İndirim Haftası

7 Eylül 2006

Indirimgunleri

Yağlı boya, 25×20 cm

Bir haftadır izinliyim. Şöyle blogları dolaşıp ağız tadıyla okuyacak biraz zaman buldum. Ne güzel oldu ama tembel tembel.

İznim öyle bir zamana geldi ki Amerika’da indirim haftası. Sadece sezon sonu indirimi değil, her yıl yapılan larbor day indirimi.
İki aydır diyet ve spor yapmamın sonucu olarak otuz dört bedene dönüşümü kutlamak amacıyla kendimi alışveriş merkezlerine vurdum.
İrademle verdiğim savaşın bir ödülü olmalıydı. Kendimden geçmiş bir şekilde giysiler, ayakkabılar parfümler, makyaj malzemeleri aldım. Çünkü iradenin ödülü malesef irade gösterilen şey olamıyor.

Amerika ve Avrupa markalarının neden Türkiye’de korkunç fiyatlara satıldığını anlayamıyorum. Hatta sadece markalar değil, Türk malı da Türk’e çoook pahalıya satılıyor.

Eve elimde bir sürü paketle döndüm. Harcama toplamımı gözden geçirdim ve bu alışverişi Türkiye’de yapsam ne kadar öderdim diye düşündüm. Harcama az geldi ertesi gün çıktım bir alış veriş daha yaptım ama hala Türkiye rakamlarını yakalayamadım.

Meditasyon

31 Ağustos 2006

Meditasyon

Meditasyon: Yağlı boya, 23×30 cm kanvas.

Hayatımda gördüğüm en zayıf kadınla göz gözeyim. O bana sürekli kaygıyla bakmayı sürdürürken, ben onun mükemmel saçlarına ve zayıflıktan fazla kemikli görünen yüzüne bakıyorum. Bu kırk yaşlarındaki kadının biraz kilo alsa aslında nasıl güzel görünebileceğini hayal ediyorum.
O kaygıyla bakmayı sürdürüyor. Uzattığı sessizliğinde cevabını beklediği bir soru var sanki. Sesizlik uzuyor ama ben bozmuyorum.
Arkama yaslanıp küçük odasını incelemeye başlıyorum. O kafasını eğip test sonuçlarıma ve daha önceki görüşmelerimizde aldığı notlara bakıyor.
Odanın her tarafında, üç yaşlarındaki bir erkek çocuğunun siyah beyaz fotoğrafları var. Fotoğrafları bir sanatçının çekmiş olduğu anlaşılıyor. Odanın geri kalanına bu çocuğun yaptığı resimler asılmış. Çocuğun tek çocuk olduğu belli.
Bütün şikayetleriniz stres kaynaklı diyor. Ben bıkkın bir şekilde yüzüne bakınca, antidepresan kullanmalısınız diyor.
Ben- Hayatımda hiç birşey bu kadar yolunda gitmemişti stresli değilim.
O- Hiç durmadan çalışıyorsunuz! siz uyuyor musunuz?
Sessizlik.
Neyse sonunda doktorum beni antidepresan almaya ikna edemedi. Ben onu stresli olmadığıma ikna edemedim. Ortak bir noktada buluşmaya çalıştık ve haftada iki defa yoga, meditasyon vb. bir şey yapmamda karar kıldık.
İki defa yogaya gittim. ikisinde de yapacak binlerce şey varken ne yapıyorum ben diye düşünmekten daha çok gerildim.
Üçüncü derse gideceğime oturdum yağlı boya meditasyon yaptım.

Çok güzel yazılmış sürükleyici kitaplar vardır. Bazen bitmesin diye kendinizi frenleyip yavaş okumaya çalışırsınız. Ya da fırsat bulup okuyamazsınız ama aklınız hep ondadır. İşte benim hayatım da bu aralar öyle. Yapmak istediklerimin dışında birşey yapınca, aklımı yapamadıklarımdan alamıyorum. Doktor buna stres diyor, ben tutku diyorum.

