27 Ağustos 2008

Ver hadi takayım dedi.
Verdim taktı.
Aaa pembe camlarla hayat toz pembe dedi.
Güldüm.
Senin ihtiyacın yok ama dedi.
Var dedim. Bazen herkesin var.
**********
İlginç bir tatil oldu.
Arel pek beğendi doğayla içiçe geçirilen bu tatili.
Gezmek istediğimiz yerlere gittik. Arkadaşlarımızla piknik yaptık. Aylardır film seyredecek vaktimiz olmamıştı. Kütüphaneden bir kaç sanat filmi alıp seyrettik.
Tatilden önce kütüphaneden aşağıdaki kitapları aldım ve tatilde zevkle onları okudum.
The red queen - Margaret Drabble : İki yüzyıl önce yaşamış bir Kore kraliçesinin hayatından esinlenerek yazılmış çok güzel bir kitap.
İznik- Walter B. Denny : Osmanlı seramik sanatı üzerine yazılmış harika bir kitap. Bu kitabı hamile kalmadan önce seramik çalışırken okumuştum biraz. Sonra hamile kalıp seramikten uzaklaşmak zorunda kalınca üzülüp uzun zaman yanına yanaşmamıştım. Osmanlı ve Türk tarihiyle ilgili okuduğum onca kitaptan sonra bu kitapta yazılanların benim için yeni olduğunu söyleyemem ama fotoğraflar insanı büyülüyor. Uzun saatler fotoğraflara bakıp hayaller kurdum ve çizimler yaptım.
Saha- Greg & Lucy Malouf : İki şef aşçının Lübnan’dan Suriye’ye doğru yaptıkları lezzet yolculuğunun sonunda ortaya çıkmış bir kitap. Ortadoğu ve akdeniz mutfağından çok güzel tarifler ve muhteşem fotoğraflar var.
Sonra,
Güzel sofralar hazırladık, yedik, güldük ve uzanıp mavi gökyüzünü seyrettik.
Ama,
Her akşam eve dönüp düzenli olarak çalıştık.
Bu beni ya da onu rahatsız etmedi.
Sadece biraz şaşırdım.
İşlerimizden bir gece bile olsun kopamadık.
İkimizinde kanına girmiş işlerimiz. Ara veremedik çalışmaya.
27 Mayıs 2008

Herşey Arel’in doğum günü için güzel bir pasta istememle başladı.
Şehirdeki bütün pastacıları ve çeşitlerini araştırarak başladım. Sonra inanılmaz güzel pastalar yapan ödüllü bir pastacı buldum.
Sevgilimle gittik bir ay önceden pastanın siparişini verdik.Bebeğimizin doğum gününe bir hafta kala pastanın yapılamayacağını öğrendik. Çünkü pastacı o güne nikah pastası siparişi almıştı. Özür olarak sizin kesin spariş verdiğinizi anlamamıştık gibi üstün körü açıklamalar yaptılar.
Aslında ısrar etsem yapacaklardı çünkü hem sipariş alıp hem de yapmayarak kötü duruma düşeceklerdi. Ama istemeyen birine zorla birşey yaptırmak kötü sonuç almaya neden olurdu.
Bütün iyi pastacılar siparişlerini en geç iki hafta önceden aldıkları için başka bir yere yaptırma şansımız da kalmadı.
Sevgilim güzel bir pastaneden güzel bir pasta alırız ne olacak dedi. İşte malesef ben öyle biri değilim, olmadım ve sanırım hayatım boyunca da olamayacağım.
Olmazz!!! dedim
Arel’in doğum gün pastası özel olacak. Ben yapacağım.
Sevgilim beni her vazgeçirmeye çalıştığında gözlerimi kısıp yapamayacağımı mı düşünüyorsun da böyle konuşuyorsun deyip duruyordum.
TAKINTI;
Bende var, çok kötü birşey.
Aklıma birşey mi koydum. Yapacağım. Yapmazsam olmaz ölürüm. Önümde durup yapmama engel olmaya çalışana da Allah sabır versin.
Bu inat değil, kararlılık değil, AŞK aşk.

