Yorumlara Cevap
Kariyeri ailesi olan kadınlar yazımın yorum sayısına ve içeriklerine bakınca bu konuda yazmış olduğuma sevindim. Demek hepimizin söyleyecek çok şeyi varmış.
Gelen bütün yorumlar için teşekkürler. Benim gibi düşünmeniz gerekmiyor benim de sizin gibi. Bu nedenle farklı insanlarız ve farklı hayatlar yaşıyoruz. Bence bu güzel birşey.
Bir yorumu hakaret içerdiği için silmek zorunda kaldım. Sonra Arel’le kütüphaneye gittim, alışveriş yaptım, yemek hazırladım, yemekten sonra onunla oynadık. Bebeğime banyo yaptırıp yatırdım ve yorumlara bir baktım ki herşey çığrından çıkmış. Sevgilim bile yorum atmış.
Başkalarının seçimlerini sevmeseniz de bu kadar kırıcı olmanız gerekmez. Siz öyle yaşamazsınız. Bebeğiniz olunca da bakıcı tutarsınız olur biter.
Hayatta tek bir doğru yoktur. Her anne kendi çocuğunu en doğru nasıl yetiştireceğine kendi karar verir. Bu onun çocuğuyla arasındaki ilişkidir. İlişkisinin nasıl olacağını kendi biçimlendirir.
Ben her zaman için annelerin bebeğin ilk yıllarını onun yanında geçirmesi gerektiğini savundum ve savunacağımda.
Ama kadınlar işi gücü bıraksın toptan herşeyden vazgeçsin eve kapansın gibi saçma sapan şeylerden bahsetmiyorum tabiki.
Zaten bir kadın çocuğu olacağı zaman uzun uzun ne yapmak istediğini düşünüyor. Kendi şartlarına göre karar verip istediği yöne gidiyor. Ben böyle süslü yazılar yazıyorum diye ertesi gün toplu istifa vermiyorlar :)
Ben de para kazanmak zorunda olan kadınlardanım. Arel’e babasının baktığı saatlerde ve geceleri bilgisayar başında çalışıyorum. Zorunda olmasam bu birbuçuk yılı daha çok uyuyup daha az sorumluluk alarak geçirmek isterdim.
Yazdığım hayat seçimleri Türkiye’nin yaşam şartlarına uymadı ama çalışan bayanların hiçbiri çalışma şartlarının iyileştirilmesi yönünde tek bir söz de söylemedi. Bir tek Anne ve bebişi İngiltere’de düzeltilmeye çalışılan şartlardan bahsetti. Zaten Avrupa’da bir çok ülkede iki yaşına kadar işinizi kaybetmeden bebeğinize bakabileceğiniz yasalar var. Amerika’da nüfus sorunu yok, o nedenle kadınları koruyan yasalar da yok.
Türkiye’de böyle yasaların çıkmasından önce cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldıracak önlemler ve yaptırımlar uygulanması gerekiyor. Yoksa kimse bir daha işe kadın çalışan almaz.
Ama gelen yorumlarda gördüğüm kadarıyla kadınlar kadınları daha fazla ezmeye çalışıyor. Çok fena! Bu şekilde haklarımızı nasıl savunuruz bilemiyorum.
Ben yine son satırıma evde ailesi için çaba harcayan annelerin de gereken saygıyı görmeleri gerektiğini yazacağım. Size işsiz denmesine izin vermeyin yaptığınız çok zor bir iş.














Meltem, ben her satiri buyuk bir ilgiyle okudum. Hakaret dedigin o yorumu da…Malesef, hayat zannettigin kadar kolay degil. Kadin kadini ezmeye calismiyor. Sanirim sadece sen kendi ayaklarinin uzerinde dur diye sert konusuyorlar. Annelerimiz gibi. Ben de acikcasi cok sasirdim senin son yazina. Hic yakismadi sana o yazi, hele yorum silmek. Cok uzgunum.
Sevgili Meltem,
Dün gece uyumadan yazdığım yorumumu sabah uyanınca düzgün bir kafayla okuduyunca anlatmak istediklerimi ne kadar eksik yazdığımı gördüm.