Bir Dilim Pasta Rüyası

23 Ağustos 2006

Match

Geçen sabah alt kattan gelen kahve kokusuyla uyandım. Diyet yaptığım için herhalde aklıma gelen ilk şey çikolatalı pasta oldu. Ayaklarımı sürüyerek aşağıya indim. Kahve yaparak bana nasıl bir işkence yaptığından haberi olmayan sevgilime, kahvenin yanına kahvaltı olarak ne hazırlamamı istersin dedim. Pasta hayalleriye sağlıklı kahvaltımızı hazırladım yedik. Sonra çalışma odama gidip yağlı boya kahvenin yanına yağlı boya pasta çizdim. En azından bunu yapabiliyordum.

Normalde Amerika’da pastayı sıradan bir yerden alıyorsanız felaket kötüdür, bir lokma yiyemezsiniz. Fakat talihsizlik sonucu harika pasta yapan bir yer keşfettiyseniz işiniz bitmiştir, geçmiş olsun.

Aradan günler geçti bu pasta düşüncesi beni yedi bitirdi. En sonunda dün dayanamayıp sevgilime akşam yemeği yerine pasta yiyelim dedim. Aklını çeldim, kanına girdim.
Gittik o iki kişilik rüya pastayı aldık. Eve gelip kahve yaptık, pastayı özenle servis yaptım ve malesef bir dilimin yarısını bile yiyemedim. (Sebze meyve yemekten olmalı) Unlu, şekerli, tereyağlı ve çikolata kaplı pasta ağır geldi. Olsun tadı çook güzeldi.

Tek Farkeden Kişi

11 Ağustos 2006

Tfk

Beş yıl önce ben çok zavallı bir şeydim.
Kırk kiloydum. Yemek yemez, sigara ve kolayla yaşardım. Elbise değiştirir gibi ülke, şehir, hayat, iş değiştirdim.
Tam olarak neden kaçtığımı ne aradığımı bilmiyordum. Gezinip duruyordum işte…
Dışarıdan nasıl güçlü göründüğümü biliyordum ama kimse benim ne kadar kırılgan olduğumu aklının ucundan bile geçiremezdi.
Sonra bir gün havuz kenarında yeğenimle oynarken sen bana bakıyordun. O gün tanıştık, o akşam ben ayrıldım oradan. Telefonlarımız yoktu birbirimizde sadece adını biliyordum. Zaten bir daha gitmeyecektim o yaz yazlığa.
Ben o hafta bir daha hiç düşünmedim seni ve hiç düşünemezdim aynı haftanın sonunda oraya dönmek zorunda kalacağımı.
Aşka inancım kalmamıştı ve hiç düşünemezdim ilk çıktığımızda bana “seni seviyorum” diyeceğini tanıştıktan bir ay sonra evlenme teklif edeceğini ve benim bütün bunlara inanacağımı!
Evet gözlerimin renginin biri açık biri koyu olduğunu ailem dışında tek farkeden kişisin. O zaman anladım ki aslında gözlerimin içine bakan tek kişisin.
Ve söylediklerimi duyan.
Senin varlığın beni görülür ve duyulur yaptı.
Senin hayatıma girmenle anladım daha önce ne kadar yalnız olduğumu.
———————
Yukarıdaki yağlı boya resmi bu yazı için hazırladım.

Bu günlerde mutluluk seviyemin en üstlerinde dolaşıyorum. Bu sabah uyanınca güne müzik açıp aynanın karşısında dansederek başladım?! Bir süredir ruhumda mutlu ve aşık bir çingene yaşıyor. Sigarayı bırakmakla birlikte aldığım kilolardan kurtuldum. Eski ağırlığıma dönmeme bir kaç kilo kaldı. Üstelik gurur duyulacak bir şekilde sağlıklı besleniyorum ve hergün spor yapıyorum.

Türkiye’ye gittiğimde aldığım kilolardan dolayı beni utandırıp kötü hissettiren yakın ve arkadaşlarıma teşekkür ederim. Sağladığınız motivasyon harikaydı ama sakın kilo almayın sizi daha beter motive ederim.!!!