12 Ağustos 2008

Yaklaşık üç ay önce Amerika’da bir ajansla çalışmaya başladım.
Benim gözümü diktiğim ajanslardan biri olmadığı için bana çıkaracağı işlerden de pek umutlu değildim. Ama işler beklediğimden daha büyük ve beklemediğim sıklıkta gelmeye başlayınca Crebro için çizemez oldum.
Hafta sonu oturduğumuz sitede korsan pikniği vardı. Bu piknikleri üç yaş ve üzerindeki çocuklar için yaptıklarından Arel’i götürmeyi düşünmemiştim. Arkadaşlarım piknik çok eğlenceli oluyor mutlaka gidelim deyince gitmeye karar verdik.
Gerçekten de çok eğlenceliydi. Bütün çocuklar ve bazı büyükler korsan gibi giyinmişlerdi. Büyük parkın çeşitli yerlerine defineler gömmüşler çocuklara haritalar ve ip uçları verip defineleri bulmalarını istiyorlar.
Üzerlerinde korsan kıyafetleri olan büyük çocuklar bir oraya bir buraya koşuşturuyorlardı.Tabi küçükler de peşlerinden. Defineleri buldukça çığlıklar yükseliyor ellerini havaya kaldırıp korsanlar gibi ARRRR diyorlardı.
Bu ARRRlara Arel’de eşlik ediyordu. Çok komikti.
Piknik için herkes kendi birşeyler hazırlayıp getirmişti. Yaklaşık yirmi ailenin olduğu bir piknik olduğu için upuzun bir masa kurulmuştu. Ben o akşam hayatımda yediğim en güzel meyve salatasını yemiş oldum.
Sonra eve dönünce Arel’e küçük bir korsan hikayesi uydurdum. Gözlerimi kısa aça sesimi yükselte alçalta arada bir onu kucağıma alıp gemi gibi dalgalarda yükselip alçala hikayemi anlattım.
Sonra yukarıdaki çizimi yaptım Crebro için.
****
Yarından itibaren tatil yapmaya karar verdik. Deniz büyüklüğündeki Michigan gölünün plajlarına gideceğiz. Bir kaç nehir, orman gezeceğiz, doğayı içimize çekip üstümüze ve giysilerimize tatil kokusu sinmeden dönmeyeceğiz.
9 Şubat 2008

Çalışmalarım ayın ikisinde University of Michigan Pierpont Commons da sergilenmeye başladı. Bir gün içinde yüzlerce kişinin önünden geçtiği bir galeride çalışmalarımı sergilemek benim için büyük bir şans oldu.

Sergiye çıkan çalışmalarımı internet sitemin ilk sayfasına yerleştirdim. Satışları bu sayfadan yapmanın daha kolay olabileceğini düşünüyorduk, haklı çıkmışız. Fiyatlar sergide yazdığı halde siparişler hep siteye geliyor. Zaten galeriyle de anlaşmamız bu şekilde oldu. Satışların toplamından yüzde onbeş alacaklar.

Sergi başladığından beri hiç beklemediğim kadar sipariş aldım. Site sayesinde sergiden önce de Amerika’da yaşayan Türkler ya da Amerikalılar çizimlerimi satın alıyorlardı ama sergiden sonra aldığım siparişler beni çok mutlu etti.
Açılıştan sonra zaman bulup segiye gidemiyordum, dün yaşgünüm diye gittik serginin fotoğraflarını çektik. Sonra gezdik, tozduk birlikte olmanın tadını çıkardık. Bir gün olsun yapılması gerekenleri düşünmedim. Ödevler, projeler, işler, ev işleri beklediler.

Arel öğlen uykusuna kitapçıda dalınca, aylardır elime almadığım moda dergilerini aldım. Kışa inat buzlu kahvemi içip camın önünde tembel bir kedi gibi zaman geçirdim.
Bir gün olsun kaygısızca yedim yedim. Şimdi kaygılanıyorum o ayrı :)
Geçenlerde Florida da yaşayan bir arkadaşıma keşke bir fırsat çıksa da görüşebilsek diye yazmıştım. Ertesi gün sevgilim gelip şubatın sonunda bir hafta Florida’ya gidiyoruz deyince çok şaşırdım. Arkadaşımla görüşeceğimiz ve bebeklerimizi tanıştıracağımız için çok mutluyum.
Bazen ne çabalar sarf ediyorum ne olacaklar olmuyor, ve bir an istediklerim hop diye kucağıma düşüveriyor.
Buraya taşındığımızdan beri ilk defa bu kadar çok yağan kar, eksi yirmi yedilerde hissettiren soğuklar ve kar fırtınaları nedeniyle okulların tatil olması derken dibi görünmeyen bir kış yaşayıp gidiyorduk. Ben umursamıyorum artık. Ne atkı, ne eldiven ne de şapka takıyorum. Eskiden kat kat giyinirdim, şimdi içime bir askılı, üstünede ince bir hırka ya da kazak giyorum. Bir de üzerine montumu alıyorum o kadar. Evet üşüyorum ama pek umurumda değil artık. Kışları lahana gibi yaşamaktan sıkıldım.
Aylardır sağlıklı beslenip spor yapmanın sonucunda hamileyken aldığım kiloları verdim. Florida’ya gitmeden bir bikini alıp sıcağa ve okyanusa kavuşmak istiyorum artık.
17 Ocak 2008

