Bayram Kartı

21 Eylül 2009

siyah

Son bir kaç defa bayramları hep Türk arkadaşlarımızla birlikte geçiriyorduk. Hava güzelse dışarıda piknik yapıp kötüyse birbirimize misafirliğe gidiyorduk. Çocuklar kültürlerini öğrenerek büyüsünler diye. Ayrıca biz de böyle özel günlerde bir araya gelmeyi seviyoruz.

Ama bu bayram olmadı. Çünkü sevgilimin savunma tarihine çok az kaldı. Tezi o yazıyor bitiriyor prof. sürekli düzeltme istiyor. Zavallı çok yoruldu ve sıkıldı artık.

Ben de sürekli çizim yapıyorum. Yeni bir portfolio oluşturmam gerekiyor.  Bir çok değişik malzeme denesem de yine portfoliomu dijital yapmaya karar verdim. Yukarıdaki kartı da bayram çalışması olarak yaptım. Daha önce yaptığım bir çizimi siyah bir kağıdın üzerine tekrar çizip sonra ince ince kestim. Çıkan sonuç ilginç oldu. Bu kadın bizim çocukluğumuzda aldığımız sakızların üzerindeki arap kadına benzedi  :)

Geçen yazımın üzerine biri merak edip okuyacağın kitapları nasıl seçiyorsun  diye bir mail atmış.

Haftada bir iki kitap bitiriyorum. Malesef uzun zamandır Türkçe kitap okuyamıyorum ama ilk fırsatta getiritmek istediğim bir kaç kitap var. Türkçe kitapları seçmek hiç zor olmuyor çünkü zaten iyi kitap hemen duyuluyor.

İngilizce ne okuyacağımı da  Bookmarks Magazine ve  nytimes da buluyorum. Bu siteler de kitapların değerlendirme yazılarını bulabilirsiniz. Ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap diye bir kitap daha var. Bazen de oradan seçiyorum okuyacaklarımı.  Bir de klasikler var tabiki garanti güzel birşey okumanın en iyi yolu olarak. Ben klasiklerde oldukça yol kat ettim. Orta yaşa gelince en sevdiklerimi tekrar okumak istiyorum.

Ama edebiyat ağırlıklı okumam hiçbir zaman Twilight sagayı bir haftada bitirmeyeceğim anlamına gelimiyor :) Dili basit kullanılmış diye kurgusu güzel bir kitabı kaçırmayacağımı söylemeliyim.

Sizin de kitap bulmak konusunda tavsiye edebileceğiniz web adresleri varsa, kitap seçmekte zorlananlara yardımcı olabilir.

Belirsizlik

3 Ağustos 2009

kaderOkulların açılmasına bir ay kaldı .

Bu şehirde mi kalacağız yoksa gidecek miyiz hala belli değil.

Ne olur ne olmaz diye hafta içi okula gidip kayıt yaptırmaya karar vedim ama dönemin ortasında şehirden ayrılmamız gerekirse durduk yere not ortalamamı rezil edeceğim diye de içim içimi yiyor.

Kayıt yaptırmasam koca bir dönem gidecek.

Sevgilim tez savunması  için tarih aldığından beri stresten tuhaf davranmaya başladı. Zavallı hiçbir şeye tahammül edemiyor. Hayatı panik atak krizi kıvamında yaşıyor.

İnsanın bazen kendi kaderine seyirci kalması çok zor. Ama herşeyi kontrol edemiyoruz işte.

Bütün planları detaylarına kadar yapabilme özgürlüğüm olduğunda bile hep bir yedek plan yapmak zorunda kalıyorum.  Hayat planlara uymuyor. Yedek planların bile işe yaramadığı çok oluyor.

Böyle zamanlarda sakinleşip kendimi hayatın akışına bırakmaya çalışıyorum.

Arlel’le zaman geçiriyorum, çiziyorum ve seramik stüdyosuna gidiyorum

Bahar gibi geçen yazın tadını çıkarıyorum. Lacivert geceler soğuk geçiyor, çay yapıyorum kitap okuyup müzik dinliyorum. Akşamları bahçede oturup ateş böceklerinin danslarını seyrediyorum.

What I loved  okuyorum bu günlerde, yazar Siri Hustvedt. Jazz dinliyorum en çok da Melody Gardot “your heart is black as night” iyi geliyor.