Sonra sevgilimin aklını çeldim. Birlikte mutfağa girelim dedim çikolatalardan, sıvı vanilyadan, fırında pişen kekin eve yayılan kokusundan bahsettim ona, krema da olacak diye fısıldadım kulağına.
Hadi birlikte yapalım. Arel’e biraz sen bakarsın biraz ben, kekle biraz sen ilgilenirsin biraz ben ve yaparız birlikte dedim.
Kabul etti.

Önce gidip confetti cakes kitabını aldım. Sonra malzemeleri satın alabileceğimiz pasta malzemeleri satan bir yer buldum. İçlerinden oyuncak küp şeklinde olan bu pastayı yapmaya karar verdim.

Ertesi gün girdik mutfağa altı tane muzlu kare kek pişirdik. Kes, çikolatalı kremalarını sür, buzlukta beklet, kapla, süsle derken on iki saat mutfakta geçti.

Gece saat birde mutfaktan çıkarken sevgilime bir daha böyle şeyler yapmaya kalkarsam beni durdur dedim.
Seni durdurmayı ne çok denedim bilemezsin dedi.
Bilmezmiyim.
TAKINTI;
Ben de var, çok kötü birşey.

15 Mayıs 2008

Günler bir güneşli iki yağmurlu bahar tanımlaması içinde ilerliyor.
Geçen yıl bu zamanlar heyecan içinde Arel’i bekliyorduk. Şimdi her dakika arkamda ben nereye o oraya. Anne insandan çok anne ördek gibiyim. Sürekli arkamda bebeğimin ayak sesleri Pıt Pıt Pıt…
Dönem bittiğinden beri yarım gün babası yarım gün ben bakıyorum Arel’e.
Kalan zamanda çalışıyorum ve bebeğimizin gelişimiyle ilgili kitaplar okumaya devam ediyorum.

Arel doğduktan sonra bebeklerle ilgili fark ettiğim en önemli şey, cinsiyetleri ve kişilikleriyle doğuyor olduklarıydı. Bütün arkadaşlarımın bebeklerinin kişilikleri birbirinden farklı ama özellikle ortada bir kızla erkek bebek farkı var ki anlatılamayacak kadar belirgin.
Eskiden bebeğin cinsiyeti mi olurmuş diye düşünenlerdendim. Şimdi kesinlikle arkasında duruyorum bebeklerin kişilikleri ve cinsiyetleri var.
Bu nedenle geçen gün It’s a Boy dan yaklaşık on beş sayfa okudum ve kitabı alıp sonuna kadar okumaya karar verdim. Oğlumu daha iyi anlamayı ve yönlendirmeyi istiyorum.
İkinci seçtiğim kitap positive discipline, yavaş yavaş çocuk gelişimiyle ilgili bilgiler edinmenin ve farklı görüşler okumanın zamanı geldi.
Çünkü Arel’e hayır diyorum, hayırın ne olduğunu çoook çok iyi biliyor, durup ciddi ciddi yüzüme bakıyor. Duruyor.
Sonra kafamı çevirmemi bekliyor ya da yılmamı. Evet deyinceye kadar tekrar edebilecek bir oyunu oynamak istiyor benimle. Gülüyor ve yapıyor hayır dediğim şeyi yapmaması gerektiğini bildiği halde yapıyor. Yapamayınca ağlıyor.
Bu anne acil olarak nasıl söz dinletilir öğrenmek istiyor.

