arka bahçeye oturup kitap okuyorum. Yukarıdaki polimer kil çalışmamı da evde olduğum bir gün yapmıştım.
Günler sakin geçiyor ve hala yürüyebildiğim için çok mutluyum. Yürüyemeseydim bile bebeğimiz için herşeye değer.
Hayatımda hiç ciddi bir hastalık geçirmemiş ve acı çekmemiş bir insan olarak söyleyebileceğim tek şey: fiziksel acı geçtiği anda unutuluyor, asıl kötü olan ruhsal acılar. Ruhsal acıların geçmesi için zamana ihtiyaç var.
24 Mart 2007

Derste uzman anlatıyor;
Doğum normal bir olaydır aslında bir terslik olmadığı sürece doğum yaparken doktora ihityacınız olmaz. Doktor sadece doğum sırasında ve sonrasında oluşabilecek sıkıntıları gidermek amacıyla var. Yine de ilk doğumda doktorunuzun yanınızda olmasını tavsiye ederiz diyor. Bunu demesinin sebebi, Amerika’da bir çok kadının doğumu evde yapmayı seçmesi. Hastanenin hastalar için olduğunu düşünüyorlar.
Doğumu iki ebeyle evlerinde yapıyorlar. Evlerinin rahat ve huzurlu ortamında tanımadıkları kimseyle karşılaşmak zorunda kalmadan. Tecrübelerini anlatırken doğum değil, mistik bir ayinden bahsediyorlar sanki. Ben, böyle bir doğum yapmaya cesaret etsem bile bebek doğduğunda acil bir müdahale gerekebileceğini düşünerek pek sıcak bakmıyorum.
Sonra sırada epidural düşmanları var. Binlerce yıl kadınlar normal doğum yapmışlar, ne diye doğum yaparken ilaçlara sığınıyorsunuz diye kızıyorlar epiduralle doğum yapan kadınlara. Üstelik epiduralden sonra sırt üstü pozisyon dışında hiç bir pozisyonda doğum yapamayacağınızı ve bunun da doğumun uzamasına neden olacağını savunuyorlar.
İşte burada uzman, doğumun son aşamasına nasıl hazırlanılacağını anlatmaya başlıyor. Doğumun son aşamaya gelmesine yani bebeği itmeye başlayana kadar yaklaşık 6-12 saat kadar sancı çekiyorsun. Bu zamanı geçirmek için odanızda doğum topu, jakuzi, banyo, tuvalet, televizyon ve CD çalar olacak. Sevdiğiniz müzikleri dinleyip isterseniz hastanenin içinde yürüyebilirsiniz. Doğuma yanınızda iki kişi getirebilirsiniz. Bunların akrabalık dereceleri farketmiyor. Eğer önceden haber verirseniz, odanıza sizinle dua edebilecek, dininize uygun birini yolluyorlar. Odanıza doktorunuz ve gerekli birkaç personel dışında kimse girmeyecek, sizi rahatsız etmeyeceğiz diyor.
Sancılarınız dayanılmaz olursa 24 saat açık anestezi merkezi, siz epidurale hazır oluncaya kadar bebeğinize zarar vermeyecek ve uyumanızı sağlayacak ilaçlar verecekler. Bize öğrettiği nefes alma egzersizlerinin sadece epidural alıncaya kadar gerekli olduğunu, epiduralden sonra ağrı hissetmeyeceğimizi anlatıyor.
Ve bombasını sona saklıyor: Eğer epidural anestezi isterseniz, kulandığımız yataklar özeldir, sırt üstü yatıp doğum yapmak zorunda değilsiniz. Yataklarımız yerçekiminden yararlanıp bebeği itmeniz için özel tasarlanmıştır. Size doğum süresince yiyecek vermeyeceğiz ama meyveli buzlar ve lolipoplar vererek enerji almanızı ve serin kalmanızı sağlayacağız.
Eğer sezaryan gibi bir talihsizlik yaşarsanız ki bu size en zor durumda uygulanacak şey olacaktır, lütfen üzülmeyin. Burada sezaryan öyle büyük bir talihsizlik olarak algılanıyor ki, çoğu kadın sırf bu nedenle postpartum depression denilen doğum sonrası depresyonuna giriyorlar.