Sakinleşmeye çalışıyorum.

Tam olarak nereye yerleşeceğimiz bu ay içinde kesinleşse ne güzel olacak.

Belirsizlik beni öldürüyor.

Son İki Hafta

4 Aralık 2008

Dönemin bitmesine tam ondört gün kaldı.

Bütün derslerde final projelerine başladık.  Matematik hariç, bu dönem aldığım en kolay ders o oldu. Dönemin başında sevgilim matematik kitabımı eline alıp ooo konular çok zor haberin olsun dediğinde dersi bırakıp başka ders almayı bile düşünmüştüm.

Matematik gibi derslerin final sınavları uzun sürdüğü için okuldaki kız öğrenciler sınava pijama ve pufidik terlikleriyle geliyorlar. Tabi pijamalar victoria’s secret pink serisi kıvamında. Erkekler nadir olarak kostüm giyiyorlar. Boğa gibi :))

Ben de belki sınava pijamalarımı giyip giderim :)

Geçen haftayı kütüphanede final projeleri için araştırma yaparak geçirdim. Bu sırada çok güzel bir kitap buldum. Kitapta Van Gogh’un ailesine ve arkadaşlarına gönderdiği mektuplar var. Bir sanatçının mektuplarını okumak benim için hazine bulmak gibi birşey oldu. Çünkü mektuplarının çoğunda çizmleri de var. Ve yazdığı kişilere o çizimleri nasıl yaptığını, nasıl bir ruh halinde olduğunu, o çizimler için kullandığı tekniklerdeki amaçları yazmış. Şimdi fırsat bulduğum her arada kitaba koşuyorum. Aslında dönem bitince üç hafta tatil yapacağız kitabı o sırada dingin kafayla okumak daha iyi olur ama kendimi tutamıyorum işte.

Eskiden kitaplarını okumayı sevdiğim yazarların günlüklerini, birbirlerine, sevgililerine, metreslerine yazdıkları mektupları okurdum.  Ama şimdiki gözdem Van Gogh’un mektupları.

Çocuğum ve Ben dergisinde Arel’le ilgili yazdığım bir yazı yayınlandı. Henüz dergiyi görmedim ama yazının Arel’in bir buçuk yaşında yayınlanması bizim için çok güzel bir anı olacak. Fırsatım olursa yazıyı burada da yayınlayacağım.

Son iki hafta içinde biri Türkiye’den biri Amerika’dan büyük iki proje aldım. Biraz heyecanlıyım, biraz uykusuz ve yorgunum. Arel öğlen ve gece uyurken çalışabiliyorum ancak ama yine de günde ortalama sekiz saat çalışıyorum. Değişik birşey yapmak istediğimde Crebro’ya yazıyorum. Ve tabi onun dışında okula gidiyorum buna rağmen kendimi stresli hissettiğimi söyleyemem. Sadece yorgunum.

Yukarıdaki resim Amerika’dan aldığım projenin ilk çalışmasıydı müşteri çok beğendi iyi bir anlaşma yaptık. Yakında Türkiye’ye yaptıklarımı da yayınlayacağım onlar daha bitmedi.

Pembe Camlı Güneş Gözlüğü

27 Ağustos 2008

Ver hadi takayım dedi.

Verdim taktı.

Aaa pembe camlarla hayat toz pembe dedi.

Güldüm.

Senin ihtiyacın yok ama dedi.

Var dedim. Bazen herkesin var.

**********

İlginç bir tatil oldu.

Arel pek beğendi doğayla içiçe geçirilen bu tatili.

Gezmek istediğimiz yerlere gittik. Arkadaşlarımızla piknik yaptık. Aylardır film seyredecek vaktimiz olmamıştı. Kütüphaneden bir kaç sanat filmi alıp seyrettik.

Tatilden önce kütüphaneden aşağıdaki kitapları aldım ve tatilde zevkle onları okudum.

The red queen – Margaret Drabble : İki yüzyıl önce yaşamış bir Kore kraliçesinin hayatından esinlenerek yazılmış çok güzel bir kitap.

