187.Sayfa

10 Ekim 2007

sayfa.jpg

Elif ve ycurl, okuduğum kitabın 187. sayfasının ilk cümlesinin ne olduğu üzerine beni sobelemiş.

Kitapın yazarı Borges, “The book of imaginary beings”.

“In northern Cordoba, and especially around Quilinos, people talk of a sow in Chains; this animal generally makes its appearance during the hours of night.”

Opera Masalları

8 Ekim 2007

meltem-ve-elif.jpg

Hafta sonu Chicago’daydık. Cuma günü Türk konsolosluğundaki işlerimizi hallettik ve sanat müzesini gezdik. Arel çok hareketliydi. Tabloların hepsine baktı, karşılarında çığlıklar attı. Kucağımdan onlara doğru uzandı. Bu kadar ilgili davranacağını düşünmüyordum.

Akşam Pratik Anne‘yle tanıştık. Kıpırcan’ı sevdik ama o kadar yorgunduk ki malesef birlikte çok az zaman geçirebildik. Arel bütün gün uyumadığı için de akşama doğru uykusuzluğu başına vurdu ve onu gece uykusuna yatırıncaya kadar durumunu protesto etti.

Cumartesi günü hava magnificent mile’ı gezmek için çok güzeldi. Kalabalığın arasına karışıp gezdik tozduk. Minik bebeğimiz hareketli şehri çok sevdi. Bütün gün bir dakika bile sızlanmadı. Annesi babası öpüştü koklaştı romantik yaptı.

Haftaya yorgun başlamayalım diye pazar günü öğleden sonra dönmeye karar verdik. Eve gelip posta kutusuna bakınca “Gece Kraliçesi Kuş Adama Demiş ki…” masal Cd’sinin geldiğini görüp heyecanlandım. Hemen eve gidip CD yi incelemeye başladım. Masalları ve aryaları Arel’le birlikte dinledik. Böyle bir çalışmanın içinde yer almaktan gurur duydum.

Opera masallarını buradan satın alabilirsiniz.

Arel Dört Aylık

25 Eylül 2007

arel_dort_aylik.jpg
Geçen ayın en büyük olayı bitişik yataklarda (co-sleeping) yattığımız bebeğimizin artık kendi yatağında yatıyor olması. Ben altı aylık olana kadar birlikte uyumaktan yanaydım. Babası artık hazır olduğunu söyleyince yatağını ayırıp denemeye karar verdik ve artık kendi başına mışıl mışıl uyuyabildiğini gördük. Biz yine de onu çok özlüyoruz. Sabah beş gibi uyandığında yanımıza alıp birlikte uyumaya devam ediyoruz.

İkinci büyük olay Eylül ayının gelmesiyle insanların şehre dönmesi ve sosyal hayatın hız kazanmasıydı. Arel insanları çok seven, kalabalıklarda bulunmak isteyen bir bebek olsa da yatma saatine denk gelen yemek davetlerinden hoşlanacak mıydı?

İlk davet sevgilimin hocasının otantik çin yemekleri yapan bir restoranda verdiği yirmi kişilik bir akşam yemeğiydi. Çok zor bir gece geçirdik. Otantik çorbanın içinde solucana benzeyen pörtlek gözlü balıkları soya filizi sanıp çorbadan bir yudum aldığımdaki hislerimden mi bahsetsem, yoksa Arel’in orada bulunmaktan ne kadar hoşnutsuz olduğundan mı? Gece bittiğinde yorgunluktan ölecektim. Ama pes etmedim.

Ertesi gece başka bir davet vardı, bir kez daha denemek istedik yine gittik. Bu sefer biz lezzetli yemekler yiyip sohbetler ederken (bir gece önce yediğimiz çorbanın içindeki yaratıkların bize nasıl göz kırptığını anlatırken) sütçül mest olmuş etrafı seyrediyordu. Bu durum bize nasıl bir güç verdiyse bebeksiz zamanlarımızdakinden daha fazla gezdik tozduk.

Pikniklere, barbekü ve yemek davetlerine gittik. Bundan sonraki hedefimiz, birlikte sinemaya gitmek. Amerika’da özellikle bebeklerin uyku saatine denk gelen zamanlarda bebeğinizi alıp sinemaya gidebiliyorsunuz. Anne babalara özel gece seansları var. Bebekler karanlıkta ve sinema gürültüsünde rahatlıkla uyuyormuş. Gidelim görelim bakalım bizim bebeğimiz de o bebeklerden mi?

Bu ay için eklemek istediğim en son şey ilk üç ayın ne kadar zor olduğunu anlamamız oldu.

Tabi her çocuk aynı değil. Eğer ilk üç ayda bebeğinizi bir dakika kucağınızdan bırakıp çay kahve içebilen anne babalardansanız, ayaklarınızı uzatıp içtiğiniz kahvenin tadını çıkartın. Ama değilseniz üzülmeyin, üçüncü ayın sonlarında bu durum bitecek.

Eğer bebeğinizle yakın ilişki kurup onunla birlikte olduğunuz zamanı keyifli geçirmek isterseniz, çiçeği burnunda bir anne olarak size aşağıdaki listeyi verebilirim.

Bebeğimizi taşımak için; Ultimate Baby Wrap kullandık. Bebeği beş farklı şekilde taşıyabiliyorsunuz. Sadece taşıma amaçlı bakmayın bebeğin huzursuz olduğu her durumda işe yarıyor.