Benim mesleğim mütercim tercümanlık. Dolayısıyla istediğim zaman evden istediğim zaman yarı zamanlı istediğim zaman da 9-5 arası memur gibi çalışma imkanları tanıyan bol seçenekli bir meslek. Buna da güvenerek hem çalışma hem “dışarıda” çalışmama seçeneklerini denedim.
Elbette bir memur olsaydım çocuklarımı 7-8 aylıkken bırakıp işbaşı yapmam gerekecek ya da belki de daha doğum iznindeyken çıkışımın verildiğini öğrenecektim haşin koşullu özel sektörde çalışsaydım.
Belki de çocuklarım olmasa da çalışmama kararı alacaktım. Sırf ruhumu dinlendirmek, bakışımı renklendirmek ve çeşitlendirmek için ev hanımlarının dünyasına transfer oldum. Ve de mevcut koşullarda evden iki çocuğu çekip çevirmek daha ucuza geliyor.
Hiçbir zaman işsiz denmesine izin vermiyorum. Kahyalık yapıyorum diyorum soranlara:) Evimin ve keyfimin kahyasıyım.
Umarım bu sefer sapmadan anlatabilmişimdir kafamdakileri.
Sevgiler
Türkiye şunu da söylüyor, biz yeni annelere.Ben 1 yıl ücretsiz aldım devamında izinlerimi vs kullanarak kızımla daha çok zaman geçirmek adına uzatıyorum ve emziriyorum.Bana söylenen 1-yeter emzirdiğin 2-neden bu kadar çocuğu kendine bağımlı yapıyorsun,git çalış,çocukla bu kadar ilgilenilmez.Bunu söyleyen üniversite mezunu insan grubu.Onlara çocuğumla ilgilenmem garip geliyor.Doktor olmam nedeniyle işe geri dönmek zorundayım,maniplasyonumu idame ettirmek zorunda olduğum bir branşım var.Ama benim tercihim 1 sene daha kızımla birebir ilgilenmek.Ama olmuyor Türkiye şartları.Ama imkanı olup da izin almayan kadınların söylemi şu:evde çocuk, yemek,evde oturma, ilişkisine katlanamam,insan çıldırır-artık kimse bu izni almak dahi istemiyor.Aldıkları para bakıcı parasına zor yetiyor kiminin…
Meltem, bence seni yanlış anlıyorlar, haklısın…
meltem, aldırma! senin yazından ilham alıp bende kendi düşüncelerimi yazdım yarın öbürgün yayınlayacağım.. türkiye’de maalesef insanlar etraf için çocuk yaptığından sonrasını düşünmüyor. sonuna kadar doğru şeylerden bahsettin. en önemli zamanlarına vakit ayırılmayacaksa neden çocuk yapılır ki? ekonomik şartlardan dem vurarak haklı göstermeye çalışanların yanıldıkları nokta da burada zaten.
çağ bu arada evet özellikle üniversite kesiminden geliyor bu eleştiriler. ekonomik bağımsızlık evet zor kazanıldı ama herşeyi silmeyi gerektirmiyor. sevgisiz, bakıcı elinde büyüyen nesiller yetiştirmektense topluma gerçek anlamda karşı durmayı göze alıp çocuk yap baskılarına kanmasalar herşey daha iyi olabilir halbuki. 6 aydan daha fazla (sağlık sorunu yoksa) emzirmeyi gerekli bulmayan lütfen çocuk yapmasın. okul öncesinin ne kadar gerekli olduğunu kavramayan lütfen çocuk yapmasın. normal doğumun (sağlık sorunu yoksa) önemini kavramayan ve estetik nedenlerle sezaryen yalanlarına kanan bir zahmet çocuk yapmasın..