İznik- Walter B. Denny : Osmanlı seramik sanatı üzerine yazılmış harika bir kitap. Bu kitabı hamile kalmadan önce seramik çalışırken okumuştum biraz. Sonra hamile kalıp seramikten uzaklaşmak zorunda kalınca üzülüp uzun zaman yanına yanaşmamıştım. Osmanlı ve Türk tarihiyle ilgili okuduğum onca kitaptan sonra bu kitapta yazılanların benim için yeni olduğunu söyleyemem ama fotoğraflar insanı büyülüyor. Uzun saatler fotoğraflara bakıp hayaller kurdum ve çizimler yaptım.

Saha-  Greg & Lucy Malouf : İki şef aşçının Lübnan’dan Suriye’ye doğru yaptıkları lezzet yolculuğunun sonunda ortaya çıkmış bir kitap. Ortadoğu ve akdeniz mutfağından çok güzel tarifler ve muhteşem fotoğraflar var.

Sonra,

Güzel sofralar hazırladık, yedik, güldük ve  uzanıp mavi gökyüzünü seyrettik.

Ama,

Her akşam eve dönüp düzenli olarak çalıştık.

Bu beni ya da onu rahatsız etmedi.

Sadece biraz şaşırdım.

İşlerimizden bir gece bile olsun kopamadık.

İkimizinde kanına girmiş işlerimiz. Ara veremedik çalışmaya.

Doğum Günü Pastası

27 Mayıs 2008

blok_pasta_1.jpg

Herşey Arel’in doğum günü için güzel bir pasta istememle başladı.

Şehirdeki bütün pastacıları ve çeşitlerini araştırarak başladım. Sonra inanılmaz güzel pastalar yapan ödüllü bir pastacı buldum.

Sevgilimle gittik bir ay önceden pastanın siparişini verdik.Bebeğimizin doğum gününe bir hafta kala pastanın yapılamayacağını öğrendik. Çünkü pastacı o güne nikah pastası siparişi almıştı. Özür olarak sizin kesin spariş verdiğinizi anlamamıştık gibi üstün körü açıklamalar yaptılar.

Aslında ısrar etsem yapacaklardı çünkü hem sipariş alıp hem de yapmayarak kötü duruma düşeceklerdi. Ama istemeyen birine zorla birşey yaptırmak kötü sonuç almaya neden olurdu.

Bütün iyi pastacılar siparişlerini en geç iki hafta önceden aldıkları için başka bir yere yaptırma şansımız da kalmadı.

Sevgilim güzel bir pastaneden güzel bir pasta alırız ne olacak dedi. İşte malesef ben öyle biri değilim, olmadım ve sanırım hayatım boyunca da olamayacağım.

Olmazz!!! dedim

Arel’in doğum gün pastası özel olacak. Ben yapacağım.

Sevgilim beni her vazgeçirmeye çalıştığında gözlerimi kısıp yapamayacağımı mı düşünüyorsun da böyle konuşuyorsun deyip duruyordum.

TAKINTI;

Bende var, çok kötü birşey.

Aklıma birşey mi koydum. Yapacağım. Yapmazsam olmaz ölürüm. Önümde durup yapmama engel olmaya çalışana da Allah sabır versin.

Bu inat değil, kararlılık değil, AŞK aşk.

blok_pasta_4.jpg

Sonra sevgilimin aklını çeldim. Birlikte mutfağa girelim dedim çikolatalardan, sıvı vanilyadan, fırında pişen kekin eve yayılan kokusundan bahsettim ona, krema da olacak diye fısıldadım kulağına.

Hadi birlikte yapalım. Arel’e biraz sen bakarsın biraz ben, kekle biraz sen ilgilenirsin biraz ben ve yaparız birlikte dedim.

Kabul etti.

blok_pasta_3.jpg

Önce gidip confetti cakes kitabını aldım. Sonra malzemeleri satın alabileceğimiz pasta malzemeleri satan bir yer buldum. İçlerinden oyuncak küp şeklinde olan bu pastayı yapmaya karar verdim.

blok_pasta_5.jpg

Ertesi gün girdik mutfağa altı tane muzlu kare kek pişirdik. Kes, çikolatalı kremalarını sür, buzlukta beklet, kapla, süsle derken on iki saat mutfakta geçti.

blok_pasta_6.jpg

Gece saat birde mutfaktan çıkarken sevgilime bir daha böyle şeyler yapmaya kalkarsam beni durdur dedim.

Seni durdurmayı ne çok denedim bilemezsin dedi.

Bilmezmiyim.

TAKINTI;

Ben de var, çok kötü birşey.

blok_pasta_2.jpg