26 Ocak 2010

Bazı hafta sonları diğerlerine benzemez. Bulutlu gökyüzü güneşin önünü kestiğinde, rüyamda yağmur damlalarının sesini duyarım. O hafta sonunun gri olacağını bilmek için gökyüzünü görmeye gerek yoktur.
Sabahları yataktan kalkmak için neden bulmak da gerekmez, Arel gelir kaldırır :)
Ama işte bazı hafta sonları diğerlerine benzemez.
Rüyamda yağmuru dinlerken burnuma fırında pişen ekmeğin kokusu gelir. Sıcacık.
Oğlumla sevgilimin konuşmalarını dinlerim. Sıcak ekmek kokusunun havaya bıraktığı huzuru koklarım.
Hafta sonu yağmurluydu yine. Ama fırında ekmek pişti.
İsterse yağmur hiç durmasın ama sevgilim bazı hafta sonları bana ekmek yapsın…
—————————–
Ben hamurla uğraşmayı bırakıp çok nadir gözleme, poğaça ve mantı yapmaya başladım. Bir süre sonra sevgilim benden çaldığı pide teknolojisini geliştirip kendine yeni hobi olarak mutfağı seçti.
Önce pideler değişik çeşit ekmekler yapmaya başladı. Sonra pizza ve lazanyada uzmanlaştı.
Ama hafta sonları ekmek kokusuyla uyanıp, yanına ekmeğin tadına uygun peynirler seçilerek yapılan uzun kahvaltılar beni çok mutlu ediyor.
Not, neden sadece iki ekmek fotoğrafı olduğuna gelince. Bu ekmekler, pide ve pizzalar fazla lezzetli. Daha fotoğrafları çekilemeden kayboluyorlar :)

2 Eylül 2009

İstek üzerine tekrar havuçlu kek yapıp arkadaşlarımı çaya çağırdım. Bu sefer kekin yanında ahududu vardı arkabahçede oturup sohbete başlamadan ve kekin servisini yapmadan fotoğrafını bile çektim :)
Tam Undan Havuçlu Kek
İçindekiler:
4 yumurta
2 çay kaşığı vanilya
1 kap kahverengi şeker (dark brown cane sugar)
3/4 kap zeytin yağı
1 çay kaşığı tarçın
2 çay kaşığı kabartma tozu
1 1/2 çay kaşığı karbonat
1 çay kaşığı tuz
2 kap tam un (eğer tam una alışık değilseniz 1 kap normal un 1 kap tam un kullanabilirsiniz)
1/2 kap ceviz
3 kap rendelenmiş havuç
Yapımı
Yumurta ve vanilyayı çırpın. İçine şeker ilave edip mikserle çırpmaya devam edin. zeytin yağı ekleyin.
Sonra sırasıyla listedekileri ekleyip karıştırmaya devam edin.
Tam unu eleyip ekledikten sonra kaşıkla karıştırıp önce ceviz en son havuçu ilave edin.
önceden ısıtılmış fırında 180 derecede 35- 40 dakika pişirin.
31 Ağustos 2009

