20 Mart 2009

Gür kara kaşlar, içindeki deliyi saklamayan bakışlar ve ilginç bıyıklarıyla abartılı Dali, dahi Dali, deli Dali…
Ben Dali’yi severdim de ancak Florida’da Dali müzesine gidince anladım onun dahi olduğunu. O gün müze kapanmasın, ben daha uzun kalayım istedim.
Sonra onun biyografisini okuyunca nedense onu yıllardır tanıyormuş gibi hissetmiştim.
O da bir çok ünlü sanatçı gibi çocukluğunda üzerine yüklenen duygusal yükü sırtlayarak gelmişti yetişkinlik çağlarına.
Kişiliğinin ne kadar zor, çılgın, yorucu, tahammül edilmez olduğu herkes tarafından biliniyordu. Ama onun tek başına ne kadar çaresiz olduğunu bilen yoktu. Tek başına taksiye binip bir yerden başka bir yere gidebilecek becerisi yoktu.
Sanat akademisinde sonuna kadar okuduktan sonra final sınavından önce hocalarına, “siz beni değerlendirebilecek kadar yeterli değilsiniz” demiş ve okuldan atılmıştır. Bence bunu yapmasının tek nedeni babasıydı. Çünkü babası okulu bitirince sanat öğretmeni olmasını istiyordu.
Yirmi sekiz yaşında Gala ile tanıştı. Gala Dali’den on yaş büyüktü ve evliydi. Gala aynı yıl boşandı ve bir kaç yıl içinde evlendiler. Dali onunla tanıştıktan sonra birkaç yıl içinde en tanınmış eserlerini yapmaya başladı.
Gala onu olduğu gibi sevdi ve kabullendi.
Gala Dali’nin her şeyiydi. Büyük aşkıydı ve aynı zamanda onun hayatını organize edip başarılı olmasını sağlayan kişi oldu. Dali’nin giyimini, sosyal hayatını, sanat malzemelerini ve hatta ona poz verecek modelleri bile o ayarlardı. Dali’nin çizdiği hemen her resimde Gala da vardır.
Gala, sanat tarihine (eş, aşık, sevgili olarak) resimi en çok yapılan kadın olarak geçmiştir.
Gala Dali’nin resimleri için genelde genç erkekleri seçiyordu, yakışıklı erkekleri. Gala genç yakışıklı erkelere çok düşkündü. Bir tane modelin bu konuda anlattıkları çok komikti.
- Dali çizmek için genç erkekleri tercih eder. Gala poz aralarında beni sıkıştırır dururdu. Resim tamalanıncaya kadar Gala’dan sürekli kaçmaya çalıştım ama çok başarılı olamadım demiş.
Birbirine aşık iki deli, birbirlerinin deliliklerinden rahatsız olmadan İspanya Catalonia’da yaşamışlar. Biri dünyaya muhteşem eserlerini bırakmış. Öbürü bu muhteşem eserlerin oluşmasının baş kahramanıymış.
15 Kasım 2008

Calder benim en çok sevdiğim sanatçılardan biri. Sadece sanatı ve sanat dünyasına getirdiği yenilikler nedeniyle değil, aynı zamanda kişiliğiyle de çok etkileyici bulduğum bir sanatçı o.
Çalıştığı malzemeler onun için oynamaktan ve zaman geçirmekten zevk aldığı şeyler oldu. Hayatı boyunca tellerden neredeyse herşeyi yaptı. Çocukluğunda oyuncaklar yaptı, eşine takılar yaptı, evi için ev eşyaları yaptı.
Çalıştığı malzemeyle oynadı. Onu tanımak için bir hayat harcadı ve sonunda dünyaya hareket eden heykellerini hediye etti.
Büyük babası ve babası akademisyen ve çok saygın heykeltıraşlardı. Annesi ressamdı.
Sanatta kariyer yapmak ve para kazanmak zor olduğu için ailesi sanatçı olmasını desteklemedi.
Makina mühendisliği okuduktan sonra bir çok işte çalıştı.
İçindeki sanatçıyı durduramadı ve ressam olmaya karar verdi.
Sanat okuduğu yıllarda The National Police Gazette’te illustrator olarak çalışmaya başladı.
Gazete onu iki haftalığına sirk skeçleri yapması için görevlendirdi.
Sirk, Calder’in hayat boyu sürecek ilgisi oldu.
Paris’e yerleşip, en önemli eserlerinden biri olan sirki yapmaya başladı.
Sirk, teller ve çeşitli malzemelerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan benzersiz bir çalışma oldu ve yıllarca bu çalışmayı devam ettirdi.
Hatta sirk onun oyuncağıydı ve arkadaşlarıyla güzel zaman geçirmek için sirke sürekli yeni karakterler ekleyip bir çok gösteri yaptı.
Resimden çok heykeller yaptı. Dev heykeller ve hareketliler.
Eşini çok sevdi, onunla evlendikten sonra abstract çalışmaya başladı. Eşine ve çocuklarına, yaşı ilerleyince de torunlarına olan düşkünlüğü büyük ve sıcak bir aile içinde mutlu ve üretken bir hayat sürmesini sağladı.
Bütün gün çalışsa da akşamlarını mutlaka ailesi ve arkadaşlarına ayırdı. Neşeli kişiliği ve zevkli sofra seçimleriyle çok sevilen bir insan oldu.
Kendisine Sandy denmesinden hoşlanırdı.
Çalışmalarını çok seviyorum Sandy…
30 Eylül 2008

Bu aralar kendimi sürekli Andy Goldsworthy’in çalışmalarına bakarken buluyorum. Yaklaşık bir yıl önce onun hayatını ve çalışmalarını içeren bir belgesel izlemiştim.
Matematik profesörü olan babasından gelen analitik zekasından mıdır bilinmez, multiple denilen bir tarzda çalışıyor. Bu tarz çalışan sanatçıların çoğu çalışmalarında inanılmaz bir malzeme ve renk uyumu yakalıyorlar. Ve hiç durmadan aynı çalışmaları tekrarlamaları otizme ait matematik zekayı çarıştıracak kadar saplantılı ve tekrarcı.
Andy gibi çalışmaları ve düşünceleri beni çok etkileyen sanatçıların eserleri, üç boyutlu çalışma isteğimi artırıyor. Bu nedenle iki dönemdir sanat dersleriyle birlikte matematik dersi de alıyorum.
Rivers And Tides verdiğim linkte belgeselden bir parça var. Diğer parçaları hemen yanında görebilirsiniz. Belgeseli Amerika’da yaşayanlar şehir kütüphanesinde bile bulabilirler. İzlenmeye değer.
Andy Goldsworthy’in düşüncelerini, çalışmalarını ve hayat tarzını çok etkileyici buluyorum. Tabi sadece ben etkileyici bulmuyorum :) Çok ünlü bir sanatçı kendisi.
Çalışmalarını genellikle doğada bulduklarıyla yapıyor. Doğa onun malzemesi.
Taşlarla, yapraklarla, odun parçalarıyla, buzla çalışıyor. Hiç durmadan çalışıyor. Yaptıklarını tekrar tekrar yapıyor.
Tekrar tekrar.
Sonra çoğunu doğaya bırakıyor. Nehir alıp götürüyor çalışmalarını, buzlar eriyor, taşlar devriliyor.
O yine yapıyor tekrar tekrar.
Onun zamanla alıp veremedikleri benim zamana olan takıntımı tırmandırıyor.
Burada onun bazı çalışmalarının fotoğrafları var.