25 Ocak 2008

Geçtiğimiz ay Arel için etkinlik ayıydı. İnsanların yanında olmayı çok seven bebeğimiz çocuklara ve bebeklere bayıldı. Öyle oyun alanının kenarına bırakıyoruz, hızlı hızlı emekleyip diğer bebeklerin arasına karışıyor. Sonra yoruluncaya kadar dönüp yüzümüze bile bakmıyor. Oğlumuz bağımsızlığını ilan etti.
Kitaplarıyla oynarken ona sayfalarını nasıl çevireceğini öğretmeye çalışıyordum.
Yokkk!
Bana çok kızıyordu ille kendi yapacak. Kitabı ite kaka ıssıra ıssıra yere ve kafasına vura vura öğrendi sonunda nasıl yapacağını. Şimdi küçücük parmaklarının ucuyla tutup tutup çeviriyor sayfaları. Onun bu kendi başına keşfetme zevkini elinden almadım. Hatta o kendi keşfini gerçekleştirirken fiziksel olarak bir gıdım annesine benzemeyen oğlumun kişilik olarak benden ne kadar çok şey almış olduğuna hayret ettim.
Dişleri çıkıyor çıkmıyor diye düşünürken iki dişlim üç diş daha çıkardı. Ne kadar hızlı çıkıyormuş bu dişler. Onla da diğer iki dişle aynı boya gelince bakalım dişli Arel neye benzeyecek.
Geçen ay birkaç kişi sen hala emziriyor musun!!! diye sormuştu. Evet, hala emziriyorum. Emzirmeyi bıraksam yerine inek sütü değil, anne sütü taklidi adı formula olan bir şey içecek. Çünkü ilk bir yıl bebeğe inek sütü vermek sakıncalı. Benim bebeğimi besleyecek zamanım ve isteğim varken taklitlerden sakınıp ilk bir yıl anne sütü vereceğim.
Okula gittiğim günler sabah gitmeden emzirip çıkıyorum bir de akşam dönünce. Diğer günler bir kaç defa emziriyorum. Yanında olamadığım günler nedeniyle sütüm azalır diye düşünüyordum ama bir değişiklik olmadı. Ayrıca onu bırakıp gidince seperation anxiety yaşamıyoruz. Babası da o doğduğundan beri onunla benim kadar zaman geçirdiği için ne benim arkamdan ne de onun arkasından ağlamıyor. Böylelikle okula giderken suçluluk yaşamıyorum.
Artık iki dişi var ya, eline verdiğim sebze, meyve ve tam undan yapılmış bisküvileri kemiriyor. En çok peynir kemirmeyi seviyor küçük fare. Peynir çeşitleri denemekte sınır tanımayan anne ve babasının gurme faresi oldu bebeğimiz.
Bir de hayatımızda müzik var. Dört tane bebekler için düzenlenmiş müzik CDsi iki tane (biri Türkçe) ninni CD si var. Bir de Opera masalları tabi. Arel müziksiz olamıyor. Hatta cep telefonlarımıza ekstra hafıza aldık onun şarkılarını yanımızda taşımak için. Biraz huysuzlandımı hemen ona bebek şarkıları dinletiyoruz anında huzura kavuşuyor(uz). Birkaç tane de müzik aleti var evde, en çok davulunu seviyor. Bize evde sürekli antreman yapan bir ramazan davulcusuyla yaşıyormuşuz gibi geliyor.
Altını ve üstünü değiştirmek çok zorlaşmaya başladı. Çıplak çıklak emekleyerek kaçıyor. Hatta bunu yaparken kıkırdıyor. Galiba oyun sanıyor bu alt üst değiştirme olayını daha şimdiden durduramıyoruz, yürüyünce ne olacak ???
Aslında sayacak çok şey var, hergün yeni bir macera bizim için…
****************
Ben siyah sütü kadınların doğum öncesinde ve sonrasında hiç beklemedikleri çatışmalar yaşayabildiklerine örnek olacak güzel bir kitap diye önermiştim.
Kitapta yazılanlarla aynı çatışmaları yaşadığım için değil. Çünkü bizim sevgilimle kafamızda bebek konusunda hiçbir soru işareti yoktu. Hamile kalmadan bir yıl önce çok iyi bir sağlık sigortamız oldu. Özel hastene ve özel doktorları kapsayan ve bebek doğunca onu da kapsayacak.
Ayrıca ben hamile kalmadan bir yıl önce sevgilimle birlikte sigarayı bıraktık. Bu bizim için çok zor bir deneyim oldu. İkimiz de günde bir paket içiyorduk ve öyle yaşamaktan da gayet mutluyduk. Karar vermiştik eğer bırakamasaydık çocuk yapmayacaktık.
Doğumdan önce ve sonra çok zor bir hamilelik geçirmeme rağmen benim bebekle ve bebekli hayatla ilgili hiçbir bunalımım olmadı. Ama hormonların etkisiyle olduğunu düşünüyorum doğumdan sonra hayatımda eksikliğini hissettiğim birşey beni çok fazla rahatsız etti. Normalde umurumda bile olmazdı ve şimdi de çok komik geliyor. Yani insan hormonların etkisiyle doğumdan sonra hassaslaşabiliyor. Neyse ki bu bütün kadınlara olmuyor :)
Son zamanlarda kendimle yaşadığım savaşın da kendimle değil şeytanlarımla olduğunu farkettim. Yapmamam gereken birşeyi yapmak için ölüp bitiyorum. Beni kendimden başka da engelleyen birşey de yok. Ama yapmamam lazım.
Savaşa devam!!!
6 Ocak 2008