Bütün bu “hizmette sınır yoktur” yaklaşımının tek nedeninin kadınların yıllarca vazgeçmeden çabalamasının sonucu olduğunu düşünüyorum. Kadınlar, kendileri ve bebekleri için en sağlıklı yöntemleri öğrenip bunların hizmete dönüştürülmesi için sigorta şirketleri, doktorlar ve hastanelere baskı yapıyorlar.
Doktor randevularında eğer yanlarında birini istiyorlarsa doktor buna karşı çıkamıyor. Doğumda çoğu hastanede (benim kalacağım hastane de bunların arasında) sezaryan operasyonlarında bile istedikleri kişi yanlarında oluyor. Ve sezaryan operasyonlarını epiduralle yapıyorlar ki doğum sırasında anne, yanındaki kişiden destek alsın ve bebeğini doğar doğmaz görebilsin. Ayrıca genel anestezi daha tehlikeli bulunuyor.
Eğer hamilelik, doğum ve sonrası için bilgi edinmek isterseniz Türkçe olarak Gebelik ve Annelik sitesini öneririm.
Bir kaç tane doğum seyretmek (suda, epiduralle, sezaryan vb..), hamilelik ve çocuk bakımıyla ilgili bigi almak isterseniz Baby Center‘a bakabilirsiniz.
13 Mart 2007

Bilmemenin ve belirsizliklerin insanı korkutup köleleştirdiğini düşünmüşümdür. Bu durum size hep kendi yolunu dayatır. Kendi yolunuza gitmenizi engeller. Sizi genelleyip istemediğiniz sonuçlar almanıza neden olur.
Ölçü belirtilmememiş yemek tariflerini bile yapamam ben. Yaptım mı da hep çok başarısız olur. Biri karşıma geçip tarifin en sonunda alabildiğince un dedimi o tarif orada biter. Önce gözümün önüne korkunç büyüklükte bir kazan gelir sonra o kazandan unlar taşmaya başlar. Hayalimde bütün mutfak ve ben tamamen una bulanmışken doğru kıvamı hiçbir zaman bulamayacağımı düşünürüm.
Bu aslında ön yargılı olmaktan kaynaklanmaz. Daha önce denemekten ve korkuç sonuçlar almaktan kaynaklanır. Oysa mutfağımda mis gibi hamur da yapabilen bir ekmek makinam vardır. Ölçülü yaptığın zaman yapamayacağı hamur da yoktur ama alabildiğine un ne büyük bir belirsizlik ve korkudur.
Hafta sonu doğum kursuna gitmeden önce de doğum benim için alabildiğine un gibi birşeydi. Aylardır doğum hakkında kitaplar dergiler okudum, birçok doğum seyrettim. Bu konuda sayfalarca yazacak kadar bilgiye bile sahiptim. Ama yine de hafta sonu kursa gidene kadar herşey benim için çok büyük belirsizlikti.
Tuttum sevgilimi elinden, aldık yanımıza iki yastık ve bir battaniye, gittik kursa.
Neymiş? Biz anne baba olacakmışız.
Dersin verildiği sınıfta yaklaşık yirmi hamile daha vardı ve benim ilgimi çeken ilk şey hepimizin karın yapılarının çok farklı olmasıydı.
Çok eğlenceliydi ders. Doğum, doğum sonrası ve bebeğin ilk günleriyle ilgili çok şey öğrendik. Eğer böyle bir ders almayı planlıyorsanız size tavsiyem doğumu yapacağınız hastaneden almanız. Böylelikle doğum sırasında ve sonrasında hastanenin ne tür uygulamaları olduğunu da öğrenmiş oluyorsunuz.
9 Mart 2007

Size hiç söyleyen oldu mu hamileliğin ne kadar zor olduğunu ?
Bana kimse söylememişti de ben söyleyeyim dedim.
Özellikle de yedinci aya yaklaştığım şu günlerde kendimi sürekli sırt üstü düşmüş kaplumbağa gibi hissediyorum.
Sanırım yedinci aya ulaşmadan doğum kilosuna ulaşmış olmaktan kaynaklanıyor bunlar :) Doktoruma göre herkesin metabolizması farklı, bu nedenle kiloları fazla umursamamalıymışım. Yukarıdaki fotoğrafı dün çektim. Karnımın büyüklüğü budur.