Okuduğum kitaplar arasında önerebileceklerim: The Baby Book , Happiest Baby On The Block ve No-cry sleep solution . İlk iki kitabın Türkçe’ye çevrilmiş olduğunu duymuştum. Ama emin değilim.

Çocuk büyütme şekli olarak kendimize en yakın bulduğumuz yöntem çocukla yakın ilişki içinde olmak diye bilinen (Attachment Parenting) yöntemi oldu. Bu yöntemi seçme nedenimiz, çok insancıl olması ve Asya’lıların çocuk büyütme şekillerine kendimizi daha yakın hissetmemiz. Avrupalı’ların soğuk aile ilişkilerinin (genellemiyorum) pek bizim ailemize uygun olmadığına karar verdik.

“Gece Kraliçesi Kuş Adama Demiş ki…”

31 Ağustos 2007

gece_kralicesi.jpg

Karanlıkta gece kraliçesinin bıçak gibi keskin sesini duydum, keskin gözlerinin içine baktım. Günlerce opera masalları okuyup onun hayalleriyle daldım uykularıma.

Çocukluğumda lacivert, yıldızlı gecelerde parmağımı yıldızlara uzatıp onlara dokunduğumu hayal ederdim. Opera masallarını okurken o yıldızlara dokunmak nasıl bir histi tekrar hatırladım.

“Gece Kraliçesi Kuş Adama Demiş ki…” Kitabın çizimleri bana ait. Opera sanatçısı Elif Savaş, opera masallarını çocuklar için uyarladı. Bu kadar güzel anlatılmış masalları resimlemek benim için çok büyük mutluluk ve keyif oldu.

Bu kitabın en harika özelliği dijital olması yani CD. Elif üç masal ve üç arya seslendiriyor. Çocuklar bir opera sanatçısının sesine kapılıp hayal edecekler masalları. Kimbilir belki benim çizimlerimden yola çıkıp başlayacaklar hayal etmeye.

CD kitap 25 Eylül de satışa çıkacak.

Kitabı bu adresten satın alabilirsiniz. http://www.elifsavas.com/

Not, Ben kitabın çizimlerini Arel’e hamileyken yapmıştım. Arel’le birlikte resimlere bakıp masalları ve aryaları dinlemek için sabırsızlanıyorum.

Hamilelik

9 Mart 2007

bebek.jpg

Size hiç söyleyen oldu mu hamileliğin ne kadar zor olduğunu ?

Bana kimse söylememişti de ben söyleyeyim dedim.

Özellikle de yedinci aya yaklaştığım şu günlerde kendimi sürekli sırt üstü düşmüş kaplumbağa gibi hissediyorum.

Sanırım yedinci aya ulaşmadan doğum kilosuna ulaşmış olmaktan kaynaklanıyor bunlar :) Doktoruma göre herkesin metabolizması farklı, bu nedenle kiloları fazla umursamamalıymışım. Yukarıdaki fotoğrafı dün çektim. Karnımın büyüklüğü budur.

Bu hafta sonu sevgilimle doğum derslerine (lamaze) gideceğiz. Hamile kaldığım günden beri tanıdığım herkesin ve doktorumun mutlaka katılmalısın dedikleri bir kurs. Bakalım neler öğreneceğiz. İkimiz de bu aralar doğum konusunda çok heyecanlanmaya başladık. Ben doğumu acaba suda mı yapsam diye düşünürken sevgilimin ve doktorumu tanıyan bir arkadaşımın, eğer doğumu suda yaparsam doktorumun doğum esnasında suya düşüp boğulabileceği yönünde yaptıkları espiriler sonucunda (Bu şakayı birbirlerinden habersiz yapmaları da ayrı bir komikti.) doğumu suda yaparsam zaten gülmekten ben boğulabilirim diye düşünmeye başladım. Doktorum biraz kilolu ve yaşı ilerlemiş olabilir ama kendisi harika biridir.

Geçenlerde hamilelikte beslenmeyle (The Pregnancy Diet) ilgili bir kitap okudum. Biraz geç kalmış olabilirim ama olsun. Orada doğum yapmış kadınlarla doğum yapmamış kadınlar arasında yapılan bir araştırma vardı. İlerleyen yaşlarda doğum yapmış kadınlar yapmayanlardan sadece birbuçuk iki kilo kadar fazladır yazıyordu.

Son zamanlarda çevremde doğum yapmış bir çok kadın var. Hepsi de en geç altı ay içinde hamilelikten önceki kilolarına döndüler. Araştırma doğru olmalı.

Eskiden, nasıl olmuşta aklıma bir şekilde yerleşmiş bilmiyorum. Hamileliğin ve çocuk doğurmanın vücuda zarar verdiğini düşünürdüm hep. Hatta bir şekilde her bebek annenin vücudundan bir şeyler götürür şeklinde yazılar bile okuduğumu hatırlıyorum. Belki bunu çok fazla ve sık doğum yapan kadınlar için yazmışlardır kim bilir.

Aslında gerçek şu ki, kadın vücudu sadece çocuk yapmak için programlanmış bir yapı. Vücuttaki her türlü işleyiş tek bir amaca hizmet ediyor. Bebek yapmak.

Eğer çocuk istemezseniz, ki herkes anne olmak zorunda değil, o zaman kendinize daha iyi bakmanız gerekiyor. Çünkü göğüs ve rahim kanseri olma riskiniz doğum yapmış kadınlara oranla yüksek.