Yılın ilk günleri manzara böyleydi, dışarıda dolaşıp fotoğraf çektik. Sonra hava sıcaklığı -17 dereceye düşünce manzarayı boşverip hızlı adımlarla arabayı park ettiğimiz yerlere koşuşturur olduk.
Sergiye çıkacak resimlerimin isimlerini ve fiyatlarını galeriye verdim. Anlaşma imzaladık. Şimdi sergi hazırlıklarına başlayacağım. Ama bütün bu geçen zamanda bir şey öğrendiysem o da yeni doğum yapan ve bebeğine kendi bakan bir anne kendine bu kadar çok yüklenmemeli. Zamansızlık beni tüketti. Bu arada bir çok yeni sergi fırsatını da geri çevirerek kendime kendimden nefret etmediğimi de kanıtlamış oldum :)
Şimdi başka bir iş için yeniden portfolio hazırlamam gerekiyor. İçinde; karalama defterimin, resimlerimin, üç boyutlu çalışmalarımın, kamera ve fotoğraf çekimlerimin olduğu bir portfolio. Ocak ayının 26sına kadar.
Hadi bakalım!
Bakalım bebeğime, okuluma ve işlerime nasıl yetişeceğim. Kesin benim kendimle derdim var!
Bu hafta okul beni çok uğraştırdı. Sabahın anlamsız saatlerinde toplantılara katıldım. Daha dersler başlamadığı halde sevgilimle programlarımız çakıştı.
Arel evde durmayı sevmediği için hergün biraz dışarı çıkartıyorduk. Kütüphanelere kitapçılara ve kafelere gidiyorduk. Bizim ders saatlerimizin de belli olmasıyla birlikte ona kendi yaşına uygun programlar hazırlamaya karar verdim.
Kütüphanelerin ve kitapçıların 6-12 aylık bebekler için olan hikaye ve eğlence günlerinin saatleriyle listesini çıkardım. Güzel bir bebek klübünün etkinlik katoloğunu inceledim. Etkinliklerden bir kaçına kayıt olmayı düşünüyorum. Tabi bu etkinliklere ben de katılacağım. Birlikte müzik aletlerini keşfedip değişik oyunlar oynayalım istiyorum. Yüzme dersleri de vardı ama hava çok soğuk olduğu için onu yaza bırakmaya karar verdim.
Minik dişlimin ikinci dişi de çıktı. Doktorunun tavsiyesiyle ona diş fırçası ve macunu aldık. Hiç aklıma gelmezdi dişlerin çıkar çıkmaz fırçalanması gerektiği.
Anne olmaya aday ve yeni anne olmuş arkadaşlarımı arayıp aman Siyah sütü okuyun The nanny diaries okuyun ya da seyredin dedim. Günlüğüme yazmadan da geçmek istemedim.
Siyah Süt , Elif Şafak
The nanny diaries -Emma Mclaughlin, Nicola Kraus