Birkaç gün önce sergi için ilk baskımızı aldık. Çizimlerimin basılı hali beklediğimden çok daha güzel. Çizdiklerimin müze kalitesinde kağıtlara özel baskılarla basıldığını görmek beni çok mutlu ediyor. Şimdi sıra çerçevelerde. Çok heyecanlıyım çok.
Serginin adı “Hearts Next to Mine” oldu. Yaklaşık bir yıldır yaşadıklarımı yansıtıyor çizimlerim. (Yukarıda) Paraşütle atlarcasına hızla kaldığımız yerden devam ettiğimiz hayatımızı, Türkiye’den döndüğümde çizmiştim.
Dersleri seçerken Arel’e mümkün olduğunca çok zaman ayırabilmek için bütün dersleri haftanın iki gününe sıkıştırmaya çalıştım. Sevgilim bunu başarırsam beni alnımdan öpeceğini söylemişti ama o günden sonra bir daha karşılaşmadık :)
Neyse pazartesi ve çarşamba sabah ondan akşam sekize kadar okulda ardarda derslere giriyorum. O günlerde Arel’e babası bakıyor. Salı ve perşembe o okula gidiyor, bebeğimize ben bakıyorum. Diğer günler yine ya beraberiz, ya da dönüşümlü bakıyoruz. Zor oluyor ama oluyor işte.
En zor kısmı da sabahtan akşama kadar iki dişlimden ayrı kalmak oluyor. Ben eve döner dönmez hasret gideriyoruz. Eskiden akşam sekiz gibi uyurdu şimdi benim okula gittiğim günler sekizi biraz geçiyor.
Dersler başladı. Ders kitaplarının yanısıra kaynak gösterilen kitapları okumam, her derste yeni projeler ve ödevler teslim etmem gerekiyor. Okuduklarım hakkındaki düşüncelerimi ve eklemek istediğim fikirleri çizim yaptığım defterlere yazmam gerekiyor. Buna ’sketchbook journal’ deniyor ve dönem sonunda projenin yarısı kadar da bundan not alacağım. Keşke sketchbooklarım deli defteri gibi olmasa :)
Herşey zaten yeterince zor değilmiş gibi bu aralar bir de kendimle uğraşıyorum. Olmadık şeyler oldu. Bir acayip iç savaş yaşıyorum. İnsanın bazen kendini bile şaşırtabilmesi hayatı hem çok yaşanılır kılıyor hem de imkansızlaştırıyor.
18 Kasım 2007

Ne haftaydı.
Hafta bitmiş sonu gelmiş ben farketmemişim.
Dünya üzerindeki işlerini evden yürütmek zorunda kalan bütün anneler gibi. Gün içinde Arel ve ev işleriyle ilgilenip geceleri bilgisayarın başında iş kadınına dönüşen ben, günlük üç beş saatlik uykularla zıplamışım hayatın sırtına dıgıdık dıgıdık gidiyorum.
Kaldırabileceğimden fazla sorumluluk aldığım için bu zaman darlığı, bu hiçbir şeye yetişememe durumları ama biliyorum ki geçen yıl da böyleydim bebeğimiz doğmadan önce. O zaman da başka koşuşturmalarım vardı.
Anladım ki ben ancak böyle yaşayabiliyorum.
Kendimle derdim varmış gibi.
Geçen hafta ne yemekler yaptım, evi kaç defa topladım temizledim, kaç çizim yaptım, kaç defa kütüphaneye gittim hatırlayamayacağım. Her gün tekrar tekrar yapılanlar hatırlanmıyor.
Hatırladığım uykusuzluk ve yorgunluk.
Bebeğimize birlikte baktığımız, işlerimizi evden yürüttüğümüz ve yardım almadan bütün işlerimizi kendimiz yaptığımız için yoruluyoruz. Ama bunlar seçtiklerimizi yaşamanın verdiği mutluluğa değer.
Bunlardan sevgilime bahsettim. Cuma günü beni romantik bir akşam yemeğine çıkardı. Cumartesi bütün gün Arel’le o ilgilendi. Baba oğul dışarı çıkıp gezdiler.
Yorgun anne ayaklarını uzatıp film seyretti, sevdiklerini yapıp sevmediklerine dokunmadı. Şimdi oturmuş ilgi bekleyen günlüğüne yazı yazıyor.
Yarın yorgun baba günü. Ben Arel’i oyuncakçıya, kütüphaneye ve alışveriş merkezine götüreceğim. Yorgun baba canı ne istiyorsa onu yapacak.
1 Ekim 2007

Ben çizimlerimle yarışma kazandım. University of Michigan Pierpont Commons Juried Competition 2007-08.
Şubat ayında Pierpont Commons’da solo sergim olacak. Kazandığım para ödülüyle de bir kaç güne kadar sevgilimi ve bebeğimizi alıp Chicago’ya gideceğim. Geleneksel evlilik yıl dönümü kutlamamızı da orada gerçekleştirmiş olacağız :)
Dönüşte de kendimi yeniden trafiği hızlı akan bir hayatın içinde bulacağım. Sergi için çok çalışmam gerekiyor. Henüz konu bile bulamadım. Ocak ayının başında büyük bir alanı tek başıma dolduracak kadar resim yapmış ve bunları teslim etmiş olmam gerekiyor. Çok heyecanlıyım.
Yarışmayı kazandığım haberini alalı neredeyse üç hafta olacak. Ben o günden beri yanıma çizim defterimi almadan çıkmıyorum. Aklım sürekli çizmekte. Yanımda taşıdığım çizim defterinin, üzerinde uzun çalışılmış sayfaları gibiyim. İçe doğru kıvrıldığımı hissediyorum. Kendime doğru kıvrılıyorum. Dış dünya dışarıda kalıyor. Şemsiyeme tutunup aklımın içine doğru yavaş yavaş iniyorum.