Bu hafta sonu sevgilimle doğum derslerine (lamaze) gideceğiz. Hamile kaldığım günden beri tanıdığım herkesin ve doktorumun mutlaka katılmalısın dedikleri bir kurs. Bakalım neler öğreneceğiz. İkimiz de bu aralar doğum konusunda çok heyecanlanmaya başladık. Ben doğumu acaba suda mı yapsam diye düşünürken sevgilimin ve doktorumu tanıyan bir arkadaşımın, eğer doğumu suda yaparsam doktorumun doğum esnasında suya düşüp boğulabileceği yönünde yaptıkları espiriler sonucunda (Bu şakayı birbirlerinden habersiz yapmaları da ayrı bir komikti.) doğumu suda yaparsam zaten gülmekten ben boğulabilirim diye düşünmeye başladım. Doktorum biraz kilolu ve yaşı ilerlemiş olabilir ama kendisi harika biridir.
Geçenlerde hamilelikte beslenmeyle (The Pregnancy Diet) ilgili bir kitap okudum. Biraz geç kalmış olabilirim ama olsun. Orada doğum yapmış kadınlarla doğum yapmamış kadınlar arasında yapılan bir araştırma vardı. İlerleyen yaşlarda doğum yapmış kadınlar yapmayanlardan sadece birbuçuk iki kilo kadar fazladır yazıyordu.
Son zamanlarda çevremde doğum yapmış bir çok kadın var. Hepsi de en geç altı ay içinde hamilelikten önceki kilolarına döndüler. Araştırma doğru olmalı.
Eskiden, nasıl olmuşta aklıma bir şekilde yerleşmiş bilmiyorum. Hamileliğin ve çocuk doğurmanın vücuda zarar verdiğini düşünürdüm hep. Hatta bir şekilde her bebek annenin vücudundan bir şeyler götürür şeklinde yazılar bile okuduğumu hatırlıyorum. Belki bunu çok fazla ve sık doğum yapan kadınlar için yazmışlardır kim bilir.
Aslında gerçek şu ki, kadın vücudu sadece çocuk yapmak için programlanmış bir yapı. Vücuttaki her türlü işleyiş tek bir amaca hizmet ediyor. Bebek yapmak.
Eğer çocuk istemezseniz, ki herkes anne olmak zorunda değil, o zaman kendinize daha iyi bakmanız gerekiyor. Çünkü göğüs ve rahim kanseri olma riskiniz doğum yapmış kadınlara oranla yüksek.
23 Şubat 2007

Senin için hissettiklerimi yazmak çok güç. Bir elim sürekli, basket topu yutmuşum gibi görünen karnımın üzerinde ve ben nereye sen oraya.
Seninle günlerimiz okulda kütüphanede geçiyor. Ödev yapıp, bitirmem gereken proje için çalışıyorum. Sıkılma diye sana akşamları masallar okuyorum yüksek sesle. Birlikte opera dinliyoruz. Biliyorum sen de benim gibi en çok eğitimli insan sesini seviyorsun. Okula götürüyorum seni canlı caz, piyano dinlemeye. Baban fırsat buldukça ud çalıyor.
Anne karnındaki minnacık bir bebeğin dışarıdaki dünyaya verdiği tepkiler ve iletişime bu kadar açık olman bizi çok şaşırtıyor.
Aramızdaki ilişkide duygularımızı sözsüz bir anlatımla birbirimize hissettiriyoruz. Gün içinde seninle ilgili ne çok hayal kuruyorum. Baban geçen gece, eskiden hep seni düşünürdüm şimdi bir seni bir bebeğimizi düşünüyorum bütün gün aklım ikinizde dedi.
Zaten babanın ellerini nasıl tanıyorsun anlayamadık ama o karnıma dokundumu hemen tekmelemeye başlıyorsun. Sözsüz iletişimin gücü hissedilenlerin tümünü açıklayabiliyor.
Hamileliğim ilerledikçe insanlar bana çok iyi davranmaya başladı. Tanıdık tanımadık herkes yardımcı olmak istiyor. Geçen gün derste ayakkabımın bağı çözüldü. Her geçen gün ayakkabı bağlamak zorlaştığı için üşenmiştim bağlamaya. Sınıf arkadaşlarımdan biri sen eğilme ben bağlarım deyince çok şaşırdım. Bunun gibi o kadar ilginç örnekler var ki.
Özellikle de insanlar karnıma bakarak konuşuyorlar :) Yani benimle değil seninle konuştukları için yukarıda ki resmi bluzumun üzerine baskı yaptım. Bu baskıyla karnım bir görüntüye kavuştuğundan beri sürekli baskı için sipariş geliyor.