Eskiden bir yemek davetinin en başarılı yanı sunulan yemeklerin lezzetiydi.
Ama artık pek öyle değil.
Şimdi insanlar yemek konusunda çok seçici davranıyorlar. Örnek gerekiyorsa ben onlardan biriyim.
Bir kere davete elim boş gitmiyorum. Masaya servis yapılacak büyüklükte bir tabak yemek götürüyorum yanımda.
Eğer masada sadece çok kalorili yiyecekler dışında bir seçenek sunulmamışsa aç kalmamak için :)
Ama genelde davetlerde mutlaka birkaç çeşit salata, peynir tabağı, meyve salatası, ızgara et gibi alternatifler oluyor. Zaten en çok böyle çeşitli ve az kalorili davetler başarılı oluyor.
Bu yaza kadar ben de çaya gelenlere ya da pikniğe götürmek için beyaz undan poğaça kek gibi şeyler yapardım. Ama bu yazın başından beri mutfakta tamamen sağlıklı seyler pişirmeye çalışıyorum. Bütün beyaz undan yaptığım poğaça, börek ve kekleri tam unla yapmaya başladım. Gayet de güzel oldu.
Daha çok sebze ve meyve daha az karbonhidrat ve şeker tüketiyoruz.
Genelde tavuk balık eti yiyoruz. Kırmızı eti ayda bir iki defa yemeye başladık.
Arkadaşlarım da böyle beslendiği için birbirimizi yemeğe ve çaya çağırmak işkence olmuyor.
Arkadaşlarımızı gece oturmasına çağırınca onlara tam undan şeker oranı çok düşük havuçlu cevizli kek hazırlıyorum. Onlar da gelirken bir büyük tabak çilek getiriyorlar. Papatyalı yeşil çay eşliğinde sohbet çok güzel oluyor.
Ayrıca keki hazırlamak onbeş dakika sürüyor
19 Ağustos 2009
Son bir haftadır otoparka asfalt yapıldığı için her sabah yedi buçukta yerimizden zıplıyoruz.
Zıplıyoruz çünkü birkaç iş makinası aynı anda korkunç gürültüler çıkarıyor ve Arel bu seslerle uyanıp ağlamaya başlıyor.
İlk sabah yaşadığım şoku anlatamam. Ne oluyor yahu diye öylece kalakalmıştım.
Biz üniversitenin kampüsünde ormanın içinde yaşayan insanlarız. Genelde evin yakınlarında kuştan başka birşeyin sesi duyulmaz. Çevrede görülmesi normal karşılanan hayvanlar da ceylan, tilki, rakun, kartal, ateş böceği türünde hayvanlardır.
Gürültünün nasıl birşey olduğunu çoktan unutmuşuz.
Ama bir haftadır her sabah suratlarımız ekşi uyanıyoruz. Tabi durumun benim gibi erkek çocuğu anneleri için avantajları da yok değil. İş makinaları bizim evden göründüğü için Arel bazen oturup hayranlıkla onları izliyor. Evlerinden iş makinalarını göremeyenler de çocuklarını bizim arka bahçelere getirip izletiyorlar. Manzara oğullarımızı biraz oyalıyor.
Bu sabah yine aynı gürültüyle güne başladık. Bir randevumuz vardı, saat dokuzda ailecek şehir merkezindeydik. Tam arabayı park ettik, arayıp görüşeceğimiz kişinin hasta olduğunu söylediler randevuyu başka tarihe aldık.
Dışarıda hafif serin bir bahar havası vardı, güneş pırıl pırıl parlıyordu. Bahçesinde oturup kahvaltı yapmaktan hoşlandığımız bir yer var. Açık havada kahvaltı yapmaya karar verdik. Ama kapalıydı, o sırada pazarın kurulmuş olduğunu gördük. Pazarı gezmeye karar verdik.
Taze meyveler, sebzeler, çiflik yumurtaları, ev yapımı reçeller … çok güzeldi pazar. Amerika’ya yerleştiğimizden beri en çok eksikliğini hissettiğim şey, meve sebze vb…nin marketlerde görüntülerinin harika ama kendilerinin tatsız oluşu oldu. Yediğimiz sebze ve meyvelerin tadı yok. Whole foods’tan aldıklarımız bile öyle.
Genellikle kokusuz oluyorlar. Bu nedenle Amerika’ya ilk geldiğimizde Florida’da oturduğumuz için bahçe kiralamıştım. Organik meyve sebzelerimi yetiştirip dalından koparıp yemek yapıyorduk. Florida’da hava böyle bir bahçe için o kadar uygundu ki çok fazla uğraşmıyorduk bile. Hatta doğru düzgün sulamıyorduk. Hava her gün çok güneşli ve çok yağmurlu olunca kendiliğinden yetişiyordu herşey. Hem de büyük bir hızla.
Michigan’ın havası uygun olmadığı için de hiç uğraşmaya değer bulmadım. Bizim için yazları sebze meyve toplamaya gitmek bu nedenle hep en önemli etkinlik oluyor.
Bu sabah pazara gidince gördüm ki daha sabah dalından koparılmış sebzeleri satıyorlar. Hem de markette satılan plastiğe benzeyen sebzelerden çok daha ucuzlardı. Mis gibi kokuyordu sebzeler.
Aklımda hiç pazara gitmek gibi bir fikir olmadığı için fotoğraf makinam yanımda değildi. Bu nedenle taze sebzelerin varlığını kutlamak için eve gelince sebze sepeti yapıp fotoğrafını çektim. Bundan sonra çarşamba sabahları pazara gideceğim.
Yaşasın taze sebze ve meyveler!!!
İyi ki randevu iptal oldu, çok güzel bir sabah geçirmiş olduk.
28 Mayıs 2009

Hayal dünyasında serbest yüzdüğün yıllardır çocukluk.
Gündelik eşyaları canlı ya da değişik formlarda hayal etmek sabahtan akşama yapılan en önemli iştir.
Kitaplardan okuduğun, çikolatadan şekerlemelerden yapılmış evleri düşler hatta ucundan koparıp sen de tadına bakarsın. Şekerlemelerin tadını ağzında hissettirecek kadar canlıdır bu düşler.
Çizgi filmlerde kek ve şekerleme olur bazen ağaçlar köprüler. Köprülerin altından çikolatalı sütler akar hatta çikolata şelaleri bile vardır.
Arel’in doğum gününde araba pasta ve süslediğim tren keki görünce bütün iki, iki buçuk yaşındaki çocukların yüzündeki şaşkınlık inanılmazdı. Hepsi pastanın etrafında araba tren diye koşturup duruyorlardı. Bütün gün ellerinden düşürmedikleri küçük arabaları ve trenlerinin kazandıkları bu yeni form karşında hayret içindeydiler.
O kadar heyecanlandılar ki onları bir türlü masanın başına toplayıp fotoğraflarını çekemedim. Etrafta koşuşturup duruyorlardı. İyi ki pastanın fotoğrafını partiden önce çekebilmişim.
Bir şeker hamurundan pasta ve kalıptan çıkmış bir tren kekle, o gün iki yaşındaki çocukların kahramanı oluverdim.
Keki süslemek için şekerler, pasta kreması ve süsleri kullandım.
Arel’i uyutup pastayı yapmak için mutfağa girdiğimde cumartesi gecesi saat sekizdi. Pasta pazar sabah saat dört civarlarında hazırdı.
Onsekiz yaşından itibaren gece uyumasam da ertesi gün normal bir gün yaşadığımı farkettiğimden beri uykularımı suistimal etmekten hiç çekinmedim.
Bu nedenle Arel küçükken uykusuz kalmak benim için yorucu olmamıştı. O uyandığında ben zaten ayakta çalışıyor olurdum. Sabaha karşı yatardım. Sabah da babası bakardı.
Şimdi de onunla birlikte olduğum saatlerden çalmamak için geceleri çalışmaya devam ediyorum.