özge, hayat kolay değil zaten meltem’in anlatmaya çalıştığı da o.. bir kadın eğer kendi tercihleri ile (torun isteyen dedelere, evlendin çocuk yap diyen çevreye değil) çocuk yapıyorsa bunun sorumluluğuna tam manasıyla hazır olmalı. yoksa öteki türlü çok kolay.
maalesef bize feminist yanlış yerden girdi. feminizm ve kadının özgürlüğü kendi kadınlığını yadsıması değildir. böyle düşünüyorsanız lütfen çocuk yapmayın, türkiye zaten yeteri kadar vicdan azabıyla arsızlaştırılmış veletlerle dolu…
Kadin kendi ayaklari uzerinde durmak istiyorsa (bir de, allah muhafaza, kariyer istiyorsa) mutlaka kadinligini yadsiyordur, ya evde kalmistir, ya cirkindir, ya kadinlari ezmek istiyordur, ya da kariyer diye gozu donmustur…Kadin evde oturup cocuk bakmak icin vardir.Turkiye’yi bu hale getirmek isteyen o kadar cok kisi var ki, siz de hayret edersiniz.
Annelikle kariyerin ayri seyler oldugunu ama birbirlerine engel teskil etmediklerini bilen aydin Turk kadinlari da okuyor bu siteyi. Feminist demiyorum onlara, aydin diyorum.
özge zaten kimse tamamiyle evde oturmayı savunmuyor. ama küçücük bebeklerini başka bir eve bırakan ve yanlızca haftasonları gören anne babalar tanıyorum. anaokul çağına kadar da mı haketmiyor bu çocuk annesini? o kadar mı önemli kariyerleriniz? ayrıca kimse çocuk yapmak zorunda değil. ben mesela hala bu konuda ikircikteyim. maddi bir teminat sağlayamazsam da yapmam neden işten evi arayıp sütünü içti mi ağladı mı diye helak olayım ki? ilk 3-4 yıl çok değil vakit ayırmak için ama dediğim gibi yapmak istemiyorsanız yapmayın ki kadın çevreye göre değil kendi karar vermeli buna. modernlik adı altında onu da yaparım bunu da diyerek asıl kadın eziliyor.
Merhaba,
Dünkü yazıyı da, yorumları da okudum. Şöyle bir yazı yazdım okumak isterseniz:
http://ozguranne.blogspot.com/2008/11/annelik-almak-sava-alan.html
Sevgilerimle
özgür
Meltem Hanım,
Şu sessiz izleyici tanımını sevdim. Ben de onlardan biriyim.18 yıllık anne ve 19 yıllık çalışan bir kadınıyım.
Genç,üretken ve farklı bakış açınızı sevgiyle ve keyifle izliyorum.Son yazılarınızı da aynı keyifle okudum.İşler çığrından çıktı demişsiniz, bazen işlerin çığrından çıkması iyidir. Demek ki bu konularda herkesin derdi ve söyleyecek sözü var.Yazınız ve yorumlar beni de düşündürdü:
- Bizim ülkemizde aslında zor olan kadın olmakdır.Çalışan,çalışmayan fark etmez.Bu nedenle bir de bizler kendimizi hırpalamayalım,ötekileştirmeyelim.
- Emek,üretim ve sermaye üçgeninde kafalar karışık. Karşılığında para kazandırmıyorsa, yapılan iş değersiz midir? Üretmek=para mıdır?Ev hanımlarının yaptıkları ücretlendirilmiyor diye bu üretmedikleri anlamına mı gelir yani?
- Ebeveyn olmak bir seçimdir ve çok büyük bir sorumluluktur. Ruhen bedenen sağlıklı,üreten, aydınlık bir insan yetiştirmek önemlidir.Vakti olmayan çocuk yapmasın lütfen.Arel çok şanslı bir çocuk.Onu çok seven ve ciddiye alan bir anne-babaya sahip.
- Çalışan annelerin,ücretli izin (Türkiye’de 40 gün,isterseniz 1yıla kadar ücretsiz izin kullanabiliyorsunuz.Ama özel sektörde çalışan kadınların koşulları sanırım daha zor),sağlıklı ve iyi koşullarda ve tabii uygun ücrete sahip kreşler ve ana okulları talep etmeleri ve mücadele etmeleri gerekiyor.
- İlk 3 yıl çocuk gelişiminde temel güven dönemidir. Çok kritiktir. Ben Bir hekim olarak özellikle ilk yıl annelerin bebeklerinin yanında olmalarını tavsiye ediyorum.(tabii ekonomik olarak idame ettirebiliyorlarsa.Aslında 1 yıl ücretli izin olmalı.Keşke!)
