Okyanus mu Orman mı?

31 Ocak 2007

alisveris.jpg

Artık bebeğimize hazırlık yapmaya başladık. Önce yatak, çekmeceli dolap ve alt değiştirme masası üçlüsü olarak bebek odası temel mobilyalarını aldık. Sevgilim onları bebeğimizin odasına yerleştirdi. Sonra çıkıp baby shower partisi için giysi ve oyuncak seçmeye karar verdik (Baby shower burada bebek doğmadan önce ya da sonra bebek için yapılan parti). Ama insan o minicik giysileri, renkli oyuncakları görünce gözü dönüyor. Her elimize aldığımız minik şey için ayrı tonda bir ayyy ve hiii gibi anlamdan uzak sesler çıkardık durduk. En beğendiklerimizi de almadan yapamadık. Kız bebek bekleyenler giysi konusunda ne kadar şanslı olsa da erkek bebekler için de çok yol katedildiğini söylemeliyim. Bu kadar güzel giysiler bulabileceğimi tahmin bile edemezdim. Ne diyelim markalar ve tasarımcılar çok iyi çalışıyorlar.

Şimdi bebeğimizin odasını tasarlamaya başladım. Ben okyanus altı görüntüsü olsun, bir sürü renkli balıklar ve mercanlar çizeyim istiyorum. Sevgilim ise ormanlık olsun, ağaçlardan sarkan maymunlar ve ortalıkta gezinen filler çizeyim istiyor. Sonunda odanın yarısını yeşile diğer yarısını maviye boyayıp ormanla okyanus arası bir şey yapacağız herhalde :) Ortada benim duvar boyası solumamam gerektiği yönünde bir gerçek olduğu için bu boya işi nasıl olacak bilmiyorum ama ben akrilik boyayla kanvasa balıklar çizmeye başladım bile.

Beklenen Haber

11 Ocak 2007

Sabah saat büyük güne çalarken itiraf ediyorum ki heyecanla yerinden fırlayan kişi ben değil babandı. Biz seninle ikimiz artık ağırlaşmaya başladığımız için onun kadar çevik değildik. Önce aylık doktor görüşmesine gittik. Doktorumuz benim aldığım kilolardan, senin gelişiminden ve test sonuçlarından çok memnundu. Gözlüklerini yarıya indirip üstünden gülümseyerek bakarken herşey yolunda hiçbir sorun yok dedi ve elime yaptırmam gerereken yeni bir test listesi daha verdi. (Kan aldırıp glikoz içmekten sıkılmadım desem yalan olur.)

Sonunda seni görmemize bir saat kalmıştı. Baban ultrason merkezinde beklememizi önerse de hissettiğim heyecan o bekleme salonunda bir saat geçirmek için çok fazlaydı. İçeri girer girmez ben burada bir dakika oturamam deyip dışarı çıktım. Yakınlardaki bir kafede az kahveli ve bol karamelli ve sütlü sıcak kahvemi içerken sen karamelin enerjisiyle karnımda hareket edip tekmelemeye başlamaştın bile.

Bir gün bu günün ne kadar güzel ve aydınlık bir sabah olduğunu unuturmuyum acaba?
Büyük ekranda seni gördüğümüzde bile gerçekliğine inanmanın ne kadar zor olduğunu düşünüyordum. Benim minik bebeğim.

Beynine, kalbine, kalbinin odacıklarına baktılar. Böbreklerinin çalışıyor olduğunu gösterdiler bize. Ayaklarını gösterirlerken sen tekmeledin :) Omurganı gösterirlerken taklalar atıyordun. Tatlı bebeğim benim.

Annen ısrarla emin misiniz, şimdi herşeyi mavi olur da kız olursa hoş olmaz demiş. Fotoğrafını çekip anne karnında cinsiyetini belgelemişler. Bize de çerçeveleyip asmak düşer artık :) Yakışıklı bebeğimiz bizim.

