Pide

9 Ağustos 2008

Arel yürümeye başlayıncaya kadar benim için yemek yapmak çok zordu.

O uyurken yemek yapamıyordum. Yemek kokusu aldı mı hemen uyanıyordu. Yürümeye başlayınca çok yorulup derin uykular uyumaya başladı da rahatladım.

Bizim evde sebze yemekleri pişer. Biz oğlumla yemek seçmeyiz.

Arel en çok etli dolmaları sever. Özellikle biber dolmasını. Mercimek çorbası ve mercimek köftesi yine favorileri arasındadır. Her türlü sebze yer ama taze ve kuru fasulyeyi ayrı bir sever.

Bir de evde her yemeği seçen, ev yemeklerinden hoşlanmayan, kebabçı kedimiz yaşar.

Evlendiğimiz ilk yıl Türkiye’de yaşıyorduk. Herhalde evde birkaç kere yemek yemiştir. Hep dışarıda yedik o yıl. Kebaçıları gezip duruyorduk.

Sonra Amerika’ya yerleşince çaresiz bir kebapçı kedisiyle başbaşa kaldım. Onu ev yemeklerine alıştırma çabalarım yaptığım yemekleri sürekli eleştirmesiyle sonuçlandı.

Ben güzel yemek yaptığıma inandığım için yılmadım. Ona sevdiği yemekleri yapmaya çalıştım. Yemeğin suyunu sevmediği için suyu olmayan yemekler yaptım. Etli sebzeli fırın yemekleri yaptım.

Geçenlerde Mısır’lı bir arkadaşı şehirde harika bir pideci olduğundan bahsetmiş.

Yok dedim Araplar bizim gibi pide yapmayı bilmiyorlar hayal kırıklığına uğrarsın.

Dinlemedi tabi. Gittik denedik. Hamuru yumuşaktı. İçine de ne koymuşlardı bilmiyorum ama tadı felaketti.

Sonra bana hergün sen güzel pide yapıyordun pide yapsana demeye başladı.

Gözlerini kocaman kocaman açıp yavru kediler gibi bakmaya başladı.

Kıyamadım.

Dört yıllık hamur deneyimimi konuşturup pide yaptım ve başıma iş aldım.

Şimdi her gün gelip gidip yine pide yapsana diyor…

Yaban Mersini

6 Ağustos 2008

Meyve toplamak ailece sevdiğimiz bir aktivite olmaya başladı. Daha önce çilek toplamıştık, bu sefer de yaban mersini (blueberry) toplamaya gittik.

Gideceğimiz yer şehre bir saat uzaklıktaydı, havanın da öğleye doğru ısınacağını hesaplayarak saat sekizde yola çıktık. Arel yolda sıkılır diye düşünüyorduk ama o manzarayı seyretmeyi tercih etti.

Sabahın serinliğinde yazın başından beri buralardan ayrılmayan rüzgarı da yanımıza alıp ekili toprakları, çiftlik evlerini, nehirleri, küçük gölleri seyrederek gideceğimiz yere vardık.

Orada yakın arkadaşımız olan bir aileyle buluştuk. Onların bebekleri de Arel’den bir ay küçük.

Arel ve Nash çalılıkların içinde koştururken bizde meyve toplayıp çocuklarımızdan, gezilerimizden, Türkiye’den konuştuk.

Anlatmak mümkün değil o sabah hayat nasıl hafifti.

Baktık bebeğimiz bizim topladığımız meyveleri yiyor, ona meyve toplamayı öğrettik :)

Çıkarken onun yediği meyveleri de hesaplayıp fazladan ödemek isteyince kabul etmediler. İnsanlar buraya çocukları mutlu olsun diye geliyorlar, çocukların yediklerini saymıyoruz dediler.

Belki Ağustos bitmeden yine gideriz.

Arel babasıyla yaban mersini topluyor.

Arka Bahçe Piknikleri

8 Temmuz 2008

Oturduğumuz sitede bahar aylarında başlayan çocuklarla güzel zaman geçirelim etkinliklerinde hemen hergün değişik birşeyler yapıyoruz.

Bazen arka bahçelerimizde piknik yapıp çocuklarımızı bir araya getiriyoruz.

Ben, o gün canım ne atıştırmak istiyorsa onu yapıyorum, fotoğraftaki poğaça gibi. Sıcak sıcak sepete koyduğum gibi Arel’i de alıp doğru pikniğe gidiyorum.

Biz sohbet edip atıştırırken çocuklar küçük havuzlara girip çıkıyor ve su fıskiyelerinin altında koşuşturuyorlar.

Onları böyle mutlu görmek çok keyifli.

Amerika’ya gelmeden önce burada insanların yanlızlık çektiklerini duymuştum. Amerikalı’ların sosyal hayatlarının kısıtlı olduğunu söylüyorlardı. Oysa tam tersi.

Sosyal hayatları çok canlı. Ben bir gün içinde hangi aktiviteye katılacağımı şaşırıyorum bazen.

Son zamanlarda farkettim ki bu davetlere çağırılan tek yabancı biziz. Üniversitenin kampüsünde yaşadığımız için yabancı aile çok. Bazı aktiviteler yazılı olarak duyuruluyor, onlara herkes katılıyor. Ama bazılarını arkadaşlarım arayıp birkaç gün önceden haber veriyor. Gidince görüyorum ki sadece Amerika’lı aileler var.