- Zaman çok hızlı geçiyor.Çalışsak da çalışmasak da çocuklarımızla geçen her anın farkında olmak gerekiyor.Kızım 18 olmuş,ne çabuk!Her saniyesi benim için çok mutluluk verici bir yolculuktu.
Meltem hanım,düşündünüz, düşündürttünüz.Bence çok önemli,ne iyi yaptınız.Kaleminize,ruhunuza sağlık.Üzülmeyin,kırmadan kırılmadan tartışmayı da becereceğiz bir gün.Siz kendinize ve Arel’e iyi bakın.Yaşam enerjiniz bol,yolunuz açık olsun. Sevgiler.
“Bir onceki yazini” her nedense insanlar yanlis anlamislar. Senin ne demek istedigini anlayamamislar. Ama emin ol ki; sen anlatmissin ama bazilari anlayamamis…
Meltemcim hayatta tek bir doğru yoktur demişsin,bende öyle düşünüyorum… Farklı farklı bireyleriz bu yüzden de…
Bende iyiki düşündürdün diyorum…
Sevgilerimi gönderiyorum…
Merhaba, önceki yazınızı ve bu yazınızı okudum. Bebeğin ilk yıllarını anneyle geçirmesinin çok doğru ve yerinde olduğunu düşünsem de mevcut durumumu anlatmadan geçemeyeceğim. Biz 4 yıl önce evlendik ve maaşlarımız hem kira verip hem geçinmek hem de gelecek için yatırım yapmaya yetmeyeceği için boş olan bir aile evine yerleştik. Kira vermesek de bu ev bir bebeğin büyümesine uygun bir ortam değildi. (Asansörsüz 7inci kattı ve çok soğuk oluyordu)Ayrıca ailenin diğer çocukları da evlenmek üzere olduğundan bize yapılan baskılardan bıkmıştık. Kira ödeyeceğimize ev alalım düşüncesiyle uzun vade kredi borcu ile bir ev aldık. Şu an benim maaşımla onu ödüyoruz, eşimin maaşıyla ucu ucuna geçiniyoruz. Kredi bitmediği sürece benim işten çıkmam imkansız görünüyor. Bir ay bile maaş almasam ve krediyi ödeyemesek sokakta kalacağız. Şu anda 6 haftalık hamileyim. Ücretsiz bir ay izin almam bile imkansız. Bebek olunca da hemen çalışma hayatına döneceğim. Bebeğe de annem bakacak. Bebeğime kendim bakmak istersem 10 yıl daha ertelemek zorundayım. şimdi benim ailem de kariyer mi olmuş oluyor. Kusura bakmayın ama bencil gibi görünen çalışan kadınların çoğu bu durumda ve evde çalışmayla dışarıda çalışma çok farklı şeyler.
Çocuğu kime emanet etmeli?
Anne olmak şart değil, ama…
06/04/2008 (680 defa okundu)
MELTEM ÖZTÜRK (Arşivi)
Radikal İki’de yayımlanan annelerin çalışmasını bebek gözüyle anlatmaya çalıştığım bir yazı (Bana masal anlat anne) başta kendi arkadaşlarım olmak üzere, en çok çalışan anneler tarafından tepki aldı. Anne çalışmasına çocuk merkezli bakışım “ucu nereye varacak seziyorum” bilgiçliğinin gazabına uğradı. Anti türban cephesini biliyordum da çalışan kadınlar cephesinden haberim yoktu. Kimlik sahibi olmak, bağımsızlık, eşitlik gibi kavramlarla yola çıkmışlardı ve önümdeki sofra karnımı da doyuruyor mu diye kendilerine hiç sormamışlardı.