Karate Çalışmaları

27 Aralık 2006

tekme1.jpg

Benim avokado büyüklüğündeki bebeğim. Dün gece bilgisayarın başına oturmuş, senin sevdiğin meyveleri yiyip, çizim yaparken ilk tekmeni hissedince şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim. Bütün gece aralıklarla sürdü tekmelemelerin.

Senin tekmelerinle birlikte hayatımda hiç tanıdık olmayan duyguları hissederken buldum kendimi. Hayat yaşadığın sürece öğrenerek ilerlediğin bir yolculuk. Birşeyi duymuş olmakla yaşamış olmak çok farklı.

Benim sevgili kara kuşak karatecim.

Meyve Bebeği

20 Aralık 2006

bebek.jpg

Aylardır karnıma dokunup seninle konuşuyoruz. Duymadığını bilerek ve hissetmeyeceğini tahmin ederek. Geçen haftalarda küçük kıpırdanmalarla bizde yarattığın heyecan, yerini iletişim kurmaya dayalı bir oyuna verdiğin tepkilerin şaşkınlığına bıraktı. Bir kaç gündür özellikle babanla çok şirin bir oyun oynuyorsun. Baban parmaklarını karnıma değdiriyor, sen onun parmaklarının olduğu yerde kıpırdıyorsun. Sonra parmaklarını karnımda başka bir yere değdiriyor, gidip orada kıpırdıyorsun.
Aramızdaki bu iletişim doğmamış olsan da evde üç kişi olduğumuz anlamına geliyor.

Pek de meyve sevmeyen annene hamileliğinin başından beri her çeşit meyveyi bolca yedirdiğin için mevye şekeri var senin yapı taşlarında.

Sen çok tatlı bir bebeksin!

Bu ay doktor kontrolü yine aynı güzel cümleyle bitti. Herşey yolunda, hiç bir sorun yok. Bilemezsin bu cümle bizi ne kadar mutlu ediyor. Umarım bütün anneler hep bu cümleyi duysun.

Bebek Taşıyıcısı

6 Aralık 2006

pj.jpg

Dün giysi dolabımın içinde uzun bir inceleme yaptım, sonuç kışlık giysilerimi valizlere doldurup en alt kata taşımak oldu. Yerlerine yeni aldığım hamile kıyafetlerimi yerleştirdim. Aslında bütün kışı geçirebilecek kadar giysi almış olsam da dolabın içinde gözüme ne kadar az ve zavallı göründüler.

Ama hayal kırıklığını gece rahatsızlık içinde uyandığımda yaşadım. Artık yumuşak pijamalarımın içinde de rahat edemiyordum. Evimizin bebek taşıyıcısı olarak seçtiğim bu yolda bu da mı gelecekti başıma?

Pijamalarım. Benim takıntılarım.

Pijama, hani şu iki parçadan oluşan. Rengarenk, faklı desenlerde ve kumaşlarda olan güzel kolleksiyon. Evde kaç tane olduğu farketmeden dayanamayıp alınmaya devam edilen. Giyildiği zaman her biri ayrı bir mutluluk veren.

Panikle yataktan kalkıp internette pijama aramaya başladım. Birkaç tane buldum ama herhangi bir şey değil ki bu, bir türlü spariş veremedim. Benim onu görmem, dokunmam lazım.

Gecenin üçü olduğu ve ben çok yorgun olduğum için düşüncelerim nasıl gelişti de gidip sevgilimin giysi dolabından tişörtlerini pijama olarak hedef edindim bilmiyorum. Ama üzerinde çok güzel bir illustrasyon olanını aldım ve giydim. Nasıl mutlu oldum anlatamam. Kumaşı güzeldi, neredeyse dizlerime kadar geliyordu, boldu, rahattı. Bir kaç tişört daha alıp kendi dolabıma yerleştirdim. Artık huzur içinde uyuyabilirdim ve uyudum da. Tek sorun onun bu fikri sevip sevmeyeceğiydi. Sabah uyandığımızda sevgilim üzerimde kendine ait tişörtü görünce çok sevindi. Ona ait birşey seçmiş olmam onu mutlu etti.

Böylelikle hamile pijaması almak yerine sevgili tişörtleri giymeye karar verdim.