Sanırım bizi dışlamamalarının nedeni çok iyi arkadaş olmamız. Çağırmayınca suçluluk hissediyor olmalılar.

Büyük Sürpriz ve Çilek Tadında Bir Gün

29 Haziran 2008

_mg_7184.jpg

Bugün çok büyük bir heyecan yaşadım. Arel bana anne dedi! Hem de üç defa!

İlk önce boynuma sarılıp dedi, ben her zaman çıkardığı seslerin arasından anne dediğini duyar gibi oldum ama pek heveslenmedim. Babasıda aa anne dedi duydun mu dedi, sonra Arel tekrar boynuma sarılıp anne deyince çok heyecanlandım. Hiç beklemiyordum sürpriz oldu. Akşam üzeri parkta babasıyla oynarken yorulup acıkınca anne deyip eve doğru yürümeye başlamış :)

————————————

Geçen gün oturduğumuz siteden arkadaşlarımızla bebeklerimizi alıp çilek toplamaya gittik. Giderken Arel’in çilek toplamak için küçük olduğunu düşünüyordum. Neyse en azından çileğin nerede yetiştiğini görmüş olur diye düşünüyorduk.

Yanılmışız!

_mg_7176.jpg

Bizim çilek zararlısı bebeğimiz çileği dalında görür görmez tanıdı. Hemen tarlaya girip birer ikişer kopartıp yemeye başladı.

Biz o sırada dur yıkayalım diye çırpınıyorduk ama nafile.Yetiştirdikleri yerde toprağın üzerini küçük tahta parçalarıyla kapattıkları için çilekler çamurlu olmasa da kumluydu.

Baktım herkesin çocuğu böyle yiyor, bir biz kaygılanıyoruz aman dedim tadını çıkar çileklerin.

Abartmıyorum en az ama en az yarım kilo yemiştir. Yedi yedi yedi.

O yedikçe ben ooofff bütün sindirim sistemi bozulacak diye sıkıldım ama karışmadım.

Arel’in sindirim sistemi bozulmadı ve çok mutlu bir gün geçirdi. Fotoğraf çekilirken bile durmadı. Dalından yeni koparılmış çilekler de çok güzel kokuyorlardı.

_mg_7167.jpg

Doğum Günü Pastası

27 Mayıs 2008

blok_pasta_1.jpg

Herşey Arel’in doğum günü için güzel bir pasta istememle başladı.

Şehirdeki bütün pastacıları ve çeşitlerini araştırarak başladım. Sonra inanılmaz güzel pastalar yapan ödüllü bir pastacı buldum.

Sevgilimle gittik bir ay önceden pastanın siparişini verdik.Bebeğimizin doğum gününe bir hafta kala pastanın yapılamayacağını öğrendik. Çünkü pastacı o güne nikah pastası siparişi almıştı. Özür olarak sizin kesin spariş verdiğinizi anlamamıştık gibi üstün körü açıklamalar yaptılar.

Aslında ısrar etsem yapacaklardı çünkü hem sipariş alıp hem de yapmayarak kötü duruma düşeceklerdi. Ama istemeyen birine zorla birşey yaptırmak kötü sonuç almaya neden olurdu.

Bütün iyi pastacılar siparişlerini en geç iki hafta önceden aldıkları için başka bir yere yaptırma şansımız da kalmadı.

Sevgilim güzel bir pastaneden güzel bir pasta alırız ne olacak dedi. İşte malesef ben öyle biri değilim, olmadım ve sanırım hayatım boyunca da olamayacağım.

Olmazz!!! dedim

Arel’in doğum gün pastası özel olacak. Ben yapacağım.

Sevgilim beni her vazgeçirmeye çalıştığında gözlerimi kısıp yapamayacağımı mı düşünüyorsun da böyle konuşuyorsun deyip duruyordum.

TAKINTI;

Bende var, çok kötü birşey.

Aklıma birşey mi koydum. Yapacağım. Yapmazsam olmaz ölürüm. Önümde durup yapmama engel olmaya çalışana da Allah sabır versin.

Bu inat değil, kararlılık değil, AŞK aşk.

blok_pasta_4.jpg

Sonra sevgilimin aklını çeldim. Birlikte mutfağa girelim dedim çikolatalardan, sıvı vanilyadan, fırında pişen kekin eve yayılan kokusundan bahsettim ona, krema da olacak diye fısıldadım kulağına.

Hadi birlikte yapalım. Arel’e biraz sen bakarsın biraz ben, kekle biraz sen ilgilenirsin biraz ben ve yaparız birlikte dedim.

Kabul etti.

blok_pasta_3.jpg

Önce gidip confetti cakes kitabını aldım. Sonra malzemeleri satın alabileceğimiz pasta malzemeleri satan bir yer buldum. İçlerinden oyuncak küp şeklinde olan bu pastayı yapmaya karar verdim.

blok_pasta_5.jpg

Ertesi gün girdik mutfağa altı tane muzlu kare kek pişirdik. Kes, çikolatalı kremalarını sür, buzlukta beklet, kapla, süsle derken on iki saat mutfakta geçti.

blok_pasta_6.jpg

Gece saat birde mutfaktan çıkarken sevgilime bir daha böyle şeyler yapmaya kalkarsam beni durdur dedim.

Seni durdurmayı ne çok denedim bilemezsin dedi.

Bilmezmiyim.

TAKINTI;

Ben de var, çok kötü birşey.

blok_pasta_2.jpg