Ne bir niyet ne de bir zihniyet taşımaksızın sadece duygusal bir anımda yazıp gönderdiğim yazıda “kadın dergilerinde, reklamlarda yüceltilen ‘anne çalışmasının’ sanıldığı gibi kadını özgür ve bağımsız yapmadığını, kendi ayakları üstünde durmak, kocaya karşı bağımsız olmak adına çocuk yetiştirme sorumluluğunun bırakıldığı bakıcılara, yuvalara bağımlı hale gelindiğini, çalışma şartlarının mutsuz ve telaşlı anneler yarattığını, çalışırken çocuğa ihtiyaç duyduğu zamanın ve ilginin yeterli düzeyde verilebileceğini telkin eden psikologların yalan söylediklerini, çalışma şartlarının kadın için taşıyabileceğinin ötesinde yük getirdiğini, bir bebeğin annesiz kalmasının acı ve telafi edilmez bir eksiklik olduğunu ve çocuğun yaşamının ilk yıllarında çalışılmaması gerektiğini…” yazmıştım. Vurguluyorum; ömür boyu da değil…
Bu gerçekleri yaşayarak ve gecikmeli öğrenmiş bir anne olarak “keşke beni daha önceden uyarmış olsalardı” diye düşündüğüm bir sırada safiyane bir içtenlikle yolun başında olan anneleri uyarma misyonunu üstlendim. Annelere ve anne adaylarına çocuğun o kritik denen ilk yıllarında çalışma isteklerini ve gerekliliklerini bu gerçekler karşısında yeniden gözden geçirmelerini önerdiğim yazıma getirilen kadın yorumlarını okuyunca bir an için Radikal’e aceleyle başka birinin yazısını mı yolladım diye kuşkuya kapıldım. Kuyruğa basılma haliyle tepki verdikleri için bu kadın aslında ne diyor diye hiç düşünmemişlerdi. Getirilen eleştiriler kadın çalışmasını ballandıra ballandıra yüceltirken, yazımda üzerinde durduğum en can alıcı sorunu es geçmişti: “Peki anne çalışırken çocuğa kim bakacak?”
İki çocuklu bir hakime hanımın bir forumda “yuhh sana” dercesine eleştirdiği bu “zihniyetime” verdiği cevapta “işe, kocaya, yemeğe, temizliğe, çocuğa, kariyere her şeye yetecek enerji biz kadınlarda var!” diye bağırıyordu. Hakime hanımın kendine olan inancını görünce düşünmeden edemedim bu enerji, bu öz güven, bende niye yok diye. Yoksa bu hallerinden memnun kadınlar hep doğru erkekleri buldu ve hayatlarını yoluna koydu da bir ben mi bu noktada çuvalladım? 30′larında bir kadının kendini ispat edercesine vurguladığı bu rollerin birarada taşınabilmesi gerçekten mümkün müydü? Yoksa alınan onca eğitime rağmen 7-8 çocuklu ailelerin çocuk nasılsa büyür gider mantığından hâlâ kurtulamamış mıydı? Çocuk büyütmeyi bu denli hafife alarak, nasıl o küçümsenen ev kadınlarından daha kişilikli çocuklar yetiştirebilecekti?
Yine bir hukukçu kadın, yazımı neden babalara değil de annelere hitaben yazdığımı sormuş. Düşündüm. Acaba çocuğu var mıydı; varsa emzirmiş miydi yoksa eşit olmak adına biberonla babasının kucağına mı vermişti, çocuğuna babası mı, kendisi mi yoksa büyükanne mi, büyükbaba mı bakmıştı, bakıcı baktıysa bakıcı ararken elemeye erkek bakıcıları da katmış mıydı, gibi gibi…
Başka kadına devretmek
Yazıma Radikal İki’de Ebru Yıldırım tarafından getirilen eleştirilerdeyse anneliğime hasrettiğim duygularım öğrenilmiş bir rolün icrası, yapay ve sorunlu bulundu. Ebru hanım patriyarkal kapitalizm, feminizm gibi sözcüklerle olaya sosyolojik, psikolojik, entelektüel bir bakış açısıyla yaklaşırken çocukların bakıcı ve büyükanne olarak karşımıza çıkan kadınlara bırakıldığını gözden kaçırmıştı. Yani yine “ev kuşlarına”. Sahi Ebru hanımın kızına kim bakmıştı? Yazıda ifade edilen “kendilerini feda ederek çocuk bakma yükümlülüğü olduğu düşünülen” kadınlar, bu yükümlülüğü bir başka kadına devretmek dışında bir çözüm getirebilmiş miydi?
Görüldüğü gibi eleştiriler sadece kadın çalışmasının anlamı üzerine odaklananan yaklaşımlar sergiledi. Anne çalışırken çocuk bakımı ısrarla bir sorun olarak görülmedi. Ev kuşlarına benzetilen ev kadınları örtülü bir şekilde aşağılandı. Ev kuşu olmamak adına içine girilen dünyanın sadece daha büyük bir kafes olduğu görmezden gelindi. Anneliğe ilişkin duygusal sözler abartılı bulunurken, çalışan kadın olmak daha da abartıldı. Keşke, bu entelektüel bakış açısı sosyal haklarda bu denli geri kalan devletimizden çocuğun yüksek çıkarlarına uygun düzenlemeler yapmasını istemek için bir şeyler yazsaydı. Oysa bana göre yapılabilecek en kötü şey yapıldı, kadın hakları, özgürlük, kimlik gibi kompleksli yaklaşımlar içinde bir varlık olarak çocuk geri planda bırakıldı.
Unutmayalım ki anne olmak da bir zorunluluk değil. Çalışma gerekliliklerini ve önceliklerini, her kadın anne olmadan önce kendi koşullarına göre değerlendirmeli. Ama anne olduktan sonra “yok bu rol öğrenilmiş”, “yok bu rol dayatma”, “yok bu yükümlülük neden kadınlara ait?” gibi düşüncelere kapılmak sadece asıl sorunu gizlemeye yarar. Asıl sorun sorgulamacı kadınların bedeniyle yaşadığı çelişkileri aşamadan anne olmasıdır. Anne olarak yeterli olamama, onun zorluklarını taşıyamama kaygısıdır. Yoksa anneliğin kanıksanmış gerekliliklerinin kapitalizmin çıkarlarına hizmet etmesi, feminizmin ispat ettiği yapaylığı, abartılılığı falan değil.
Annelik kimliğimin bana öğrettiği en önemli şey, bebeği başka birisine bırakarak işe gitmenin bir doktorun tedaviyi bir hasta bakıcıya devretmesi, bir hakimin mübaşiri kürsüye oturtmasına benzediği. Kısacası her anne kendi çocuğunun uzmanı olarak, bu sorumluluğu öncelikle kendisi üstlenmeli.
MELTEM ÖZTÜRK: Anne
Bu haber için okuyucularımızın yorumları
Aşağıda bu haber için okuyucularımızın yaptığı yorumları görüyorsunuz. Siz de yorumunuzu yazmak isterseniz lütfen tıklayın ve tüm okurlarımızla paylaşın!
OKUDUM: (Yazan: )
Çocuklarla ilgilenmeli (Yazan: )
kadın olmak zor iş (Yazan: Okşan Çetiner)
Sorumluluk (Yazan: Sevgi OKUMUŞ)
Özgür irade (Yazan: aziz yılmaz)
annelik içgüdüsü (Yazan: selçuk seçkin)
tercih meselesi (Yazan: )
Rasyonel ve genis bir bakis (Yazan: )
Okuldan gelince annemi görmek (Yazan: )
Meltem çok taze bir anne(bugün bir aylık olduk) ve bir doktora öğrencisi :) olarak her iki yazınıda çok beğendim. Ara sıra aklımdan geçirdiğim düşüncelerin hepsini ne güzel yazıya döküp anlatmışsın. Ellerine sağlık.
Eğer iznin olursa sitemden linklerini vermek isterim.
Evet herkesin kendi secimleri ve kendilerine gore yasadiklari hayatlari var. Secimler ve sonuclari kisilerin kendilerine ait. Meltem’in de dedigi gibi onun icin farkli insanlariz ve farkli hayatlar yasiyoruz. Bazen fikirlerimiz bir yerlerde kesisir, bazen de derin farkliliklar olusur arasinda,bu insan olmanin sonucu sanirim.
Bende tartisilar bircok fikri hayatinda yasamis biri olarak iki satir yazmak istedim. Calisan bir annenin, anesini ozleyerek anneannesi tarafindan buyutulmus tek cocuguyum. Sartlar sebebi ile annemin calismamasi soz konusu degildi. Bu sebepten cocugum oldugunda kendim buyutebilmeyi hep istemistim.
Universite sonrasi hic vakit kaybetmeden is hayatina atildim,cok yogun bir tempo ile calistigim bir isim vardi. O tempoda degil bir cocuga bakmak kendime bile bakmam soz konusu degildi. Calisma hayatim boyunca ki 6 sene surdu cok sey gordum bu konu ile ilgili bebeginin dogumundan 6 hafta sonra apar topar isine donup cocugunu hic bilmedikleri insanlara emenat edip sonra eve kurduklari kameralarla neler oldugunu gormeye calisan anneler vardi, yemek molalarinda eve ani baskinlar yapip herseyin yolunda oldugundan emin olmaya calisan endiseli anneler vardi.
Sonra gayet insanca bir ic gudu ile bebegine bakabilmek icin ucretsiz izin alan ve izin bitiminde is ile ilisigi kesilen iki arkadasim oldu benim. Ki her ikiside calismak zorunda olan insanlardi. Basta dedim ya hayatlar, sartlar her zaman her insan icin farkli
Cok sansliydim ki hayattaki secimler ve zorunluluklar beni ve esimi yurt disinda olmaya zorlayinca isimden ayrilip buralara geldik. Turkiyede sartlar imkan vermediginden sahip olamadigimiz yavruya burada sahip olduk. Simdi 26 aylik bir oglum var ve evimde tum vaktimi onun gelisimine harciyorum,yaptiklarimizi paylatigim bir sitem bile var
( http://arzukara.blogspot.com/ ) . Onunla olmadigim zamanlarida onu hayata karsi nasil daha iyi hazirlayabilirim diye okuyorum ya da bilgisayar basinda arastirmayapiyorum. Meltemin yazisini okudukdan sonra oturup dusundum, Buraya gelmeyip de Turkiyede kalsaydik isler nasil olurdu diye, acikcasi bir cevap bulamadim. Orasi kurtlar sofrasi gibi geliyor simdi bana, cunku en azindan benim icin calisan kadin, kendi ayaklari uzerinde duran insan, cagin kadini sifatlardan once insan gibi yasamak icin calismak bir zorunluluktu. Ve sanirim o sartlar altinda da sahip olacagimiz bir bebek bir taraflari tatmin edilmemis bir insan olarak hayata katilacakti. Zira ben kendi adima oyleyim.
Hayatta hersey her zaman bizim istedigimiz gibi olmuyor malesef, sartlar bizi bazen hicde tercih etmedigimiz seylere zorlayabiliyor, ama eger firsat varsa taze bir bireyi hayata hazirlamak ve buyumesine sahit olmak kadar onemli baska hicbirsey olamaz yasamda.
Meltemcim, guzel yazmissin yine, herkes istedigini alir fikirlerinden tercih edilmeyenler yine senindir.
Maksat paylasmak.
Sevgiler.
sevgili meltem,
ço güzel bir yazı ve güzel fikirler bence.
yorumlara takılarak üzülmemelisiniz. çünkü insanlar olayları baktıkları pencereden gördükleri/görmek istedikleri manzaraya göre değerlendiriyor. o yüzden de söylmek istediklerinizi farklı anlayıp kendilerince yorumlayabiliyorlar.
Benim eklemek istedigim nokta, kariyerli kadinlarin hemcinslerini isyerinde cocuk izni icin kayirmasi, ya da patronlarin cocuk izinlerini kabullenmesi, ancak, iznin yukunu isyerinin degil devletin (SSK)ustlenmesi (hemen yerine vekil alinir ve is yeri zarar etmez)ve babalara da ayni izni alma hakkinin verilmesiyle (Isyeri bilir ki erkek de olsa ayni izni talep etme olasaligi var)cözulebilecegi, ayni Iskandinavya ulkelerinde oldugu gibi…
Sevgiler…
[...] ailesi olan kadınlar ve yorumlara cevap yazılarıma hala yorum gelmesi nedeniyle, gelen yorumlardan yola çıkarak bu konuda yeniden [...]